Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ekim '10

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
882
 

Farklılıkları reddederek özgür olamayız

Farklılıkları reddederek özgür olamayız
 

internetten...


Gündem, 10 yıl sonra yeniden türban. Siyasilarin tartışmalarına bakılırsa halen aynı noktadayız, bir adım ilerleme kaydedememişiz...

Birbirini anlamaya çalışmayan, bir diğerine yaşama hakkını dahi çok gören bir toplum olarak ayrışa ayrışa gidiyoruz.

Reddediyoruz…kendimiz gibi olmayanı ya reddediyor ya da kabuğumuza çekiliyor, sınırımızı daraltıyoruz.

Laikliğin sadece din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması anlamına geldiğini algılayamayıp, bir yaşam tarzı sanmak yanılgısı içindeyiz. Laikliği başını örtmemek, mayo ile denize girebilmek ya da içki içebebilme özgürlüğü gibi çok basit eksenlerde değerlendiren bir kesim mevcut ki bu kesim, tamamen şekilci bir yaklaşımla türbana karşı çıkıyor. Sadece türban değil, muhafazkarların yaşam tarzına da karşılar, hatta yan yana gelmekten bile nefret edenleri var.

Daha önceleri türban takmış kadınlara soğuk ve tuhaf bakıyordum, “sıkmabaş” diye söyleniyordum, siyasi simge olarak kullanıyorlar diye düşünüyordum. Nihayetinde alışkın olmadığım bir kadın tiplemesiydi ve onca sıcakta bir baş örtüsü ve bir pardesüye neden tahammül etmek durumunda olduklarını algılayamıyordum, karşı çıkıyordum.

Balkonda oturan beyaz atletli bir erkek gördüğüm zaman ben de suratımı ekşitiyordum, nerden çıktı bunlar diye serzeniyordum. Ama İskoçya’da gayda çalan, etek giymiş bir İskoç erkeğininin fotoğrafını çekmiş ve bu görüntüden hiç rahatsız olmamıştım…neticede etek, onların kültüründe vardı, beyaz atetle seyran etmek de bizim kültürümüzde…

Sonradan sonradan empati kurmaya çalıştım, ön yargılı düşündüğüm ve davrandığım sonucuna vardım…Birbirimizin yaşam tarzına, kılığına kıyafetine bakmadan uzlaşmamız ve farklılıklarımıza tahammül etmek gerekiyordu. Çünkü önce insandı!

Ben bu memleketten ekmek yiyorsam, onların da yemeğe hakkı vardı. Tahammül etmeye çalışmak değil, farklılıklardan nasıl zenginlik yaratılabileceğine kafa yormak gerekiyordu. Demokratik bir sistem ve ortak bir kültür zemininde buluşmak, bir diğerinin “varolma” ve “yaşama” hakkına saygı duymakla renkler arasında uyum ve uzlaşma da sağlanabilecekti…böyle düşündüğüm için şimdi beyaz atletli erkeklere de, yanımdan geçip giden türbanlı kadına da, haşeması ile denize girene de hoş görü ile bakabiliyorum, beni hiç rahatsız etmiyorlar…belki onlar benden rahatsızlar ama zamanla bana da alışacaklarını ve hatta farklılıklarımızdan bir bütüne ulaşabilmeyi umuyorum.

Ancak toplumumuzun büyük bir kesimi, uzlaşmak bir yana, bu ayrışmayı daha da keskinleştirme çabasındalar. Ya da farklılıklardan kopuk yaşamayı tercih edip, kendi doğrularından asla vazgeçemiyorlar. Toplumsal değişim ve dönüşümleri anlamakta güçlük çekiyorlar. Seçkin ve elit olabilme paranoyası, toplumun dinamizmine kapalı hayat algısı, “biz ve onlar” olarak ayrışmayı daha da derinleştiriyor ve kültürel çatışma kaçınılmaz hale geliyor. Ne yazık ki, halkın eğitim, kültür, ekonomik yapısı ve dini algılayış biçimine göre, sınıfsal ayrışma gittikçe büyüyor.

Laik-muhafazakar ayrışması, diğer yandan da etnik ayrışmalar, yaşam tarzına müdahaleleri beraberinde getiriyor. Her tür manüplasyona ve provakasyona açık, yönlendirilerek birbirine kışkırtılmaya hazır bir toplum, sadece ve sadece empati ve hoşgörü eksikliği nedeni ile derin odakların elinde bir oyuncak haline geliyor.

Devlet, din, bilim, kültür, para, ideoloji v.s, insanı inanca yaşatmak ve onu mutlu kılmak için bir araçtır. Bireyi üstün saymayan, bireyin hak ve özgürlünü amaç edinmeyen hiçbir düşünce ve yönetim tarzı meşru olamaz, olmamalıdır. Birey de her hakkı ve özgürlüğü sadece kendine layık görüp, bir diğerinden esirgiyorsa, farklılıklardan zenginlik yaratmak mümkün olamayacağı gibi, toplumsal çürümeye de sebep olur.

Uzlaşma, hoşgörü ve barış içinde yaşama kültürünün yol ve yöntemlerine çok ihtiyacımız var…

Karşındakini ya anlayacaksın, ya hak vereceksin, ya da ikisini birlikte yapacaksın…Yani reddetmeyeceksin!

Farklılıkları reddederek özgür olamayız…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aslında çocukluğumdan beri yakın akrabalarım da başörtülü-türbanlı-sıkmabaş vs. olmasına rağmen farklılıklara alışkın olmama ve hiç garipsememe rağmen üniversitede devletin islamcıları "irticacı-gerici" nitelemesi doğrudan muhafazakar çevreyle aslında aynı nedenlerle muhalefet ettiğimizi görmeyi engelledi. ama onlar iyi ki mücadele ettiler ve bunu anlamamızı sağladılar diyorum. İslamcıların mücadelesi, modernizmi, iktidarın bireyi tektipleştirmesini her yönden sorgulamamızı ve ötekini anlayabilmemizi sağlamaları açısından çok önemlidir. selamlar sevgiler.

Başak ALTIN 
 06.10.2010 11:55
Cevap :
ben üniversitede iken, türban konusu yoktu, sağ-sol vardı...geriye dönüp baktığımda sağ ve sol da birbirlerine tahammül edemeyip birbirlerini kırdı geçirdi..fikir bazında tartışmayı daha da öğrenemedik...kendi zaafiyetlerimizi bir başkasına müdahale ederek örtbas etmeye çalışmaktan da bir türlü vazgeçemedik...tabii ki bunlar sistemde tek tip insan üretme politikalarının bize etkileriydi..ama zaman değişti, her şey değişiyor...artık bir insanın kılık kıyafeti nedeniyle yargılanması, yasaklanması bu çağa uymuyor...mücadele konusunda haklısın, bu konudaki son yazında da söylenecek her şeyi söylemişsin zaten...teşekkürler, sevgiler  07.10.2010 5:35
 

Bu konuya olumlu gelişme bunlar demek zormu acaba? Hep zıtların kavgası ve sonra bir üst aşamaya zıplaması deriz ya... Zıplayanlar bizleriz işte... Bu yaz tüm mayo ( tesettür mayosu ama ben böyle diyorum) giyen biriyle sohbet ettik... O benim çıplak bedenime ve bira içmeme alışmıştı bende onun tüm mayosuna... Ona tek dediğim şunun içine rahat deniz suyu girenini icat edin dedim...

KUYUCAK 
 06.10.2010 10:58
Cevap :
Sevgili kuyucak, 10 sene önce türban denildiğinde bana da itici geliyordu, ancak zaman içinde şunu anladım ki, bir diğerinin yaşam tarzına müdahale aslında kendi özgürlüğümüzü kısıtlamakmış...artık bırakak şu kılık kıyafetle uğraşmayı, yakışmıyor inanlığa...teşekkürler, sevgiler  07.10.2010 5:27
 

Birde ayrışmaları iyi analiz etmek gerekir. Örneğin laik muhafazakar ayrışması son derece yanlış bir ayrışmadır ve bu tanım muhafazakarların laik olmadığını varsayarken, laik dediğin kesimin de ne olduğunu açıklamaz. Muhafazakar, değişimci veya dindar dinsiz ayrışmaları vardır ama laik muhafazakar ayrışması yoktur. Laiklik dünyanın en saçma kavramlarından birisidir ve bu nedenle de ben laikim diyen birisinin ne olduğu belirsizdir. Laik bir insan dindar mıdır, yoksa dinsiz midir. Dindarlık bir dünya anlayışıdır ve bu dünya anlayışının TEK bir karşıtı vardır ve o da bilimsel dünya anlayışıdır, laiklik değildir. RTE dindar bir insandır, aynı zamanda aynı senin gibi laikliği benimsediğini savunuyor. Haydi RTE nin siyasetçi, başbakan olabildiği bir laik dünyada ayır bakalım din ve dünya işlerini birbirinden, nasıl ayıracaksan... Okullarda din dersi vererek mi bu ayrışmayı yapacaksın? Yoksa Diyanet İşleri Başkanlığının fetva vermesiyle mi? Mekanın cennet olsun :)

Matilla 
 04.10.2010 0:19
Cevap :
Sevgili Matilla, insan ve Türkiye gerçeklerini artık şu savunduğun bilimsel düşünce yapısı ile biraz olsun koordineli değerlendirmende fayda var...somut fikirler üretmeye de ihtiyacımız var...yanlış veya doğru tanımla, bir ayrışma, her ne ise var...laik ve muhafazkar veya daha pek çok olgu üzerinden ayrıştırılmış durumdayız, kavramları nek kadar yanlış bulursan bul, şu andaki durum bu...burada önemli olan "ayrışmış olmak" ve ayrışanların birbirine tavrı!!...benim laikliği benimseyip benimsememin bir önemi yok, ayrıca bu ülke zaten başından beri laik değildi!!!bu tartışma konumuz değil...RTE nin de ne olduğu değil, konu farklılıklarımıza yaklaşım biçimimiz...zaman felsefi yaklaşma biçiminden çok, çözüm bulma zamanı...çözüm "hoşgörü" ile başlar, "vicdan"la devam eder...sonrası ise bilimselliği elbette gerektirir!...teşekkürler, sevgiler  04.10.2010 20:58
 

Biz veya ötekiler...Neden, niçin? Bu acaip düşünceyi hiç kabullenemedim...Hepimiz aynı bütünün parçaları değil miyiz? Hoşgörü, uzlaşı ile farklılıklarımızı kabul edeceğiz, uyum içinde yaşam yoluna devam.. Bireylerin, ailelerin, toplulukların farklı bir kültürü ve kültür anlayışları vardır, medeni görüşlerle reddetmeyip kabul etmek zorundayız...Ve hep akılda tutmak gerekir ki: aynı geminin yolcularıyız...Selam ve sevgilerimle...

Yurdagül Alkan 
 03.10.2010 23:58
Cevap :
Merhaba Yurdagül Hanım, aynı geminin yolcuları isek bu gemiyi baırmadan yoluna devam edebilmesi, içindekilerin birbirine hoş görülü olması ve dayanışması ile olabilir...teşekkürler, sevgiler  04.10.2010 0:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 485
Toplam yorum
: 2871
Toplam mesaj
: 123
Ort. okunma sayısı
: 2272
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

Çok eskidendi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster