Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '14

 
Kategori
Sinema
 

FESTİVAL’DEN ÇARPICI FİLMLER

FESTİVAL’DEN ÇARPICI FİLMLER
 

5-20 Nisan tarihleri arasında düzenlenen 33.İstanbul Film Festivali’nde görücüye çıkan üç filmi ele alınca, üçünün de eşit oranda öne çıktığı bariz bir şekilde ortada…

Sözcükler ve Resimler: Hangisi kazanacak?

Sözcükler; resimleri, resimler de sözcükleri tamamlar. Sözcükler; resimlerle anlamlıdır. Sözcüksüz bir tablo aynı boş bir çerçeveye benzer. Tıpkı aşk gibi… Aşk tek taraflı yaşanmaz. Aşk için iki kişi gereklidir. Yoksa ona aşk denmez. Peki ona ne denir? Platonik aşk! Sözcüklerin dili, resimlerin de gözleri vardır. Bir araya geldiklerinde ise sanatın özü ortaya çıkar. İşte o zaman ona sanat diyebiliriz. Nasıl ki, vücüdumuzdaki bir uzvumuz eksik olduğunda, hayatımızdaki noksanlık anlaşılıyorsa, sanat için de aynı durum söz konusudur. O halde her şey bir bütündür ve parçalara ayrılamaz. Evet doğrudur! Hiçbir şeyin tek başına manası yoktur. Çünkü “bir elin nesi var iki elin sesi var”. Buradan yola çıkan “Sözcükler ve Resimler” filmi aşkı, sözcükler ve resimler üzerinden anlatıyor. Hem de öyle bir anlatıyor ki, yerinizden hızlıca fırlayıp beni de filmin içine doğru ışınlayın diye haykırasınız geliyor! Aslında sözcüklerin ve resimlerin savaşı, aşkın savaşı…. Sözcüklere can veren edebiyat öğretmeni  Jack ile resim sanatçısı Dina arasında büyük bir çekişme başlıyor. Artık uçuruma kim düşerse! Silahlarını konuşuturuyorlar resmen… İşin aslı, “biz bir elmanın iki yarısıyoz” diyemeyecek kadar inatçılar. Neyin inadıysa artık bu!

Edebiyat öğretmeni Jack’in egosunun çok zehirli olduğunu savunan meslektaşları kanımızca yanılıyor, çünkü durum bunun tam tersi. Birlik ve beraberlik varken tüm bu oyunlara gerek var mı? Ama verilen mesaj o kadar dokunaklı ki, sanki film kalbimizi yerinden söküp dışarı çıkartıyor. Yin ve Yang’in işlevselliğini filmine monte eden yönetmen Fred Schepsisi, sözcükler ve resimler arasında bir imparatorluk kuruyor. Bir taraf sözcüklerrrr, diğer taraf da resimlerrrr diye bağırıyor. Geniş çerçeveden bakıldığında, özümsenmesi gerekenin esasında insan matematiği olduğunu anlıyoruz. Eğer bu bir denklemse; denklemin sonucu ya vardır, ya da yoktur. İkisinin arasında geçerli bir değer yoktur maalesef. Sonuç ise şu şekildedir: X ve Y değerleri birbirini tamamlar. İlk insanlar olarak dünyaya gelen Adem ile Havva misali… Zıt kutuplar olmadan bereberliğin denklemi çözülmez. Tasarımın mükemmelliğini kalıcı kılmak için iç içe geçen yazı ve resmin, gücünü tarihten aldığını, epik örneklerle pekiştiren Schepsisi, tarihin ve edebiyatın bilinmeyen taraflarını alegorik bir anlatımla ortaya döküyor. Edebiyat ve sanatla ilgilenen öğrencilerin ve öğretmenlerin ilgilerini canlı tutmak için atılan bazı çalımlar, sanata verilen değeri öne çıkartırken, diğer bir taraftan da sert bir darbe almasına sebebiyet veriyor. Bu sert darbe sanatın çok karmaşık olduğunu bir kez daha göz önüne seriyor. Sanat da aşk gibi karmaşık işte!

Schipsisi’nin anlatmaya çalıştığı şey şu: “Eğer insan doğasını anlarsak, sanatı da anlamış oluruz.” İnsan  zaten kendinde var olanı sanatına yansıtır. Buraya kadar herşey tamam belki ama, asıl önemli olan filmin ana fikridir. Bu ana fikre göre, “oyun tek başına oynanmaz” cümlesine vurgu yapan Schipsisi, algı mekanizmamızı allak bullak ediyor. Sorular soruları, cevaplar da cevapları doğuruyor. Tıpkı lastik gibi, nereye doğru çekerseniz oray doğru uzuyor. Aşkın ve sanatın bilmecesi olur mu demeyin sakın, çok da güzel oluyor. Film bunun en iyi kanıtı. Mutlaka izlenmeli!

FİLMİN NOTU: 7

Avludaki Fısıltılar: Trajikomik bir finale haiz acıklı film

Uzun süredir Catherine Deneuve’yi beyazperdede göremiyorduk. Deneuve nihayet sessizliğini bozdu ve mükemmel ötesi bir film olan “Avludaki Fısıltılar” ile sevenlerinin arasına geri döndü. Kendilerine has alışkanlıkları olan ‘uçuk’ ve ‘depresif’ karakterlerin mikro-kozmos yaşantılarına ve maceralarına kucak açan “Avludaki Fısıltılar”, inişli çıkışlı sahneleriyle seyirciyi hop oturtup, hop kaldırıyor. Apartmanın avlusunda cereyan eden beklenmedik olaylar filmdeki aksiyonun alevlenmesine sebep oluyor. Bir de bakmışsınız ki, gözleriniz pinpon topu gibi yuvalarından fırlamış ve diliniz dışarı çıkmış. O denli şaşırtıcı ve eğlenceli bir film anlayacağınız… Hemen hemen her sahnede kahkaha atıyoruz dersek haksız çıkmayız sanırım… Yine bir ‘durum komedisi’ örneği ile karşı karşıyayız. Ama filmi sindire sindire seyredin ki, filmin finalinde hazımsızlık yaşamayın! Hikayenin püf noktası filmin finalinde gizli. Öyle püfff deyip kolayca üfleyebileceğiniz bir son değil maalesef. Katıla katıla gülmenin zevkini yaşadıktan sonra trajikomik bir son seyretmek iyi olmuyor. Tıpkı Ferzan Özpetek filmlerinde olduğu gibi hayatları kararan karakterlerin ışığa erişmek için verdikleri mücadele konu ediliyor. Hayatlarındaki elektrik bir kez kesildi mi, o elektrik kolay kolay gelmek bilmiyor. Mum da yok tabi! Bu nedenle binadaki katlar bir bir çökmeye başlıyor. En son kat ise önemli hayat dersinin alınacağı bir okul sanki… Ne yaşanıyorsa o katta yaşanıyor. Mantıklı kararların verilebilmesi için kaçınılmaz sonun yaşanması farzdır. “Kafanızı değiştirmediğiniz sürece, nereye giderseniz gidin fark etmez. Gene sizsinidir!”  ifadesini güzel bir şekilde seyirciye aktaran Pierre Salvadori, tüm hikayesini bu ifadeye dayıyor. Zekice dokunduran espiriler, filmdeki  kara bulutları öyle bir dağıtıyor ki, adeta içimiz kıpır kıpır oluyor! Film kendinden bekleneni fazlasıyla yapıyor. Ne fazla, ne de eksik!

FİLMİN NOTU:7

Aşk Bilmecesi: Çözümsüz bir bulmaca seyri

25 Nisan’da vizyona girecek olan ‘Aşk Bilmecesi’ olağan dışı aşk hikayesiyle seyirciyi manipule etmek istercesine, himayesi altına alıyor. Hatta seyircinin aklını öyle bir karıştırıyor ki, tüm hikaye aniden ters yüz olabiliyor. Filmin amacı; akıl oyunları yaparak bilindik olanı bilinmeyenle değiştirmesi… Aşkın tanımını yeniden yapan yönetmen Cedric Klapisch, aşkın tıpkı bir bulmaca olduğunu ve çözülmesi için çaba sarf edilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Klspisch bize kuru kuru aşkı göstermiyor, tam tersine aşkı komedi ile süslüyor. Olmadık anlarda ortaya çıkan karakterler ve onların aralarındaki gerginlik bize zaman zaman Woody Allen’ın kaotik filmlerini çağrıştırıyor. Sahnelerin aralarına yerleştirdiği “non diegetic” öğeler aracılığıyla hikayenin işlevselliğini ve görselliğini arttırıyor. Ritim ve ahenk birbiriyle o kadar uyumlu ki, sahneler arası geçişler ve diyaloglar çok akıcı bir hale geliyor. Böylece film, su misali akıp gidiyor…

FİLMİN NOTU:7

 

Arzu ÇEVİKALP

arzucevikalp@gmail.com

twitter/Genis__Kadraj

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 36
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 830
Kayıt tarihi
: 24.05.10
 
 

1982 yılında İstanbul'da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kod..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster