Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Rıza Üsküdar (Anadolu'm ayağa kalkarken)

http://blog.milliyet.com.tr/ruskudar

16 Ağustos '06

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
70585
 

Eğitim sistemimizin sorunları ve çözüm önerileri

Aşağıdaki Eğitim Sistemimizin Sorunları ve Çözüm Önerileri başlıklı yazıyı yazmakla amacım, bir eğitimci olarak yarınımızın teminatı sevgili çocuklarımızı ve gençlerimizi daha iyi eğitecek bir eğitim sisteminin oluşturulmasına katkıda bulunmaktır. Amacına ulaşmasını diliyorum.

Eğitim sistemimiz bugün, bir sorunlar yumağı haline gelmiştir. Bu sorunların da temel nedeni, sorunları çözmek için üretilen çözüm önerilerinin hayata geçirilmesi konusunda, gerek siyasi iradenin ve gerekse eğitim ile ilgili anayasal kurumların ayak diretmesidir. Yani çözümsüzlüğü, çözüm görme anlayışlarıdır. Bu bağlamda eğitim sistemimizin, değişik konularda pek çok önemli sorunu vardır. eğitim sistemimizin, bazı sorunları ve bunlara ilişkin çözüm önerilerini maddeler halinde şu şekilde sıralayabiliriz.

 

1. Fiziki Altyapı ve Donanım Sorunu:


Ülkemizde bölgeler arası ve kırsal kesimden kentlere göç olgusu, uzun bir süreden beri yaşanmaktadır. Bu göçler, kırsal kesimlerdeki okullarımızın bir kısmının öğrencisizlikten dolayı kapanmasına yol açmakta ve bu bölgelerde atıl bir kapasitenin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Diğer taraftan yine bu göçlerin etkisinin sonucunda il merkezlerimizde büyük bir okul ve derslik açığı ortaya çıkmaktadır. Bu derslik açığı yoğun göç alan illerimizde daha belirgindir. Genellikle il merkezlerimizde ikili eğitim yapıldığını da dikkate alırsak devletin, kısa ve orta vadede yaptığı yatırımlarla bu okul ve derslik ihtiyaçını karşılaması mümkün görülmemektedir. Bazı hayırsever vatandaşlarımız, bu sorunun çözümüne katkıda bulunmak için yeni okullar yaptırıyorlar. Bu, sevindirici bir durumdur. Ancak bu girişimler de sorunu çözmede yetersiz kalmaktadır.


O halde çözüm nedir?


Bu sorunun çözümü özel okulların sayısını artırmaktır. Bunun için sermaye ve bilgi birikimi ülkemizde mevcuttur. Örneğin yanlış sınav sisteminin ortaya çıkardığı özel dershaneler, gerek bilgi gerekse sermaye açısından özel okullar açabilecek imkânlara sahiptir. Nitekim bazı özel dershanelerin kendilerine bağlı özel ilköğretim okulu ve liseleri vardır. Burada yapılması gereken özel okul açmanın çeşitli teşviklerle özendirilmesidir. Ne gibi teşvikler yapılabilir? Örneğin, özel okullarda katma değer vergisi sıfırlanabilir. Ayrıca "devletin eğitim yükünü azaltma katkısı" adı altında özel okullara, bir öğrencinin yıllık devlete maliyetinin % 10'u kadar kaynak aktarılabilir.


Bu çözüme kendince karşı çıkanlar olabilir. Ancak bugün bir ilköğretim ve lise öğrencisinin devlete yıllık eğitim maliyeti ortalama 2000 YTL civarındadır. Bir de buna devletin fiziki altyapı yatırımlarının maliyetini hesaba katarsak, bu verdiğim rakam daha da büyüyecektir. O halde, devletin özel okullara aktaracağı % 10'luk kaynak, bir bakıma devletin bir öğrenci için harcadığı maliyetin % 90 azalmasını sağlayacaktır. Devlet elinde kalan bu kaynakla, mevcut devlet okullarında eğitimin daha kaliteli hale gelmesini sağlayabilir. Bu sayede hem devletin eğitim yükü hafiflemiş hem de özel okullardaki okullaşma oranımız % 10'ların altından % 20'lerin üzerine çıkarılmış olacaktır.

 

2. Eğitim Sistemimizdeki Merkeziyetçi ve Bürokratik Yapı:


Eğitim sistemimiz ne yazık ki merkeziyetçi ve bürokratik bir yapıya sahiptir. Bu yapısı nedeniyle başta öğretmenler olmak üzere toplumun çeşitli katmanlarının görüşü alınarak eğitim sistemimizin sorunlarına, kalıcı çözümler üretilememektedir. Eğitim sistemimizde zaman zaman yapılan değişiklikler, eğitim sistemimize bütüncül yaklaşmayan, dar eğitim bürokrasisinin yaptığı parçacı düzenlemelerdir.


Bu parçacı sorun çözme yöntemi de, eğitim sistemimizin sorunlarının çözümüne katkıda bulunacağı yerde yeni sorunların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bir de eğitim bürokrasisinin niteliği sorunu vardır. 1991'de Milli Eğitim Bakanı olan Sayın Köksal Toptan, bakan olduktan sonra çıktığı bir televizyon programında, "Bakan olduğumda yetmiş seksen danışmanımın olduğunu öğrendim. Ancak, bu danışmanlarımın hiç birinin eğitim sistemimizin sorunları ile ilgili bana, bir kaç sayfalık bile olsa çözüm önerisinde bulunmamışlardır." diye bu durumdan yakınmıştır. Bu durum, bu gün içinde geçerlidir.


Durum böyle olduğu halde bakanlığımız, sayısı beş yüz elli bini aşan her biri üniversite mezunu, aralarında mastır ve doktora yapmış olanları da olan öğretmenlerden, eğitim sistemimizin sorunları ve çözüm yollarına ilişkin görüş almamaktadır. Geçmişe bir göz atacak olursak; orta öğretimde, klasik sistemden modern sisteme, modern sistemden kredili sisteme, kredili sistemden alan seçmeli sınıf sistemine geçilmiş; ancak bu değişikliklerin hiç birinde, eğitim sistemimizin uygulamadaki temel unsuru olan öğretmenlerin görüşüne başvurulmamıştır.


Bunları söylerken, il milli eğitim müdürlüklerimizde ve okullarımızda hiç bir toplantı yapılmadığını söylemek istemiyorum. Evet, il milli eğitim müdürlüklerinde ve okullarda toplantılar yapılıyor; ancak bu toplantılar, bakanlıktan gelen genelgelerin nasıl uygulanacağı ve ortaya sorun çıkarsa nasıl bir yol izleneceği gibi edilgen ve periyodik bir şekilde yapılan toplantılardır. Bunun içindir ki öğretmen, eğitim sistemimizde üreten ve etkin olan değil, yukardan gelen emirleri uygulayan edilgen bir pozisyondadır. Bu durum, öğretmenlerin mesleklerinden memnun olmalarını engellediği gibi büyük bir heyecanla görevine başlayan genç öğretmenlerin de, altı yedi yıl içerisinde heyecanlarının sönmesine yol açmaktadır. Sonunda heyecanı sönen, işi akışına bırakan öğretmen, emekli olacağı günü bekleyen bir memur haline gelmektedir.


Bakanlığımız sadece öğretmenlerin görüşlerinden mi yararlanmıyor?


Hayır, sadece öğretmenlerin görüşlerinden değil, büyük törenlerle toplanan Milli Eğitim Şuraları ve bu şuralarda alınan kararlardan da yararlanmamaktadır. Bir örnek olsun diye söylüyorum: 1988 yılından beri yapılan hemen hemen her Milli Eğitim Şurası'nda üniversiteye geçiş, kısaca ÖSS sınavının şekli konusunda bir sürü karar alınmış; ama bunların hiç biri hayata geçirilmemiştir. Söylediğim gibi bu bir örnek. Bunun gibi Milli Eğitim Şuraları'nda alınan pek çok karar vardır ve uygulanmamıştır. Bu nedenle eğitim sistemimizi, bu bürokratik yapıdan kurtararak çağdaş toplumlarda olduğu gibi katılımcı bir yöntemle; sorun üreten değil, sorun çözen bir yapıya kavuşturmalıyız.

 

3. İlköğretim ve Orta Öğretimdeki Sorunlar:


İlköğretim ve orta öğretimin sorunlarını aynı başlık altında ele alıyorum. Çünkü İlköğretim ve orta öğretimin birleştirilerek, temel eğitimin on iki yıla çıkarılmasının zamanı gelmiştir. Yalnız bu birleştirme okulların birleştirilmesi anlamına gelmemektedir. Ayrı ayrı ilköğretim okulları ve liseler olacaktır. Ancak temel eğitim, eğitim programları açısından bir birinin devamı olan; ilköğretim birinci kademe, ilköğretim ikinci kademe ve öğrencilerin ilgi ve kabiliyetlerine göre yöneldikleri tüm liseler olmak üzere üç kademeden oluşturulmalıdır. Bilindiği gibi temel eğitimin sekiz yıla çıkarılması konusunda da ne kadar geç kaldığımız açık bir gerçektir. Bu nedenle vakit geçirilmeden temel eğitim, on iki yıla çıkarılmalıdır.


Son yıllarda özellikle ilköğretim ikinci kademede öğrencilerin mesleki yönelimlerinde rehberliğin önemi artmıştır. Ancak ilköğretim okullarımızda bu rehberliğin odağında olan rehber öğretmeni, sıkıntısı vardır. Bugün ilköğretim okullarımızın bir kısmında ancak bir rehber öğretmeni vardır. Bir kısmında ise rehber öğretmeni yoktur. Bu nedenle ilköğretim okullarındaki, rehber öğretmeni eksikliği giderilmelidir. İlköğretim okullarında öğrencilerin ilgi ve kabiliyetlerine göre bir mesleğe yönelmelerinde rehberliğin yanı sıra OKS sınavı da belirleyici olmaktadır. Bu da kaçınılmaz bir gerçektir. Benim burada önerim: OKS sınavı, ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerine zorunlu olmalı ve sınav sonuçlarına göre sadece Fen liseleri, Anadolu liseleri, Sosyal bilimler liseleri, Anadolu öğretmen liseleri ve Anadolu meslek liselerine değil; tüm genel ve mesleki liselere de öğrenci alınmalıdır. Yani genel ve mesleki liselere öğrenci yerleştirmede de OKS sınavı sonuçları kullanılmalıdır. Bu liselerde, öğrenci kayıtları sırasında ortaya çıkan sorunları da ortadan kaldıracaktır.


Liselerin dört yıla çıkarılması doğru ve yerinde bir karardır. Ancak, lise birinci sınıf, lise türü ne olursa olsun programlar açısından ortak olmalıdır. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi tüm liselere OKS sınavı sonuçlarına göre öğrenci alınmalıdır. Lise birinci sınıfın sonunda öğrencilere, lise birinci sınıfta gösterdikleri performanslarına da bakarak; isterlerse ve şartları da uyuyorsa liseler arasında yatay geçiş imkânı verilmelidir. Örneğin, meslek lisesinin birinci sınıfında okumuş bir öğrenci, bu sınıfta derslerinden almış olduğu notları da dikkate alınarak isterse o ildeki bir genel liseye geçiş yapabilir. Bunun tam tersi öğrencinin genel liseden meslek lisesine geçmesi de mümkün olmalıdır. Diğer taraftan genel liseden Anadolu lisesine, Anadolu lisesinden Fen lisesine ve tersi olarak; Fen lisesinden Anadolu lisesine geçiş imkânları sağlanabilir.


Bu uygulama, öğrencinin mesleki yönlenmesindeki kısmı hataları ortadan kaldırabileceği gibi üniversiteye geçişte yaşanan sorunların bir kısmını da çözer. Ayrıca bu uygulama, hangi tür lisede olursa olsun çalışan ve başarısını artıran öğrencinin ödüllendirilmesi anlamına da gelir. Ödüllendirmenin de, eğitim açısından ne kadar önemli olduğu bilinen bir gerçektir.


Burada belki şu soru akla gelebilir: Öğrencilerin lise birinci sınıf sonunda yapacakları yatay geçişi, özellikle liselerin öğrenci kontenjanlarınlarındaki doluluk oranı olumsuz etkilemez mi? Bunun bir sıkıntı yaratmayacağını düşünüyorum. Çünkü geçtiğimiz yıl OKS sınavı sonunda, iki defa merkezi yerleştirme yapıldığı halde, Fen liselerinde %5 Anadolu liselerinde %5'den de fazla kontenjan açığı bulunmaktadır. Ayrıca liseler arası geçişin, kademeli ve karşılıklı olacağı da dikkate alındığında bir sorun yaratmayacağını düşünüyorum.


Şunu da açıkca belirtmeliyim ki Sayın Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in, OKS'yi üç yıl sonra kaldıracaklarını söylemesi gerçekci değildir. Zaten bu açıklamanın ardından bir ay geçmesine rağmen nasıl kaldıracaklarına ilişkin bir öneri ileri sürmemesi de bu durumu açıkca göstermektedir. OKS, 3 yılda değil; orta vadede 10 yıl sonra kaldırılabilir. Bu nasıl gerçekleşebilir? Bunun gerçekleşmesi için şu önerilerin hayata geçirilmesi gerekir:

-Orta öğretim kurumlarında her il bir eğitim çevresi olmalıdır.

-Bazı önemli orta öğretim kurumları ulusal ölçekli olabilir.

-Milli Eğitim Bakanlığı, bundan böyle düz lise açmamalıdır. Bunun yerine mesleki ve teknik okullar açmalıdır.

-Mevcut düz liseler 10 yıllık sürede anadolu lisesine dönüştürülmelidir.

-Bütün orta öğretim kurumlarına, OKS'nın kaldırılacağı yıla kadar öğrenciler sınav sonuçlarına göre alınmalıdır.

-Mesleki ve teknik okullardan mezun olanlar, Meslek Yüksek Okulları'na; değer liselerden mezun olanlar da Üniversitelere yönlendirilmelidir.

-Bu önlemlerin alınmasının yanında ülkemizde, nüfus artış oranının giderek azalması OKS'nin kaldırılmasını kolaylaştıracaktır.


4. ÖSS Sınavı ve Üniversiteye Geçişte Karşılaşılan Sorunlar:


Dün olduğu gibi bugün de üniversiteye geçişte, üniversite seçme sınavı kaçınılmazdır. ÖSYM'nin bunca yıllık deneyimiyle nesnel bir değerlendirme ölçütünü tutturduğunu görüyoruz. Ancak üniversiteye geçişin bir yasası yoktur. Bu nedenle YÖK Genel Kurulu'nun aldığı kararlarla üniversiteye geçiş konusu; kısaca ÖSS sınav sistemi, içinden çıkılamaz sorunların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu sorunlar ve çözüm önerilerimi şöyle özetleyebilirim.

a) ÖSS sınav sistemindeki sorunların başında 1998 yılından beri uygulanmakta olan liselerin, mesleki ve teknik liseler ile genel liseler olarak üzere ikiye ayrılması konusudur. Ben bu konuya olabildiğince nesnel yaklaşıyorum. Yukarıda orta öğretimimizin sorunlarını ele alırken lise birinci sınıfın sonunda öğrencilerin isterlerse ve şartları da uyuyorsa liseler arasında yatay geçiş hakkı verilmesi gerektiğini belirtmiştik. Bu uygulanırsa sorunun bir kısmı çözülmüş demektir. Şu anda uygulanmakta olan sistemin bakış açısı doğru olmakla beraber uygulama biçimi yanlıştır. Bakış açısı doğrudur çünkü, bir mesleğe yönelen bir öğrencinin aldığı eğitimin de boşa gitmemesi için kendi alanında bir yüksek öğretim programında okuması gerekir. Eski Milli Eğitim Bakanlarımızdan Vehbi Dinçerler, bakanlığı sırasında Ankara’da bir Teknik ve Endüstri Meslek Lisesine gitmiş ve atölyede öğrencilerle sohbet ederken bazı öğrencilere ileride ne olmak istediklerini sormuş ve öğrencilerden doktor, hâkim vs. olmak istiyoruz cevabını alınca biraz da sinirlenmiş ve okuldan ayrılmış. Ben hatırlıyorum bu olay, o zaman basına da yansımıştı.


Bu da, bir meslek lisesi öğrencisinin kendi alanı dışında bir yüksek öğretim programında okumasının yanlışlığını ortaya çıkarıyor. Ancak bu doğru bakış açısı, YÖK tarafından yanlış uygulanmaktadır. Söz gelimi, Anadolu Öğretmen Liselerini bir yandan meslek lisesi olarak nitelendirip; mezunlarına, ek puan verilirken diğer yandan alanlarında diğer genel liselerin haklarından da yararlandırılarak pozitif ayrımcılık yapılmaktadır. Bir eğitimci olarak geleceğin öğretmenlerinin böyle bir pozitif ayrımcılığa ihtiyaçları olmaması gerektiğini düşünüyorum.


Bu uygulanan sistem, en çok Fen ve Anadolu Liseleri dışındaki genel lise mezunlarını mağdur etmiştir. Her yıl ÖSS'ye başvuran öğrencilerin yaklaşık bir milyonu genel lise mezunudur. Sınav sonuçlarına göre genel lise mezunlarının dört yıllık bir yüksek öğretim programını kazanma oranı % 7'lere kadar düşmüştür.


Çözüm: Yüksek öğretime geçişi düzenleyen bir yasa çıkarılmalıdır.Bu yasada mevcut okul türleri, alanları ve bu alanlardan mezun olan öğrencilerin hangi yüksek öğretim programlarında okuyabilecekleri net bir şekilde tanımlanmalıdır. Bu yapıldığı takdirde haksız uygulamalar bir ölçüde ortadan kaldırılabilir.

b) ÖSS'deki yanlış uygulamalardan biri de orta öğretim başarı puanının, öğrencinin ÖSS sınavında aldığı puana yansıtılmasıdır. Bu uygulama, sınavın temel mantığına aykırı olduğu gibi birçok haksızlığın ve sorunun da temel nedenini oluşturmaktadır. Orta öğretim başarı puanının öğrencilerin aldığı puana yansıtılması 1981 yılından beri sürdürülmektedir. Ancak, 1998 ve 2002 yıllarında YÖK Genel Kurulu'nun aldığı kararlarla orta öğretim başarı puanının katkısı daha da ağırlıklandırılmıştır. Sonuçta bu uygulama, sınava eşit şartlarda girmesi gereken öğrencilerden bir kısmının yarışa yüz metre önde bir kısmının yüz metre geride başlaması adaletsizliğini doğurmuştur.


Bu uygulama, aynı zamanda öğretmenlerin elinden, öğrencisini nesnel değerlendirme imkânını da almıştır. Neticede ÖSYM'nin de tahmin edemediği bir durum ortaya çıkmış ve bazı liseler öğrencilerinin tümünü okul birincisi gibi 5'le mezun eder hale gelmiştir. ÖSYM'nin açıklamasına göre bu tür okullar, mevcut okulların % 10'u düzeyindedir. Bu azımsanacak bir rakam değildir. Bu arada ÖSYM'nin fark edemediği diğer liselerdeki bireysel kayırma ve haksızlıkları da dikkate alırsak bu işin çığırından çıkmış olduğunu görürüz. Bu yıl ÖSYM, bu tür yanlışlıklardan dolayı orta öğretim başarı puanını belirlemede yeni bir düzenlemeye gideceğini açıklamıştır. Ancak bu düzenleme de kangren haline gelmiş bu sorunu çözemeyecektir.


Daha önce eğitim sistemimizin sorunlarından söz ederken eğitim sistemimizin merkeziyetçi ve bürokratik yapısını eleştirmiştik. Evet, bakanlığımız hangi kararı alırsa alsın bu kararla ilgili öğretmenlerin görüşlerine başvurmaz. Aynı şey ÖSYM için de geçerlidir. Acaba ÖSYM, bu orta öğretim başarı puanı uygulamasına, bu puanın oluşmasında katkısı olan öğretmenler ne diyorlar; doğruluğu, yanlışlığı konusunda düşünceleri nelerdir, diye sormuş mudur? Ya da öğretmenlerin bu konudaki genel yaklaşımları öğrenmek için bir anket yaptırmış mıdır? Yoksa bu anketi yaptıracak bir sosyal bilimci mi bulamamıştır. Evet, ÖSYM öğretmenlere bu konuları sormaz. Öğretmenlere ÖSYM, sadece illerdeki büroları aracılığıyla merkezi sınavlarda görev almak ister misiniz? İsterseniz gözcü olarak 20 YTL, salon başkanı olarak 25 YTL alırsınız demektedir.


Bu cümleler de, eğitim sistemimizin yarattığı sorunların mizahi bir ifadesidir. Diğer taraftan bu orta öğretim başarı puanı katkısı, bir yüksek öğretim kurumunu kazanmada, yapılan sınavdan daha belirleyici hale gelmiştir. Bu durum da benim ÖSYM'ye önerim: Boşuna sınav yapmayın. Öğrencilerin orta öğretim başarı puanlarını oluşturun ve bu puanlarla bir yüksek öğretim kurumuna yerleştirin. Böylece aileler, dershanelere her yıl boşu boşuna para vermekten; gençler de "yine kazanamadım!" diyerek, uğradığı hayal kırıklıklarından kurtulmuş olurlar.


Bu konu da çözüm nedir? Eğer ÖSYM, bir orta öğretim kurumunu bitiren öğrencilerimiz arasından bilgi birikimi ve akademik yeterliliği en iyi olanı, bir yüksek öğretim kurumuna öğrenci olarak almak istiyorsa, yaptıkları nesnel sınav yeterlidir. Her haliyle haksız ve adaletsiz bir uygulama olan orta öğretim başarı puanı katkısı kaldırılmalıdır. Bu uygulama ÖSYM'nin nesnel sınavına da gölge düşürmektedir.

Bazı siyasi partilerin ÖSS'yi hemen kaldıracağız demeleri de gerçekci değildir. OKS'de olduğu gibi ÖSS'de de 15 yıllık bir süreç sonunda ÖSS kaldırılabilir. Ancak bunun gerçekleşmesi için aşağıdaki önerilerin hayata geçirilmesi gerekir.

-15 yıllık süre sonunda her ilde, en az bir üniversite bulunur hale gelinmelidir.

-Üniversiteler, ulusal, bölgesel ve yerel üniversiteler olarak YÖK tarafından belli kriterlere göre ayrılmalıdır.

-5 yıl sonra yerel üniversitelere, 10 yıl sonra bölgesel üniversitelere ve nihayet 15 yıl sonra da ulusal üniversitelere öğrenciler, sınavsız geçiş yapar hale getirilebilir.

Eğitim sistemimizin sorunları, yukarıda ifade etmeye çalıştıklarımızla sınırlı değildir. Ülkemizde dünya ölçeğinde ilk yüze giren işadamlarımız olduğu halde; yine dünya ölçeğinde, ilk yüze giren bir üniversitemiz yoktur. Üniversitelerimizin dünya bilgi üretimine katkısı, son derece düşük bir düzeydedir. Kaldı ki, dünyamız bilgi çağını yaşıyor. Bu çağda, bilgi üreten milletler diğer milletlere karşı belirgin bir üstünlük sağlamaktadırlar. Bu nedenle, üniversitelerimizde araştırma, geliştirme çalışmaları artırılmalı ve genç beyinlerin bu çalışmalara, katılmaları teşvik edilmeli ve önleri açılmalıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ben 12.sınıf öğrencisiyim sadece ygs sınavına gireceğim onun için okulda bütün ilk sınavlardan sonra rapor aldım dönemin sonuna kadar… okuldaki müdür yardımcıları bu durumu kabul etmediler raporlu olduğuna rağmen sınvlara girmek zorundasın diyorlar… ya sizce böyle bir hakları var mı? ya çok saçma ben lys ye girmicemki sadece ygs ye gireceğim onun için ikinci dönem rapor almam benim işime yaramicakkibunu düşünemiyorlar… (çok acil cevap verin yarın bunu halletmem lazım yoksa bütün sontlarım 0 düşücek)

sevgi güzel 
 18.01.2011 16:34
Cevap :
Sevgi, birinci dönem rapor alarak derslere katılmadığını söylüyorsun, bunu anladım ama sınavlara da girmediysen okuldan nasıl mezun olacaksın?.. Lise diplomasını alabilmen için 12. sınıfta okuman gereken tüm derslerden sınava girip başarılı olman gerekir. Diplomayı almadığın sürece, sadece YGS’ ye girerek bir yüksek öğretim kurumuna kayıt yaptıramazsın. Kurum senden lise diplomasını isteyecektir. Bu yüzden raporlu da olsan daha sonra okul yönetimin belirlediği bir tarihte sınavlarına girmek zorundasın, yoksa diploma almada sorunlarla karşılaşırsın. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar…  19.01.2011 15:55
 

2008 yılında üniversite sınavını kazanıp yerlestirilmem yapıldıktan sonra 2010 yılında Ege Üniversitesine yatay geçiş yaptım,2009 yılında degişen yönetmelikten haberim vardı.Bu yüzden geciş yapmadan önce özellikle ilgili kişilere konuyu sordum.Bana sistemin 2009 da degiştini benim Üniversiteye giriş yılım 2008 olduğu için 2008 kayıtlı olarak burada onlarla aynı haklara sahip olarak okuyacagımı söylediler ve bende buna güvenerek kaydımı yaptırdım.Sene basında bana verilen ögrenci kartımda da giriş yılımın 2008 oldgunu gösteren numara verildi ancak gecen haftalarda ortalamamın sıfırlandıgını ve okul numaramın degiştigini ögrendim.Üniversiteye giriş yılım 2008 oldugu halde 2009 olarak degiştirildigi için sınıftaki 2008 girişli arkadaslarımla birlikte bagıl sisteme dahil olamıyorum,60lı sistemle bireysel olarak degerlendiriliyorum.Bu çok büyük bir haksızlık oldugu gibi,birde geçen yıl yapmış oldugum ortalamamın sıfırlanması beni oldugumdan çok düşük bir basarı düzeyine götürüyor.2009 da de

H1989 
 29.11.2010 22:02
Cevap :
Handeciğim karşılaştığınız durum, doğrudan yazımın içeriğine uygun olmamakla beraber size şu tavsiyede bulunabilirim: Okumakta olduğunuz fakültenin öğrenci işlerine dilekçe ile başvurarak, daha önceki notlarınızın şu an tabii olduğunuz not sistemine dönüştürülmesi talebinde bulunmalısınız. Belki de daha önceki notlarınızın silinmesi, yeni sisteme uyumlu hale getirme düşüncesiyle de olmuş olabilir. Bu ve buna dair en doğru bilgileri, fakültenizin öğrenci işlerinden öğrenebilirsiniz. Başarı dileklerimle, sevgi ve saygılar...  30.11.2010 13:42
 

as123

Atacan Beköz 
 10.11.2010 19:58
Cevap :
Atacan Bey, bu şifreli yorumunuzdan pek bir şey anlamadım, ama neyse… Belki bir gün birbirimizi anlayabileceğimiz ortak bir dil oluşturabiliriz… Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar…  10.11.2010 23:24
 

bn trabzonda oturuorum ve özel alparslan anadolu lisesine gidiorum ve de ben bi dahaki sene normal bir anadolu lisesine geçmek istiorum puanım tm389.592 mf 377 bu şekilde geçiş yapabilir miyim

semi bugra kayikçioglu 
 24.09.2008 16:44
Cevap :
Sevgili Semi, şu an Milli Eğitim Bakanlığı’nın liselerarası nakil yönetmeliğine göre; özel bir Anadolu lisesinden devlete bağlı bir Anadolu lisesine geçiş yapmak mümkün değildir. Bu blogdaki yazdıklarım, birer öneri niteliğindedir. Bu sebeple olumlu bir cevap veremediğim için üzgünüm. Ancak sınavla öğrenci alan Fen ve Anadolu liselerinin dışındaki genel liselere geçiş yapman mümkündür. Bunu da isteyip istemediğinizi bilemiyorum. Eğitim ve özel yaşamınızda başarılar dilerim. Sevgilerimle.  24.09.2008 18:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2371
Toplam yorum
: 1174
Toplam mesaj
: 183
Ort. okunma sayısı
: 507
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster