Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ekim '20

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
56
 

DÜNYANIN TÜM KİTAPLARINA

Bir hayli zamandır, aldığım yeni kitaplar raflarda yer kalmadığı için yerde ve koltukların üzerinde duruyordu. Yeni bir raf getirmiştim fakat evin içinde bu rafa yer bulmam zor oldu. En sonunda koltukları biraz pencereye doğru iterek elde ettiğim yere yerleştirebildim rafı.
Kitaplar sarmaşığa dönmüş, neredeyse tüm duvarları sarmıştı.
Kitapları yeni rafa türlerine göre yerleştirmek için halının üzerine yayarken aklıma henüz 9 yaşındayken, İstanbul Küçükköy'deki evimizin önünde, kaldırımın üstüne açtığım ilk kitap sergisi geldi. Bir gazetenin üzerine yaydığım kitapların yanında gururla oturuyor, kitaplara bir tür yaramazlık amacıyla el uzatan yaşıtım çocuklara tersleniyor, " Kitaplar kaç para" diyenlere de, "Satılık değil" diyordum. O zaman bile kıskanırdım kitaplarımı. Peki, madem satılık değil niye sergiliyordum. Çocukluk işte. Belki oyun oynuyordum kendimce. Ya da gerçekten satmak içindi de, kıyamıyordum. Bilmiyorum.
Taşlıtarla'da, şimdi ismini anımsayamadığım bir sinemanın önüne, yere kitap sergisi açanlar olurdu. Belki onlardan özenmiştim. Sonraları aralarına katıldığım bu sergicilerin çoğuyla arkadaş olmuş, okul sonraları kitaplarımı alıp sinemanın önünde soluğu almış, bir kenarda kendi sergimi açmıştım. Yine de satamıyordum. Biri sergimdeki kitabın birine el atsa, içimden, "Ahh, almasa" diye dua ederdim. Yine adını hatırlayamadığım bir kitapçı bana "Sat, kazandığın parayla başka kitaplar alırsın" dediğinde şaşırmış ve nasıl olur da bunu düşünemem diye eseflenmiştim. Dediği gibi yaptım. Sattığım kitaplardan elde ettiğim parayı hemen başka bir kitaba çeviriyordum. ( Hala öyle yapıyorum) Sergimdeki kitaplar sürekli değişmeye başladı. Böylece para harcamadan çok fazla kitap ediniyor ve okuyordum.
Güzel günlerdi.
Ta ki, babamın işi icabı Bursa'ya taşınmamıza kadar. Yerleştiğimiz kasaba (Gürsu) merkeze uzaktı ve kırtasiyecileri saymazsak kitapçı yoktu. Bir gazete bayi vardı, ben oradan çizgi roman alır, aynı gece bitirir, ertesi gün ne okuyacağımı düşünerek kararır dururdum.
Bir üst sınıfa giden çocukların ders kitaplarını ister, okur geri verirdim.
Sonra kasabanın kütüphanesini keşfettim. Tüm boş vakitlerimi bu kütüphanede geçirmeye başladım. Fakat kütüphane memuru sadece çocuk kitaplarını okumama izin veriyor, tüm yalvarıp yakarmalarıma kulak asmadan diğer kitaplara dokunmama bile izin vermiyordu. Bazı geceler bu kitaplarda kalan aklımın etkisiyle gördüğüm rüyalarda kütüphane memurunun işine son verip yerine geçiyor, kendimi kütüphanenin yegane kralı ilan ediyor ve üst raftaki tüm kitapları masanın üzerine indirip keyifle okuyordum.
Bir gün üst raflardan birinde cildi rengarenk bir kitap takıldı gözüme, hiç umudum olmadığı halde kütüphane memurundan istedim, tabii ki vermedi. Kütüphanecinin dışarıda olduğu bir zaman bir taburenin üzerine çıkıp kitabı aldım, koynuma soktum.
Eve varır varmaz kitabı koynumdan çıkardım ve tüm gece, uykum ağır basana kadar okudum. Fakat kitap umduğum gibi çıkmadı. Sanırım çocuk aklının alacağının üstünde bir kitaptı.Kitabı izinsiz almanın utancıyla bir daha kütüphaneye gidemedim. Hem gitsem ne olacaktı? Aynı kitapları okumaktan sıkılmıştım.
Bir bayram günü mahallenin çocukları birbirimize uymuş, şeker ya da para toplamak maksadıyla uzak bir mahalleye, tanımadığımız insanların bayramlarını kutlamaya gitmiştik. Zilini ısrarla çaldığımız bir kapının önünde tüm pişkinliğimizle beklerken, bizden dört yahut 5 yaş kadar büyük ve güzel bir kız elinde tuttuğu "15 Yaşında Bir Kaptan" adlı ciltli bir kitapla kapıyı açmış, bize doğru yarı alaycı bir bakışla beraber gülümseyerek içeriye doğru, "Anne! Çocuklar geldi!" diye bağırdıktan sonra gözden kaybolmuştu.
O gece güzel kız ve elinde tuttuğu kitap bir türlü gözümün önünden gitmedi.
Ve o gece 15 yaşıma geldiğimde bir kaptan olacağıma dair kendime söz verdikten sonra uykuya dalar dalmaz kendimi kaptan olarak bulduğum bir rüya gördüm. Üzerimde kaptan kıyafetiyle aynı zile aynı ısrarla basıyordum. Kapıyı açan güzel kız gülümseyerek "Ahhh tatlım" diyordu bana. " Ahh tatlım , neredeydin?"
Dünyanın tüm kitaplarına selam ederim...
 
jale kasap, ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hoş geldiniz. Umarım burayı seversiniz. Eski hali çok daha iyiydi ama yine de birçok blog sitesinden hallice. Raci Hoca'yı ve elbette Cezmi'yi de bekliyoruz yazılarınızda. Kolay gelsin diyorum.

Melek Koç 
 16.10.2020 12:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 47
Kayıt tarihi
: 14.10.20
 
 

Kendimi anlatacak değilim. Dikkatli bir okuyucu zaten beni tanıyacaktır...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster