Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Aralık '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1125
 

Dide-i huffaş ve sürü psikolojisi

Dide-i huffaş ve sürü psikolojisi
 


Erbâb-ı kemâlî çekemez nâkıs olanlar
Rencîde olur dîde-i huffâş ziyâdan

ziya paşa


Düşünce ürünleri ucuzlayıp da sokaklara dökülmeye başlayalı yıllar oluyor. Sokak tezgahlarından da geçtim, korsan yayıncıların elinde kaldı onca düşün emekçisinin alın teri!

Günümüzdeki yavanlığın, sığlığın kökü, doymak bilmez yarasaların düşünceyi ve düşünce ürünlerini karanlıklara gömdüğü o yıllara dayanıyor.

Düşünce ürünleri ucuzlayınca, düşünce de ucuzladı.

Evet... Sudan da ucuz oldu düşünce.

Dünyayı iyi bir yere götürme amacı çoktan unutuldu. Çoğunluk, aydın insanın ışığına doğrulmak yerine, sürü psikolojisiyle hareket ediyor. Nerede şamata, hurra oraya!.. Biri mi linç edilecek? Durun, beni de bekleyin... çok iyi hakaret ederim! Hatta “linç kültürü” diye bir kültür türü bile çıktı ortaya!

Linç, birkaç –özellikle de bir- tahrikçinin “sürü”yü harekete geçirmesiyle başlar! Linç edilenin en önemli özelliği yalnız olmasıdır. Linç edenlerse sürüsüne bereket! Zaten teke tek bir hesaplaşmanın adı linç değil, düello olurdu!

Ama bütün kavramların işine geldiği gibi çarpıtıldığı sürü toplumunda tahrikçi, sürüye hedef gösterdiği kişiyi “Yetişin, beni LİNÇ ediyor!” diye gösterir. Sonra çekilir amigo köşesine, höyküre höyküre timsah gözyaşları dökerek, linç olayına gaz ve yön verir!

Özeleştiri yapmaktan aciz olup da ‘erbab-ı kemâli çekemeyen nâkıs’lar, daima kendilerinin sütten çıkmış ak kaşık olduğunu ileri sürerler; ama ‘ziyâ’dan ‘ziyadesiyle’ rencide oldukları için, ‘erbâb-ı kemâl’e KÖTÜ yaftasını yapıştırırlar!

Oysa söylemleriyle, işbirlikçilikleriyle, çeşitli ayak oyunlarıyla kendilerini ele verirler.

Arif olan kimileri, taraf olmamak ve çirkinliklere bulaşmamak için anlamazdan gelseler de olanı biteni çok iyi anlarlar!

Sözü uzatmaya gerek yok. Bir küçük öyküyle, kıssadan hisse çıkaralım.

“Bir Bektaşi ile bir Mevlevi karşılaşmış, iyi-kötü konusunda tartışmaya koyulmuşlar.

Mevlevi ‘iyi’ denince, kendi tekkesinde uyumlu davranan, güzel dönen, şeyhe yürekten bağlanan, saygı duyan, yardımsever vb. davranışları olan kişiyi anladığını söylemiş.

Bektaşi buna karşı çıkmış, başka ölçekler göstermiş, özellikle içki üzerinde durmuş, onun önemini vurgulamış.

İkisi arasında geçen tartışma büyümüş, kim doğru söylemişse karşısındakinin ona bir koç vermesi gerektiği konusunda anlaşmışlar.

Tekkede, yaşadığı yörede”çok iyi” bilinen bir Mevlevi dervişi örnek alınmış. Bektaşi belirlenen günde Mevlevi tekkesine gitmiş, bu “çok iyi”nin bütün davranışlarını, görevlerini gözlemlemiş.

Sıra, bu kişinin bir de Bektaşi tekkesinde denenmesine gelmiş. Belirli günde, Mevlevî tekkesinin şeyhi de tanık olarak Bektaşi tekkesine gelmiş. Söyleşmişler, konuşmuşlar, içkiler içilmiş, külbastılar yenmiş, bizim “çok iyi” Mevlevi iyice kendinden geçmiş, sağa sola bakınmış, gitmiş Mevlevi şeyhinin önünde işemiş, sonra da “destur ya pirim!” demiş.

Bektaşi, gülmekle yetinmiş. Mevlevî arkasına bakmadan sıvışmış. Demek “çok iyi” ile, “çok kötü” sözle değil, eylemle anlaşılırmış.

***

Yazdığı yazılarda sürekli kendini anlatan, anlatmakla da kalmayıp sürekli dışa vuran yanıyla kendini yorumlayan, parçala-t-mak istediği kişilere karşı ne kadar haklı olduğunu yineleyen kişi “iyi” değildir! Çünkü böylece ortaya koyduğu kişiliği, gizlenmeye... olduğundan başka gösterilmeye çok uygundur.

Kişiyi anlamak mı istiyorsunuz? Ruhunun görünmeyen yanına çevirin el fenerlerinizi!

Rencide oluyorsa dîde-i huffaş zîyâdan, bilin ki o bir nâkıstır, bildiği yanıldığına yetmeyen!...

Zelin Artuğ, Aralık 2010, Yeryüzü

http://www.kucukisler.com/2010/12/18/dide-i-huffas-ve-suru-psikolojisi/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

LAFA BAKILMAZ demiş bilgeler. ÖNEMLİ OLAN YAPTIKLARIMIZDIR. "Bilmek" ayrı,"olmak" ayrıdır,BİLEN BİLGİÇ tir.Bildiklerimiz eylemleşmediği sürece o bilgiçten öte gidemez.Bilgiler kişide EYLEM haline geldiğindeyse BİLİNÇ olur.Çağımız BİLİNÇ değil,bilgiçlik çağı...Yine çok güzel bir paylaşımdı,bilincine sağlık,sevgimle...:)

Şerife Mutlu 
 18.12.2010 21:34
Cevap :
Çağımızı iyi tahlil etmişsin Sevgideğerim. Bir yanda rant yiyen, peygamber de tüccardı, diye (kapitalist sistemde, sistemin kuralları dışına çıkarsan iflas edersin) ticaret(!) yapıp, servetine servet katarken camiden, mescitten çıkmayan dini bütünler... Öte yandan, marksist söylemlerle mangalda kül bırakmazken... aş bulunca girişen, kavga bulunca sıvışan yanar dönerler... Bireylerin suçu yok burada! Her şey"kuklacı" Sam'ın başının altından çıkıyor, dersem bilgiçlik mi olur acaba? Yine de Şerife Mutlu'nun dostu olmak demek, bilgiçlik sahiline sırtını dönüp, bilincin enginliğine doğru yelken açmak, demek! A.Kaya'nın deyişiyle, "Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe!" Sevgi ve saygıyla..  19.12.2010 21:51
 

Son zamanlarda MB'de okuduğum en "harbî", pragmatik ve en etkileyici yazılardan birini bizlerle paylaştığınız için kendi adıma çok teşekkür ederim. Hastalığı doğru teşhis etmişsiniz, tebrik ederim. Şimdi sıra "Neşteri hangi bölgeye vurmalı, hastalığı nasıl tedavi etmeli?" sorusunun yanıtına gelmiştir. Bence bunun yanıtını da bir-iki blog halinde bizlerle paylaşmalısınız. Sitenize de baktım şimdi, nefis yazılar var. Üretken zihninize, yüreğinize sağlık. Selamla, saygıyla... MS

Mehmet Sağlam 
 18.12.2010 10:14
Cevap :
Sevgideğer Mehmet Sağlam, Doğru teşhis elbette çok önemli. Ancak neşteri vurup tedaviye başlamadan önce, ciddi bir konsültasyon gerekli. “Hasta”nın tahlil sonuçları iyi değerlendirilmeli. Kanında bulaşıcı bir virüs taşıyıp taşımadığından tutun… tansiyonu, nabzı… iyice gözden geçirilmeli. Böylesi ciddi bir operasyonun sorumluluğu bir kişiye verilmemeli. Kendi alanında uzman toplum doktorları birlikte girişmeli operasyona! Ayrıca cahil ve yaygaracı hasta yakınları, galoş giymeden, ayağının tozuyla hastaya yakın ortamlarda dolaşmamalı... Dolaşanlar, toplum doktorları tarafından ciddi şekilde UYARILMALI! Bulaşıcı bir hastalık söz konusu olduğunda, toplum doktorlarının yıllık “izin”leri kaldırılmalı! Gördüğünüz gibi değerli meslektaşım, bu hastalıkla mücadelede, birçok sorumlu kişiye görev düşüyor. Umarım, “yazımı onurlandıran yorumunuza yanıt”a iliştirdiğim mesaj, doğru adreslere ulaşmıştır. Selam ve saygıyla...  18.12.2010 14:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 798
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1022
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster