Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Temmuz '16

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
151
 

Dünya dönse de biz de insanlık da aynı noktadayız hâlihazırda.

Dünya dönse de biz de insanlık da aynı noktadayız hâlihazırda.
 

Bir şarkı var bilirsiniz, “Dünya dönüyor sen ne derse de” evet, dünya dönüyor döndükçe de hem toplumumuz, hem de insanlık büyük bir ‘tufan’a sürükleniyor.

Belki şu an fark edilmese de…  

Belki de giderek normalleşiyor gözümüzde nice anormal gelişmeler.

Mayıs 2013’ün son günleri küçük bir genç topluluğu Gezi Parkı’nda bir eylem başlattı. Bu hareketi, Ak Parti iktidarına karşı kitlesel bir tepkiye dönüştürmek isteyenlere de gün doğru, tepkiler bir çığ gibi diğer kentlere yansıdı.

Uzatmayalım bu toplumsal badire pek çok hatalara rağmen sona erdirilse de, 17 Aralık 2013’te bir başka süreç başladı. Bu süreç sırasında en fazla yara alan da polis teşkilatı oldu, yurdun dört bir yanına yayılan Gezi Parkı eylemlerinde bir hayli zorlanan polis teşkilatı.

Bahane de hazırdı cemaat.

Dünya dönüyor derken böylesi bir gerçeği kastediyorum zaten. Gezi Parkı eylemleri sırasında görevini yaparken zorlanacaksın, o bitecek 17 Aralık sürecinde de okun hedefinde olacaksın.

15 Temmuz 2016 Cuma gecesi bir başka gelişme oldu, Gezi Parkı ve 17 Aralık sürecinde Ak Parti’yi iktidardan indiremeyenler, bu kez ordu üzerinden Meclisi de bombaladıkları bir askeri kalkışma gerçekleştirdiler.

Bunun üzerine halkı meydanlara çağıran bu kez Ak Parti’nin doğal lideri de olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan oldu.

Tabii bu askeri darbe girişimi de cemaate havale edildi.

Herkes halk üzerinden, yetmedi cemaat, polis ve de asker üzerinden bir şeyler yapmak istiyor bu belli.

Ama söylemlerine yansıyan cümleler, ne içinde bulunduğumuz tehlikeyi dikkate aldıkları, ne de dünyanın içinde bulunduğu kaosta bir adım sonra nasıl bir açmazla karşılaşacağımızı düşünmediklerini gösteriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün yine “kim ne derse desin Gezi Parkı’nda Topçu kışlasını yapacağız, Taksim’e de bir camii mutlaka yapılacak” dedi.

Bu da beni oldukça düşündürüyor, neden mi, neden olacak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söyleminin doğru olmadığı bir yana, bu söylemlerden rahatsız olanların cemaatten çok yıllar önce kendisini 28 Şubat sürecinde siyasal hükümlü yapanların olduğu biliniyor.

Bu da aklıma şu soruyu getiriyor, cemaatin de kirli yanları vardır; ama esas kirlilerin cemaat maskesi altında karartıldığı, ya da korunduğu da bir gerçek değil mi?

Evet, böylesi bir sonucu başaranlar kim?

Kanaatimce bunu başaranlar: Tayyip Erdoğan’a, “Gezi Parkı’na Topçu kışlasını mutlaka yap, Taksim’e cami yapmayı da ihmal etme, öyle ya, güç artık sende” diyenlerle; onun bu söylemlerine kızanların yanındaki beyefendiler.

Bu beyefendiler aslında aynı yolun yolcularıdır, birinin bir cenahta, diğerinin öbür cenahta olması bizi yanıltmasın; bunlar bu iki cepheyi yanıltan ve de çatıştıran bir rol üslenmişlerdir.

Aslında bu beyefendilerin tek dertleri bu ikili çatışmayı körükleyerek ülkemizi küresel efendilere teslim etmektir. Ama zaman içinde cemaatte bu beyefendilerin işlerini kolaylaştıran bir maskeye dönüştü, ya da dönüştürüldü.  

Bunda dâhilleri olmuş mudur, olabilir; ama bir başka gerçek daha var: azılı suçluların üstü örtülüyor cemaat şablonu üzerinden. Dahası ordu ve emniyetin yıpratılmasını da kolaylaştırıyor bu durum.

Esas istenen de bu galiba!

Son bir haberle tamamlayalım yazımızı, Fethullah Gülen ABD’den istenecek ya, bunun hukuki alt yapısını oluşturmak için yapılan bir çalışma mı tam olarak bilmiyorum; ama İstanbul 18. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi İlhan Karagöz skandal bir karara imza atmış,  ne mi yapmış, Fethullah Gülen’i ‘mehdi’ ilan etmiş.

Bu skandal karar bana şunu gösterdi ki ülkem bütün kurumlarıyla birlikte Siyonistlerle Evangelistler tarafından ele geçirildiği gibi, aynı zamanda ahir zamanda yaşanacağı söylenen bir savaşa da hızla sürüklenmektedir.

Böylesi bir süreçte emniyet ve ordunun içine sürüklendiği durum da oldukça düşündürücü. Meclis’i bombalayanların kimlere hizmet ettiğini de açıklayan bir haber bu. Askeri kalkışmanın arka planında kimlerin olduğu yani.

İşte böylesi bir süreçte cemaat tartışmalarının ayyuka çıkması da oldukça anlamlı. Ülkem Siyonistlerle Evangelistlerin esiri, böylesi bir süreçte de cemaat suçlu. Ama gerçek suçluların da üstünü örten bir maske.

Diyeceğim o ki dünya dönse de biz aynı noktadayız hâlihazırda.

Ve diyeceğim o ki dünya dönse de insanlık aynı noktada hâlihazırda, sapkın mezheplerin peşinde ve de izinde önce dünyayı ele geçiriyor, daha sonra da hadi bakalım kıyamet nasıl kopacak bir kez daha deneyelim diye büyük çaplı bir tatbikata koyuluyor.

Bu sapkınlık yolunda nice medeniyeti yerle bir etti insanlık, ne var ki hiçbir zaman da akıllanmadı.

Eğer bu haber de akıllandırmazsa bizi, yanmışız da ağlayanımız yok demektir. Siyonistlerle Evangelistler el ele vermişler, devletimizi de milletimiz de; bitirmişler.

Bu arada başarılı mı, yoksa başarısız mı olduğuna tam olarak karar veremediğimiz askeri kalkışmanın lideri olduğu söylenen 30’uncu Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk’ün 28 Şubat sürecinde Tel Aviv’de askeri ateşi olduğunu biliyor muydunuz?

Rıza Üsküdar

20 Temmuz 2016/Eskişehir

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 3477
Toplam yorum
: 2192
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 568
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuyum. Öğretmenliğim sırasın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster