Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Temmuz '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
346
 

Farklı bakışlar

New-York'ta bir grup iş arkadaşı, öğlen paydosunda yemek yemek için çalıştıkları binadan dışarıya çıkarlar… 

Gruptakilerden biri Kızılderili’dir. Yemek yiyecekleri lokantaya doğru insan kalabalığı, siren sesleri, çeşitli iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerlerken Kızılderili olanı birdenbire durur ve: “kulağıma cırcırböceği sesi geldi der ve hemen böceği aramaya başlar. 

Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında cırcırböceğinin sesini duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam ederler. 

Gruptakilerden biri, Kızılderili’ye pek inanmasa da, yine de onunla kalır ve cırcır böceği aramasına o da katılır… Kızılderili yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder. Ve biraz sonra, binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin içinde gerçekten bir cırcırböceği bulurlar.

Arkadaşı Kızılderili’ye: “Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun” diye sorar. Kızılderili; “bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyler ve arkadaşına kendisini takip etmesini söyler.

Tekrar kalabalık kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı 1 adet metal parayı kaldırımda yuvarlar… Birçok insan, metal paranın çıkardığı sesi duyunca sesin geldiği tarafa bakar ve paranın kendi ceplerinden düşüp düşmediğini kontrol eder…

Bunun üzerine Kızılderili arkadaşına dönerek; “İşte gördün mü? Önemli olan, nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir. Her şeyi de ona göre duyar, görür ve hissedersin…”  

 

Değer verdiklerimizin değerini ölçmeyiz hiçbir zaman. Ama değerlilik sıralamasını değiştiririz bazen… Önemli olan da bu sıralama değil midir zaten?  

*** 

Amerika’da ünlü bir futbolcu karısını öldürmekle suçlanıyordu. Futbolcu yakalanmıştı ama karısının cesedi ortada yoktu… Duruşma günü ünlü futbolcu sanık sandalyesinde oturuyordu… Kucak dolusu parayla tuttuğu avukatı jüriyi etkilemeye çalışıyordu… 

 

Sayın jüri üyeleri, ben müvekkilimin suçsuz olduğuna inanıyorum Buna az sonra siz de inanacaksınızNeden mi

Bakın, şimdi 1’den 10’a kadar sayacağım ve müvekkilimin öldürdüğü iddia edilen karısı bu kapıdan içeri girecek…”  

 

Ve Avukat başlar saymaya: “1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10…” 

 

Bütün jüri üyeleri kapıya bakarlar ancak içeri hiç kimse girmez… 

 

Avukat bir savunma dahisidir ve en büyük hamlesini yapar: “Bakın gördünüz mü? Sizler de benim gibi, kadının öldüğüne inanmıyorsunuz Çünkü hepiniz kadın içeri girecek diye kapıya baktınız Dolayısıyla müvekkilim hakkındaki kararınızı buna göre vermenizi rica ediyorum…” 

 

Jürinin karar vermesi için ara verilir. Jüri toplanır ve ara bitip oturum tekrar başlayınca Jüri Başkanı kararlarını açıklar… Ünlü futbolcuyu “suçlu bulduklarını” ve buna göre cezalandırmasını istediklerini bildirir. 

 

Hakim de Jürinin bu kararı paralelinde davayı sonuçlandırır ve ünlü futbolcuya gerekli cezayı verir… 

 

Mahkeme çıkışında, davayı kaybeden ünlü avukat Jüri Başkanına yaklaşır ve; “10’a kadar saydığımda bütün jüri üyeleri, hepiniz kapıya bakmıştınız Peki neden böyle bir karara imza attınız?” 

 

Doğru diyorsunuz…” der Jüri Başkanı: “Hemen herkes gibi ben de kapıya baktım, ama bir tek sanık kapıya bakmıyordu…” 

*** 

Herkes aynı yere bakarken, siz başka ve farklı yerlere de bakabiliyorsanız veya bakabilenleri dinliyorsanız, en iyisini ve doğrusunu görürsünüz… 

 

Ve siz; “Siyasette, ticarette, ülkeye ve insanlığa hizmette “farklılık” ve farklı bakışları arayanlar; Siz, kendiniz de herkesten ve çoğunluktan farklı olamıyorsanız, nihayetinde siz de sıradan olmaktan kurtulamazsınız ve sıradanlığa mahkum olursunuz...” 

*** 

Farklı bakmanın birçok yolu var tabii. Fıkradaki gibi… 

 

Bir Fransız, bir Alman ve bir Türk, beraberce gezdikleri müzenin en mutena köşesindeki "Adem ve Havva Cennet Bahçesinde" tablosuna hayran hayran bakıyorlarmış… 

 

Derken Alman dayanamamış ve: " Bedenlerinin kusursuzluğuna bakar mısınız? Adem de Havva da mutlaka Alman olmalı..." demiş. 

 

Fransız hemen Alman'a karşı çıkmış ve: " Havva ne kadar güzel, Adem ne kadar yakışıklı Bu denli güzel olduklarına göre, hiç kuşkusuz Fransız olmalılar…" demiş. 

 

Bizim Türk, tabloyu uzun uzun inceledikten sonra ikisine hitaben: "Hayır, hayır bunların ikisi de kesinlikle Türk Baksanıza, üstte yok, başta yok, elmadan başka yiyecek yok, ama hala kendilerini Cennette sanıyorlar..." 

 

 

Mustafa IŞIKSOY 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1439
Kayıt tarihi
: 22.05.10
 
 

STK' larda, toplumsal konularda çaba içinde olmayı bir yurttaş sorumluluğu olarak görürüm. "Söyle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster