Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ekim '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
653
 

Eski ve tanıdık bir zamanda...

Eski ve tanıdık bir zamanda...
 

Bir adam bana bağırdı. Oysa bana çarpan oydu, özür dilemesi gereken de...Ama o yine de bağırdı...Gür kaşlarını ve bıyıklarını oynatarak "Önüne baksana..." diye...Oysa ben kendi halimde yürüyordum, kimseye ilişmeden...Dolmuşa bindim elim kapıya sıkıştı...Çünkü yanlış yerde duruyordu elim...Bunu çok yaparım; yanlış zamanda yanlış yerde dururum...O yüzden kızmadım dolmuş şoförüne...Elim yanlış yerdeydi, kendime kızdım...

Eve attım kendimi...Sıcak, güvenli ve insansız eve...Anahtarı çevirirken daha, kolumdaki kırmızı boncuk dört bir yana saçıldı...Çoğunu bulamadım...Bulduklarım ise eskisi gibi olmasına yetmedi...Ayakkabılarımı çıkardım ve attım kendimi koltuğa...Günü düşünmemek için çabalarken, başımdaki kara bulutu elimle dağıtmaya çalışırken daha çok girdim içine...Pencerenin önünden kara bir kedi geçti...Kocaman yeşil gözlerini üzerime dikti bir süre kaldı öylece...Yüzünde sinsi bir gülümseme mi vardı bana mı öyle geldi bilemedim. Usulca ve kuyruğunu sallayarak geçip gitti...

Önümde uzun bir gün vardı daha...Koyu bir kahve ve sevdiğim bir kitabın gölgesine sığındım...Yudumlar ve sayfalar tükenmeden daha, canımı sıktı...Uyumak ve unutmanın sıcak şefkatli kucağına sığınsam iyi olur diye düşündüm, uyku tutmadı...Uykunun yerine bin düşünce sarıp sarmaladı...

Kalktım pencereden baktım...Bulutlar toplanmışlar yeryüzüne inmeye hazırlanıyorlardı...Ruhumu yıkar yağmur diye heveslendim, bekledim yağmadı...

Mutfağa gittim ve yemeyeceğim yemekler yaptım...Zaman geçsin bugün bitsin diye...Bir yemeğin içine kara bulutlar katarsan güzel olur mu? Olmadı elbette...

Kapı çaldı açmadım, telefonları cevaplamadım... Bugüne dair hiç bir şey hatırlamak istemedim. Pencerenin önünde öylece oturdum...Saatler geçti, aklımdan da bin bir düşünce...Kalkmadım o koltuktan...Zaman geçti düşünceler suyun dibine çöken çakıl taşları gibi indiler...Girdap durdu beynimde...İşte o an, tam o an delice bir yağmur başladı...Kara kedi koşarak kaçtı, ayağımın dibinde bir boncuk daha buldum, kırmızı küçük bir boncuk ve telefon çaldı açtım bu defa...

"Merhaba canıııım..."

Şimdi yeniden bulunan bir zamandaydım artık...Eski ve tanıdık bir zamanda...

RESİM: Alexander John White

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

O depresif kuyudan zaman zaman hepimiz birer kova su çekmeye çalışıyoruz yüzümüze çarpıp ferahlamak için ama bazen dengemizi kaybedip kuyunun dibinde, o karanlık ve rahatsız edici serinlikte buluveriyoruz kendimizi. O kadar serin ki, değil kemiklerimize, ruhumuzun en derinine işleyip üşütebiliyor bizi. Ve galiba çoğunlukla bunun nedeni sonradan ''merhaba''sıyla içimizi ısıtacak, yüzümüzü aydınlatacak olanın yanımızda olmaması, tek başınalığımız (ya da öyle hissettirilmesi) neden oluyor buna. Hissettirilmesi dedim çünkü bazen yanımızda iken bile kendimizi kuyunun dibinde, o karanlıkta, o soğukta bulduğumuz anlarımız olmuyor mu?!. Neyse canımcığım. Bir sıcacık ''merhaba'' da benden o zaman. ''Nasılsın?'' ;-))

Leyla ÖNDER 
 28.10.2006 14:44
Cevap :
Canım Leyla... Bu çok doğru bir tespit.Hani bilirsin bazen kendini birden dünyanın ortasına atılıvermiş hissedersin. Herkes çok uzağa gitmiştir ve sen kaybolmuşsundur. O merhabalar ise seni oradan çekip çıkarır, eski ve tanıdık bir zamana döndürür. Şu an senin yaptığın gibi sıcak ve dostça bir merhabadır ilacın...Kucak dolusu sevgiler...  28.10.2006 16:54
 

sevgili fulya bazan olaylar ve insanlar yada daha doğru bir deyişle yaşam üstüne üstüne gelir ve sen bir şey yapamazsın... ve hatta bunların altında ezilir boğulursun bir şeyler yapıyorsundur aslında oyalanmak için ama içinden gelmiyordur onları yapmak fırtınalar kopuyordur içinde sen sakin sakin yemek pişirmeye çalışırsın... yetmez...düşünceler zincirleme akar durur beyninde sen kitap okumaya çalışırsın... olmaz... oysaki tek ihtiyacın oaln bir sıcak merhaba bir dost sesi bir hoş sohbettir alıp seni götürecek günün ve günlerin daha dayanılır olmasını daha yaşanılır olmasını sağlayacak böylesi seslerin yaşamından fazla uzak olmaması dileğiyle sevgi ve saygıyla adet olduğu üzere 3 noktamızıda unutmuyoruz

NoSFeRaTu 
 28.10.2006 1:26
Cevap :
Sevgili Suat Bey, Tüm söylediklerimi, hatta o gün içinde yaşamış olduklarımı bu kadar iyi özetleyen bir yorum üzerine ne söyleyebilirm ki...Çok teşekkür ederim.Sevgiler...  28.10.2006 10:20
 

Kendini de, bulutlari da, yagmuru da, kediyi de cok güzel anlatmissin, Fulya. Adam gibi adami da. Sagol:-)))

pirmete 
 27.10.2006 23:05
Cevap :
Sevgili Pirmete, Teşekkür ederim...Sevgiler...  27.10.2006 23:18
 

Sevgili Fulya, hayat kaybedilip bulunan boncukların aritmetiği gibi değil mi biraz? Kazan, biriktir, kaybet, bazılarını yeniden bul... Ama toplamda hep eksilir o bilezik. Neyse, bileziğin mümkün olduğunca yavaş eksilsin! (Ne biçim bir dilek oldu şimdi bu!) :))) Sevgiler...

Murakami 
 27.10.2006 22:00
Cevap :
Sevgili Celal Bey, Bence çok içten bir dilek :) Çok teşekkür ederim.Sevgiler...  27.10.2006 22:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 408
Toplam yorum
: 4068
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1053
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

Gazetecilik okudum... Ama gazeteciliği sırf yazabilme serüvenine bir adım daha yaklaşabilmek için ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster