Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Eylül '06

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
1671
 

Evde film izlemek gibisi yok

Evde film izlemek gibisi yok
 

Havaların serinlemeye başlamasıyla evde film izleme günlerimiz de başladı bizim. Bu haftasonu birçok film izledim. Sinemaya gitmeyi o büyük ekranda hiç tanımadığım insanlarla bir anda gülmeyi ya da ağlamayı da çok severim. Ama evde film izlemenin keyfi de başkadır. Özellikle sinemalarda sürekli yemek yiyen insanları gördükçe evde huzur içerisinde film izlemenin keyfi daha bir başka.. Bir kutu kolanın en romantik sahnede açılma sesini duymadan veya yanımda oturan kişinin patlamış mısır yeme sesi eşliğinde ağlamadan ya da filmin ortasında bir şeyler almak için ayağa kalkan insanlar yüzünden filmin birkaç sahnesini kaçırmadan… Benim de son dönemde sinemadan el ayak çekmeme ve evimin mahrem sessizliğine kaçmama neden oluyor bütün bu yemek yiyerek film izleyen insanlar.İstediğim yerde filmi durdurabilmek, istediğim sahneyi tekrar izleyebilmek ve en önemlisi istediğim kişilerle film izlemek benim için büyük bir zevk.

Tek seyredemediğim film türü gerilim ve korku filmleri. Bazen çok merak edip seyrediyorum ama sonrası benim için kabuslarla dolu gecelere mal oluyor. Her defasında büyük bir yanılgı içerisine girerek bu defa korkmayacağım diyorum. Ama sonu genelde evde tek kalamamalara, ışık açık uyumalara ve hatta bazen uyuyamamalara neden oluyor. Bu durum o kadar uzun süre geçmiyor ki, hayat benim için olduğu kadar etrafımdakiler için de çekilmez oluyor. Bazen bir polisiye film sahnesi bile aynı etkiyi yapabiliyor. Özellikle psikolojik bir tarafı varsa bu durum beni çok sarsıyor. Her halde bu da bir hastalık bilemiyorum ama gerçekten çok korkuyorum. Bir anda başlayan bu korku beni çok tedirgin, gergin ve panik yapıyor.

İşin garip tarafı komedi filmi de sevmem ben. İlk tercihim değildir yani. Komedi olacaksa da içinde kesinlikle hüzün de barındırmalı bir film. O sadece gülünen Amerikan Pastası tarzı filmleri hiç sevemedim. Ben ince esprilerle süslenmiş filmleri seviyorum. Beni bir yerlere götüren film bitince bile üzerimde bir hakimiyet kuran. Birkaç gün beni etkisine alan ve yıllar sonra bile herhangi bir sahnesini tüm ayrıntılarıyla hatırlayabildiğim filmleri.

İnsan ne kadar çok ayrıntı fark edebilirse bir filmde, o kadar güzel hayal edebilir okuduklarını da. Her okuduğum kitapta da bunu ararım ben. Yazar bir ressam gibi yavaş yavaş çizmeli bana anlatmak istediğini ve ben o sahneyi gözümde tamamladığımda en güzel film sahnesi olmalı gözlerimin önünde beliren harflerin bütünü …

Sanat bir bütün değil midir zaten her seyrettiğiniz güzel filmde çok iyi bir ressamın sergisini gezmiş gibi olmaz mısınız ya da çok iyi bir roman okumuş gibi ve hatta en iyi besteyi mırıldanmış gibi…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Sibel...Filmi filim yapan bence seyircinin filme karşı verdiği reaksiyon, beyenme veya beyenmeme gibi kriterlerdir. Gerçektende bir filim seyirciyi etki altına alıp, onu oturduğu koltuktan çekip beyaz perdeden filmin içine çekiyorsa işte filim seyirci için odur. Hayatın tek düzeliğinden filmin içinde kendimize yapiştırdığımız kahraman olmak, filmin içinde kah koşmak,kah dövmek, kah dövülmek,kah sevmek, kah ihanet, kah dans etmek, kah öpüşmek hepsi bizim için filmin sonuna kadar bizi sarar sarmalar, hele mutlu sonlar bizi mutlu ederken, hüzünlü sonlarda tuhaf bir acı kaplar içimizi.. Ellerine kalemine sağlık..kendine iyi bak en derin sevgi ve saygılarımla..

Mehmet EREN 
 12.09.2007 13:38
Cevap :
Teşekkür ederim. Sevgiler...  12.09.2007 21:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 138
Toplam mesaj
: 60
Ort. okunma sayısı
: 6593
Kayıt tarihi
: 07.07.06
 
 

Ben hep yazmak istedim ama hayata sıçrama tahtam beni yazılardan ve yazarak para kazanmaktan çok ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster