Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ekim '09

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
491
 

Geçmişten gelen ( ııı ) ilk aşk

Geçmişten gelen ( ııı ) ilk aşk
 

İlk aşkını yaşayamadan noktalayan genç kız kendini derslerine verdi. Zamanla unutuldu yaşananlar, babasıyla aralarındaki buzlar eridi. Bu olaydan nasibini alan ortanca kardeş , hiç niyetlenmedi karşı cinse şöyle bir yan gözle bakmaya bile! Küçük kızsa habersizdi durumun ciddiyetinden ve ona pek dokunulmamıştı. Aslında bu gizli ve masum sevdanın en yakın tanığı oydu. Neyse olanlar olmuş, konu bir daha açılmamak üzere kapanmıştı. Zaten küçük kız için sokakta oynamak, yarışmalar ve özellikle erkek çocuklarla rekabet, dövüşmek daha önemliydi. Bir çocuğu oynarken hırpaladı biraz ve çocuk ağlayarak evine giderken ''sen yazın görürsün, amcamlar almanyadan hele bir gelsin, amcamın oğluna dövdüreceğim seni! Onlar orada karateye gidiyor.!! Kız şöyle bir güldü. Gelsin de görelim, olacaklardan habersiz!

Günler geçip yaz tatili geldiğinde oyun oynamak için çok daha fazla vakti oluyordu. Neler oynamazlardı ki, ebecilik , ip atlama, beş taş, yakalamacılık, yakantop.... daha pek çok oyun... Yazın ortalarına doğru mahalleye birkaç değişik çocuk geldi. Konuşmaları garipti, bozuk bir türkçe ve anlamadıkları bir dilden konuşuyorlardı. Kızlar etraflarına toplanmıştı, niye ki düşündü kız? Sonra hani o dövdüğü çocuk var ya ;kızı göstererek birşeyler söyledi yanındakine. Eyvah! Meşhur almancı kuzenler gelmişti, tam karşısındaydı. Atıp tutmak kolaydı tabii! Çocuk kendinden iriydi ve üzerine yürüyordu. Ne yapsın kaçamazdı ya! O babasının erkek kızıydı. Biraz boğuştular, gücü yetmedi ama ezilmedi de! Zaten çocuğun karate bildiği falan da yoktu. Araya girenler olmasa sonuç ne olurdu bilinmez ama, bu dövüşme en azından kız için bir dönüm noktası oldu.

O güne dek hiç bilmediği şeyler hissetti, içinde bir yerlerde bir kıpırtı. Ama ne kıpırtı. Oyunlarla gün bitip akşam olduğunda eve geldi, hergünden farklıydı, eve girer girmez pencereye koştu. Sokağın bir ucunda hala oynayan çocukları izledi. Tabii hepsini değil! Gözü birindeydi... O gece yatağa yatan eski küçük kız değildi sanki! Sabah uyanan da öyle! Kalktığı gibi pencereye koştu. Çocuğun evinin olduğu yöne baktı , sokağın diğer ucuna. Ama ortalarda kimsecik yoktu.

Az sonra arkadaşları seslendi, oyuna çağırıyorlardı onu. Grupta yeni birileri vardı. Arkadaş oldular kısa sürede ve pekçok oyun oynadılar beraber. En sevdiği kızın; yakalamacılıktı. Hele o çocuk onu yakalamaya çalışınca nasıl seviniyordu ; kendisiyle ilgileniyor diye! Saklambaçta aynı yere saklanınca küçük yüreğinin sesi duyulacak diye korkuyordu. O yaz kendisinden başka birkaç kız daha abayı yakmıştı çocuğa ve kızdırmalar başlamıştı. Hani inkar edilir ya, o da inkar etti diğerleri gibi. Ama içinde bir ateş vardı, bacayı saran. Tüm yaz bu rutinde geçti ve birgün uyandığında, arabalarını göremedi sokağın öbür ucunda...O gece , kendisi yorgunluktan uyurken yola çıkmıştı çocuk , ailesiyle ve bir koca yıl göremeyecekti kız onu... Yaşlar durmadı gözünde aktı gitti...Tıpkı aşık olduğu ilk erkek gibi...

Okul zamanı geldiğinde ailede değişen pek birşey olmadı. Ablaları şehre , kız da yakındaki okula devam etti. Babası yine işe girip, çıktı canı istemeyince. Kimi gün köfte yediler, kimi gün çorba makarna. Küçük tüpte pişti çoğu kez yemekleri. Okulda simit gazoz aldığı gün de oldu, karnı doydu; parasız gidip açlıkla eve koştuğu da ...Ablaları zengin arkadaşlarını görüp çok ağladı, bizim ne eksiğimiz var diye! Teyze kızının eskilerini giymek, harçlıksız okula gitmek, okulun çayına , pikniğine katılamamak, eşofman yerine pijama giymek tak ettmişti canlarına. Genç kızlığın en güzel günleri bu sıkıntılarla gölgelenmişti. Evlilik çare miydi bilinmez ama, görücüler kapıyı çalmaya başlamıştı bile. Ama onlar okuyacaktı, tek istekleri buydu o zamanlar...

Yıllar geçti ve ablaları liseyi bitirdi birer birer... Babasının eski iş arkadaşlarının yanına işe girdiler. Artık bir parça olsun rahatlamışlardı. Kızlar hemen eve çeki düzen vermek için kolları sıvadı. İlk maaşlarıyla mutfak için alışveriş yaptılar önce. Canları ne çektiyse aldılar.Sonra yavaş yavaş üst baş, ev eşyası... Güçleri neye yeterse aldılar işte! Küçük kız ortaokul ikinci sınıftayken artık kzların da baskısıyla, bu mahalledeki yaşamları sona erdi. Şehre taşınmak daha mantıklıca bir iş olacaktı. İki ablası, babası işe gitmek için yol parası veriyorlardı. Hem tüm yakın akrabaları da şehirde oturuyordu. Bir tek küçük kız aynı okula gidecekti. O da sadece bir yıl!

Şehir merkezinde buldukları ev çok eski ve köhne bir yerdi. Ama olsun sonunda kızlar kurtuluyordu o kokuşmuş , dedikoducu, yokluklarla geçmiş anılarla dolu yerden ... Küçük kızsa ne çok şey bırakıyordu geride; oyun yeri edindikleri inşaatları, içinde oynadıkları suyu bulanık dereyi, o semtin ilk çocuk bahçesini, ilk okulunu, en sevdiği arkadaşlarını, koşturduğu sokakları, saatlerce ortadan kaybolup, annesinin onu aradığı ;korkudan titrediği günleri, ramazanda beraber yenen iftarları , sahurları, arkadaşlarıyla gittikleri teravih namazlarını, eriklerini çaldıkları için onları kovalayan komşu teyzeyi, daha pek çok şeyi....

Bu evde , bu odada, her yaz , kaç sabah , ilk iş olarak bakmıştı koşup bu pencereden! Arabalarını görmek ümidiyle! Pencereye yaklaştı, ama dışarı bakmadı, bakamadı. Artık anlamı yoktu yazların, heyecanı da yoktu. Çünkü yeni evlerinin penceresinden ilk aşkı görünmüyordu!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 114
Toplam yorum
: 80
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 292
Kayıt tarihi
: 20.08.09
 
 

Antalya' yı mesken tutmuş ,ruhu bu özgür şehirde tutsak biriyim... Beden eğitimi öğretmeniyim. 12 yı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster