Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ağustos '11

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
1076
 

Dindeki Çürüme !

Dindeki Çürüme !
 

Çoğu zaman, önder, hükümdar ya da ayrıcalıklı bir sınıf, yeryüzündeki egemenliğini güçlendirmek için, ona dinsel görevler eklemiştir ya da politik gücü elinde tutan sınıfla dinsel grup arasında bir çıkar ortaklığı kurulmuştur.

A. EINSTEIN

<><><>

Dinler yüce yaratıcı Allah’ın, insanlara peygamberleri aracılığı ile gönderdiği bir sistemdir.

Bu sistem, akıl sahiplerini kendi istekleri ile dünyada huzur ve saadete, ahrette ise sonsuz mutluluğa ulaştırır.

Dinler bize yaratılışımızın amacını, Allah’a karşı yükümlü olduğumuz görevleri öğretir. İyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı tanıtır ve iyiye ulaşmanın yollarını gösterir.

Din ruhen insanı yükseltir, ahlaken olgunlaştırır. Fertlerin birbirlerinin haklarına karşı saygılı olmalarını ister ve uyulması gereken hak ve görevleri belirler.

Kısaca yeryüzüne gönderilmiş dinlerin gayesi, insanı hem dünya hayatında, hem de ahrette mutluluğa ve huzura kavuşturmaktır. İnsanlara düşen görev de dinlerin gösterdiği yolda yürüyerek, bu mutluluğu yaşamak ve yaşatmaktır.

Peki, böyle mi olmaktadır?

Dünya tarihinin başlangıcından günümüze kadar geçen sürede, huzur, barış ve sevgi için gönderildiği bilinen dinler yüzyıllarca, maalesef ayrılık, bağnazlık ve savaş nedeni olmuştur.

Hayatın ve dinin asıl amacı olması gereken, hassasiyet, iyi niyet, barış ve yardımseverlik duygularını kaybeden insanlar, dinlerin evrensel mesajlarını alabilecek algı kapasitesinden gün geçtikçe uzaklaşmışlardır.

Takım tutar gibi, empati yapmaksızın kendi kör inançlarının peşinde bağırıp, çağırmakla meşgul bir çok insan dini ve ahlaki değerlerinden gün geçtikçe uzaklaşmaktadır.

Sonuç büyük bir kaos olarak karşımıza çıkmaktadır.

Her önüne gelen dini yorumlayıp uygulamaya –ve uygulatmaya- çalıştığı için, toplumda huzur ve düzen günden güne azalmaktadır.

Dinin insanlarca algılanma, yorumlanma –ve dayatma- şekli, yaşadığımız topluma istenilen huzur ve düzeni getirmeyecek, kaos ortamı yaratacaktır.

Bu yüzden reformun önce beyinlerde yaratılması gereği ortaya çıkmaktadır.

Her önüne gelen dini yorumlayamaz, yorumladığı şekliyle uygulayamaz ve UYGULATAMAZ!

Bilinçsizliğin yerine bütünlük bilinci gelişmedikçe, insanlık beklenenden de yakın bir gelecekte kendini yok edecektir.

Üzerinde yaşayan son derece akıllı canlıların, aptallıkları nedeniyle dünya kaybedilmiş bir gezegene dönüşecektir.

İnsanlığın ve dinin geldiği nokta, Allah’ı bile şaşırtan büyük bir fiyaskodur.

Lütfen toplumsal ve dinsel bütünlüğümüzü korumak adına, üzerimize düşen görevi yapalım.

Dini yorumlamaktan, uygulatmaktan –ve dayatmaktan- vazgeçelim. Din kişinin maneviyatı ve inanç sistemi ile ilgilidir. Fazlasıyla kişiye özel bir olgudur.

Fertler üzerinde dinsel baskı ve dinsel otorite kurmaya çalışarak, toplumda kaos ortamı yaratıp dünyayı lütfen kirletmeyelim!

<><><>

Sn. Asabi Kedi’nin yazmış olduğu “Nöbetçi Dindarlar” başlıklı yazısına yaptığım yorum bu yazıyı yazmama sebep olmuştur.

http://blog.milliyet.com.tr/Nobetci_dindarlar/Blog/?BlogNo=320569

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yaratıcının emirlerini sırf Ona hizmet ettiğini sanarak düpedüz zulümle, iftirayla, bağnazlıkla inkâr eden, üstelik bunun ayrımında olmayan ilkel insanların neredeyse dizginleri ele aldığı karanlık bir çağa girdik. Gerçek devlet büyüğü İsmet İnönü’nin çok sevdiğim bir sözü var: “…bir ülkede namus sahipleri, en az şer ehli kadar cesur olmadıkça, o memleket mutlaka batar!” Burada gerçek inanç sahipleri, ama bilinçli, dinin olduğu gibi yaşayanlar cesur, açık ve girişken olmak zorunda. Din hassas bir konudur deyip sıvışılmamalı, kenara çekilip seyirci olarak kalınmamalı. Cesur olunmalı! Anlatılacak çok şey var, ama konu uzun, yer dar! Başka bir blogda görüşmek üzere, sevgiyle, mutlulukla, hoşgörüyle ve sağlıcakla kalın. Saygılar sunarım.

Güz Özlemi 
 15.08.2011 12:15
 

Bu göksel düşünce sisteminin anlaşılabilmesi için eğitim ve bilgiyle desteklenen aklın da devreye sokulması şarttır. İşte o zaman dini bilgilerle ve Kutsal Kitapla ilgi yapılan yorumlarla, ayağı yere basan, ilim ve mantıkla desteklenmiş sağlıklı sonuçlar ortaya çıkarabilecektir. Prof. Yaşar Nuri Öztürk ve Prof Abdülaziz Bayındır teravih namazının olmadığını, Allahın elçisi tarafından da yasaklandığını yakın zamanda belirttiler. Ancak neredeyse kimsenin buna aldırmadığını görebiliyoruz. Bazı batıl inançlar neredeyse Allah’ın peygamberinin sözünün önüne bile geçmektedir. İşte sizin “İnsanlığın ve dinin geldiği nokta, Allah’ı bile şaşırtan bir fiyaskodur.” sözünüze bir örnekti bu! Daha niceleri sayılabilir.

Güz Özlemi 
 15.08.2011 12:10
Cevap :
Merhaba Asabi Kedi, asıl ben size teşekkür ederim, bu kadar önemli bir konuda yazdığınız ve benim de yazmama vesile olduğunuz için. Sözlerinize harfiyen katılıyorum. Din hala, o kadar büyük bir tabu ki, insanlar Allah'tan ve dinden korkar hale getirildiler! İşaret ettiğiniz gibi, Yaşar Nuri Öztürk'ün teravih namazıyla ilgili söylediği sözler de bunun apaçık bir göstergesi oldu aslında. Ne fırtınalar koptu! Zira böyle bilinmiş yüzyıllarca ve bu kanun! haline gelmiş. Kimse aldırmıyor, halen devam ediyor ve işaret ettiğiniz gibi, Allah'ın peygamberi'nin sözünün bile önüne geçiliyor. Yazık diyorum sadece... Din bu hale getirilmemeliydi ! Dini Allah'ın verdiği mesajlarla, kişisel düzeyde yaşayabilmeli ve bir tabu haline getirmemeliydik.. Çok teşekkür ederim güzel ve yazımı tamamlayan doğrularla donattığınız yorumlarınız için. En derin saygılarımı sunuyor, güzel bir hafta geçirmenizi diliyorum. Sevgilerimle.  15.08.2011 12:22
 

Değerli Nilgün Hanım, öncelikle bloğumun bağlantısı bildirmek inceliğinde bulunduğunuz için teşekkür ederim. Yazmış olduğunuz nitelikli yorumunuz, bu denli güzel bir blogda ayrıntılı olarak dile getirilmeyi emin olun hak ediyordu. Bu anlamda memnuniyetimi ifade etmek isterim. Yazınızda o denli akılcı saptamalar var ki hepsine ayrı yorum yazmak istesem de yer darlığından özet olarak geçmek durumunda kalacağım. Zaten değerli blog dostlarımız güzel yorumlarıyla yeterince katkıda bulunmuşlar. Yazıma Nur Eşmeli hanımın yorumuyla vurguladığı bir gerçek var: Kutsal Kitap gönüllerde değil duvarlarda kaldıkça, Yaratıcının sözlerini gerçek anlamda bilme olanağı yoktur. O zaman özellikle okumayan ama inancını yaşamak isteyen saf halk kesimi, dışarıdan din diye anlatılan safsatalarla yaşamını geçirmek durumunda kalmaktadır. Arap gelenekleri ve dili din adı altında bize “yutturulmaktadır”. (1)

Güz Özlemi 
 15.08.2011 12:08
 

Türkiye'yi ifade eden renk giderek koyu yeşile, türbe yeşiline dönerken, Türkiye giderek hızlanan adımlarla din devletine, şeriat devletine sürüklenirken, ortalık gün gibi, güneş gibi aydınlanmak yerine kara taassuba boğulurken, kara cehalete gömülen insan yığınları toplumsal bilinçten uzaklaştırılıp, bile isteye, sistemli bir şekilde bireyselliğe, yanlızlığa mahkum edilirken uyarılarınız son derece dikkat çekici, haklı ve yerinde... Ancak bu uyarıları dinleyecek, dikkate alacak insan nerede? Söylediklerinizden ders çıkaracak akıl, irade, farkındalık, aydınlık bilinç nerede? Zaman zaman doğruları kendimiz söylüyoruz, kendimiz dinliyoruz duygusuna kapılıyorum. Tıpkı bu ciddi analiz ve uyarılarla dolu yazınızda olduğu gibi Nilgün hanım. Cemce sevgilerimle...

Cem Beraat Çamsarı 
 15.08.2011 8:55
Cevap :
Merhaba Cem Bey... Ben sizin kadar karamsar değilim. Eminim ki bu yazıyı okuyacak bir çok insan, sağduyulu düşünebilecek. Kendine bile itiraf edemese de düşünecek...! Belki böyle böyle kafalarında bir gün bir ışık yanacak ve tabulara son verecekler. Benim hala umudum var :) Çok teşekkür ederim değerli yorumunuz için. Güzel bir hafta diliyorum, sağlıcakla kalın.  15.08.2011 12:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 559
Toplam yorum
: 1939
Toplam mesaj
: 119
Ort. okunma sayısı
: 8141
Kayıt tarihi
: 30.03.10
 
 

Kişisel gelişim uzmanıyım. Yaşam Koçu, İlişki Koçu, NLP Uzmanı ve Eğitmeni, Kuantum Yaşam Koç..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster