Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mayıs '19

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
43
 

Eğitim; Ama Nasıl Bir Eğitim?

Eğitim, caddeye, sokağa bırakılamayacak kadar önemli olduğu gibi, aynı zamanda caddeyi, sokağı yok saymadan; ona medeni bir ölçü kazandırması beklenen bir disiplindir. Disiplin, otorite demektir, yerine herhangi bir şeyi ikame etmenin mümkün olmadığı bir durumu tanımlar otorite. Buradan üretilen ‘otoriter rejim’ kavramıysa, yok edilen nice otorite değerin neticesinde gelinen bir savrulma sürecidir o kadar.

Böylesi bir gerçeğin farkına varmak için, nesillerini eğitenler, bunun için eğitim programları hazırlayanlar; her şeyden önce nesillerini, neden ve nasıl eğittiklerinin muhasebesini yapmak zorundadırlar.

Ülke bütçeniz yıllık açık verebilir, hatta uluslararası ticaret bağlamında dış ticaret açığınız da olabilir, bunları zaman içinde telefi etmeniz mümkündür; ama nesillerinizi eğitirken, neyi nasıl yaptığınızın şuurunda değilseniz, bunun yol açtığı açığı, yıllar yılı kapatamazsınız.

Ve nesillerinizi eğiten olmaktan çok, eğitim adı altında zihniyet savrukluğunuzu ele verirsiniz yıllar yılı. Bir nesne haline getirirsiniz nice neslinizi, neyi nasıl yaşadığının farkına varamayan. Ama nice zihni yarılmanın izinde, nesnelerin nesneleri eğitmesinin nelere yol açtığına bir gün gelir, tanık olursunuz. Yine de farkına varamazsınız, nesnenin nesneyle çarpışması, sadece ses çıkarır; ama bundan sonuç çıkarması mümkün değildir.

Eğitim ne dinsizleştirilebilir, ne de dinileştirilebilir; din bir öğüttür çünkü. Öğüt, öğüt verdiğinizi değirmendeki buğday gibi una dönüştürmek değildir, kaldı ki din denildiğinde mangalda kül bırakmayanların da, tüyleri ürperenlerin de çevresine bir şeylerin öğüdünü verdiğini biliyoruz.

O halde kişi iradesini yok sayan bir yaklaşım, eğitim modeli olamaz; insanı insan yapan duygu zenginliğini, donuklaştıran, merhamet duygusunu sıfırlayan, ayrıştırıcı, bencillik doğuran anlayışlarla nesiller eğitilemez, ancak nesiller bitirilir, yok edilir.

Anlatmak istediğim ruhen bitirilmesidir, yoksa bendeni kalıplarının dimdik ayakta olduğunu biliyorum; toplumsal çatışmamızın ses getiren boyutu da, bedeni, fizik gücünü kullanmaktan ibarettir. Bu gibilerin beyin gücüne düşman oldukları da bilinen bir gerçektir.

Bu gerçekte şu soruyu getiriyor akla, madem fizik gücü çok daha önemli, beyin gücünün de düşmanı oluyoruz hâlihazırda, biraz da dürüst davransak, eğitim modelimizi somut bir biçimde ortaya koysak olmaz mı?

Eğitim yoluyla kişi iradesini yok mu etmek istiyoruz, eğitimi robotlaştırmanın bir vasıtası mı görüyoruz, robot, kendine yükleneni düşünür; ama düşüncesi üzerinde düşünemez. Robot, ek yükleme yapılmadığı takdirde, düşüncesini de davranışını da değiştiremez.

Ne var ki düşüncesi üzerinde düşünen insan, eğitim düzeyi her ne olursa olsun, yaşadığı sürece düşüncesini de, davranışlarını da iradi eylemleriyle düzenleyebilecektir. Buna imkân vermeyen bir eğitim neye benzer, ne işe yarar?

İnsanlığı, bir savaştan, bir diğer savaşa sürükleyenlerin, yol açtıkları her savaşı; ‘boyacı küpü’ değişim ve dönüşümün vasıtaları haline getirdiğini düşündüğümüzde, eğitimi de bir ‘boyacı küpü kalıbı’ görmek, hata ötesi bir hatadır ki, nice neslimiz böylesi bir hatanın kurbanı olmuştur.

Caddede, sokakta kurban olanı olmuştur, sözde mahkemelerin infaz kararlarında kurban olanı olmuştur, nice eğitim reformu diye takdim edilen bayat reçetelerin birbirini takip eden zincirinde kurban olanları olmuştur; ama bir kişi çıkıp da böylesi bir aymazlığa itiraz etmemiştir.

Düşünün bir ülke var, yönetim merkezine küllüye diyor, bu bile ele veriyor, kişi iradesine verilen önem ne düzeydedir ve de düşüncesi üzerinde düşünen insan; böylesi bir ülkede ne durumdadır?

Bu sorunun cevabını Nabi Avcı veremez, belki kendisine böylesi bir ödevi verenler biliyordur, neleri, nasıl yaşadığımızı. Kim bilir, belki Nabi Avcı’ya ödev verenler de, benzer durumdadırlar, kavramların, sözcüklerin anlamını yitirdiği günümüzde, bırakın ülkemizi, dünyada da kalmadı düşüncesi üzerinde düşünen adam.

Kaldıysa da, onların etrafında dönmüyor dünya, ya da insanlık, tarihin hiçbir döneminde bu denli savrulmamıştı, benden sonra tufan anlayışını bu denli içselleştirmemişti.

Kaldı ki Osmanlı, yönetim merkezlerine değil, toplumun hizmetine sunulan yapılar topluluğuna demiştir küllüye: medrese, cami, öğrencilerin barındıkları yapılar, kütüphane, kervanların konakladığı alanlar vs.

Düşüncesi üzerinde düşünen adam diyor ki, sivil alana, yani toplumuna hizmet sunan medeniyet çizgisi nerde, her şeyi siyasetin bir parçası haline getiren, tabiri caizse sivil alan diye bir alan bırakmayan günümüzün tükenmişliği nerde?

Hiç şüphesiz gelecek iddialarını kaybeden toplumların, ya da genel anlamda insanlığın zamanı tersine akıtması, geçmiş medeniyet çizgilerini ihya etmiyor, geçmişteki medeniyet çizgilerine bile çarpık gözle baktıklarını ele veriyor.

Eğitim; “ama nasıl bir eğitim?” sorusunun cevabını bilmiyorsanız, ya da bilseniz bile uygulamıyorsanız, bir şekilde işinize gelmiyorsa; bari eğitimi zorunlu olmaktan çıkarın. Tüm dünyada Yakınçağ’ın başlangıcından itibaren gündeme gelen ‘zorunlu eğitim’ uygulaması; insanlığa, nesiller boyu ne kazandırdı, nelerini koparıp aldı elinden?

Böylesi bir sorgulamanın da günü gelmiştir, öyle ya, kölelik çoğu zaman okuma yazma bilmeyenlerin eseri olmamıştır; okuryazarların cehaletinden doğmuştur.

Rıza Üsküdar

23 Mayıs 2019/Eskişehir

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 3453
Toplam yorum
: 2178
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 572
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuyum. Öğretmenliğim sırasın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster