Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Eylül '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
16
 

Göbeklitepe 32

Orupta neşeliydi. Akaptu’ya gülüyordu. “Demek yemek yerken ellerimizi kullanmayacağız. Ağzımıza yemeği bir aslan mı, bir geyik mi verecek?”

Akaptu “Sorun yeme şekli değil. Kimimiz ihtiyaç gideriyor, su bulursa elini yıkıyor. Bulamasa toprakla temizliyor. Düşün az önce biri hastalandı, ve hapşırdı. O bulaşık eliyle beraber yediğimize elini daldırdı.”

Orupta “Haklısın, benim aklıma hiç böylesi gelmedi. Ee peki bir sorun icat ettin, icat ettiğin şeyin çözümü ne?”

Akaptu “Öncelikle temizliği kural haline getirelim. Daha ilerisi bölgemizin yakınlarında köpüren bir toprak cinsi var. Yeni keşfettim bunu, köpüklenen elde kir dağılır ve su ile kolayca temizlenir.”

Orupta “Gel beni bulduğun köpüklenen toprağa götür, bakalım ve deneyelim.”

Kalktılar. Onlarla birlikte birkaç genç daha vardı. Ağaçların arasından geçtiler, kayalık parçaların üzerinden atladılar. Ağaçların olmadığı çıplak bir araziye geldiler. Birden durdular.

Akaptu yerden aldığı bir avuç toprakla “İşte bu beyaz toprak.” Dedi.

Orupta da aldı. Avucundakileri uzun uzun kokladı. “Bunun kokusu lavantaya benziyor, köpüren toprak değil. Uzun süredir aynı yerde yetişen lavantalar toz olup birikmiş, toprak şeklini almış. Ve lavantanın kuru acı suyu köpürmeye elverişli hale gelmiş.”

Gençler yanlarında ki deri torbalarına beyaz topraktan doldurmaya başladı. Orupta “Bizi bir dertten kurtardın. Bu şeklimizle yabani avcılardan tamamen ayrıldık. Kültür derimize bunu ne şekilde işleyeceksin?”

Akaptu “Su, lavanta ve köpük simgelerini kullanacağım.”

Orupta “Ne kadar kültür derimiz oldu. Bayağı birikmiş olmalı. Biliyorsun bir çok şey yaşadık bu mevsimde.”

Akaptu “İki yüzü olan derilerimiz henüz klanımızın yarısı kadar. Önemsiz şeyleri simgelemiyorum. Bizden sonrakilerin kafasının karışmaması için bu gerekli.”

Orupta “Sen iyi bilirsin, söyle derilere çizdiğin en önemli simgeler hangisi?”

Akaptu “Önce yeni doğanları işaretledim. Sonra Arcen ve Karnut’un klanımızdan kaçışlarını simgeledim. Bu ikisi birbirini seven ama birleşemeyen aşıklar. Sem emrettiğin için bu dişi ve erkek kaçakların birleşmesine izin vermedik.”

Orupta “Neden izin vermediğimizi biliyorsun. Bu ikisi çevrelerindeki kişilere çok kötülükler ediyordu. Dişi Arcen tüm klanımızı ayağa kaldıracak dedikodular etti. Karnut ise Arcenle yetinmeyip klanımızın genç kızları ile uyarmamıza rağmen hep fink attı. Bu durumda klanımızı terk etmeleri iyi oldu.”

Akaptu “Öyle söylüyorsun ama ikisinin de ailesi üzgün. Arcen’in annesi bana ‘beni de bırakın gideyim, Arcen’in bulayım, siz izin vermezseniz gider bir daha geri dönmem’ diye çok yalvardı.”

Orupta “O iki kaçağı bulup getirsek eski düzenleri olmayacak. Onları ağaç kafeslerde tutmamız gerekir. Klanımızda henüz böyle bir ceza yaşanmış değil. Onları kafeslere koyduğumuzda ise kötülüğün bilgileri daha da çoğalacak ve klanımız zayıf ve güçsüzlüğü yaşayacak.”

Akaptu “Bazen kötü şeyler de insana öğrettikleri olur. Asi olmak insanı olgunlaştırdığı gibi öğretir de. Şimdi biz senin sultan altındayız. Bir avcı sana ve kurallarına asi olduğu zaman o kişi kendiliğinden lider bir ruha kavuşur. İçinde ki o liderlik ateşi ile daha kararlı ve sorunlarını çözebilen kişiliğe dönüşür.”

Orupta “Bazen senden ve bilgilerinden korkuyorum. Hiç işitilmemiş, hiç bilinmemiş şeyler söylüyorsun. Ben bu tür şeyleri yalnızca ben bilirim zannediyordum. Neyse karar verildi. O iki kaçağı bulup getireceğiz. Gençler ve ikimiz bu işi hallederiz.” Dedi ekledi. “Sen Mulip git klana kaçakların peşine düşeceğimizi söyle.”

Mulip “Beni bekleyin, bende geleceğim sizinle, hemen koşar gelirim.” Mulip Orupta’dan olumlu cevap alınca hızla koşup uzaklaştı. Biraz sonra geri geldi.

Kafile ilerledi. Bir gölün yanına gelmişlerdi. Gençlere verilen talimatla göl kenarında ayak izi aramaya başladılar. Dört genç ikiye ayrıldı.

Orupta “Akaptu biz de gölün ağaçlık kenarlarını arayalım.”

Akaptu “Bak ileride kırık bir dal var.”

Ağacın yanına geldiler. Akaptu dalın kırık kısmını inceledi. Kırık dalın henüz yaş olduğunu gördü. “Bulduk galiba kaçakları. Kırık dal uzun süre geçince kururdu. Henüz yeni olmuş bu. Bir avcı neden durduk yere bir dal kırar. Tabi ki ateş yakmak için. Kaçaklarımız bu bölgede. Ben gençlerin yanına gidiyorum. Sen beklersin burada. Ben gençlere sessiz olmalarını söyleyeceğim.” Dedi, oradan ayrıldı.

Göl büyüktü. Gençler henüz uzaklaşmamıştı. Ayak izi aramak onları yavaş hareket ettiriyordu çünkü. Akaptu’nun onlara ulaşması kısa sürdü.

Orupta’nın kulağına bir ses geldi. Otların arasına eğildi ve sindi. Ses iki kişiden geliyordu. Bu Arcen ve Karnut’tu. Orupta birden yerinden doğruldu. “Gelin bakalım yanıma Bir şey yapmayacağım gelin.” Dedi.

Geldiler. Orupta “Sizlere ceza vermeyeceğim yalnız bir daha kaçarsanız bu sonunuz olacak. Sizi o zaman yine yakalar ve bu sefer ikinizi köle yaparım. Tüm ağır işleri sizlere gördürürüm. Yürüyün bakalım, düşün önüme.”

Akaptu ve gençler Orupta’nın bağırması ile koşup geldiler. Gençler meraklı gözlerle kaçaklara baktı. Bir heyecanın sonu onlar için yine bir heyecandı. Bölgelerine girdiklerinde onları ilk gören kaçakları aileleriydi. Koşarak geldiler. Yaşanan kavuşmaya en çok kaçaklar sevinmişti. İçlerinde bir şeyler  sanki ‘Arcen ve Karnut birleşecek, onlar bağışlandı’ diyordu. Kalabalığın kuşatması esnasında gülümsüyorlardı.

Orupta kalabalığa “Bunları görün ve ibret alın. Bakın üstlerine başlarına, ne kadar perişanlar. Ne giysileri giysi ne özgürlükleri özgür. Açlıklarından bir deri bir kemik kalmışlar. Ben bunlara acıyorum, siz de acıyın. Ve ikisini klanımızla beraber birleştireceğiz. Belki çocukları olur da asi olmaktan vaz geçerler.” Diye konuştu.

O an Karnut hıçkırıklara tutuldu. Ağlayarak Orupta’ya sarıldı. “Gerçekten  sen ve klanımdan kaçmak büyük bir hataydı.” Geri çekildi, bu sefer ağlayarak annesine sarıldı.Sonra göz yaşlarını silerek dişisi Arcen’in elini tuttu. Çadırlarına doğru gittiler.

Akşam olmuştu. Yine şenlik vardı. Arcen mutsuz gibiydi. Kız arkadaşları bunun sebebini anlatmasını istediler.

Arcen “Nasıl söylesem, biz gelirken Karnut ile hep sustuk, gerçeği söyleyemedik. Bu bir sorun olursa onları getirmeden geri döneriz dedik ama bağışlanınca ne yapacağımızı şaşırdık. Bizim ormanda iki çocuğumuz kaldı. Şu an orada bizi bekliyorlar.”

Kızlar koşup hemen Orupta’ya söylediler. Orupta geldi Arcen'e “Siz çoğalmışsınız da haberimiz yokmuş. Hemen getirin onları.” Dedi. Arcen, genç kızlar ve birkaç genç erkek ormana doğru hızla yürüdüler.

Klanın dişi ile erkeği birleştirme töreninde Karnut aralarında değildi. Klan eğlenecek birleşen erkek yalnız olacaktı. Böyle yapılarak uğurlu ve uğursuz ayırt ediliyordu. Uğurlu birleşecek erkekti. Uğursuzluğu yiyip, içip bitiren eğlenenlerdi.

Az sonra Arcen sevinç içinde ellerini tuttuğu çocukları ile göründü. Tüm ilgi çocuklardaydı artık. Çocuklar klanın tüm dişilerine sevgi görücüsüne çıkmıştı. Tüm dişiler birer birer seviyor ve okuşuyordu çocukları, sarılmaya doyamıyorlardı.

Yıldızlar bu gece de parlaktı. Bölgenin yakınlarında yine her zamanki gibi davetsiz misafirler vardı. Birkaç sırtlan grubu akşamdan kalma şölen yiyeceklerinin kokusunu almış gelmişlerdi. Klanın gece bekçileri yenen geriye artık geyik kemiklerini taşıyarak sırtlanların yakınlarına bıraktı.

Orupta’yı uyku tutmamıştı. Toprak altına gömülmekten kurtulan iki dairenin birinde Kanpe Dikmus’un içindeydi. Tek başınaydı.. Ortalıkta kimse yoktu. Orupta ürperiyordu diğer taraftan. Görünmez varlıkların saldırısından emindi Çünkü dairenin içindeydi. Orupta bununla da yetinmemiş oturduğu zemine de eliyle kendisini çevreleyen bir daire çizmişti. Görünmez Varlıklar Kanpe Dikmus’a girseler bile yere çizilmiş daireyi geçemezlerdi.

Orupta söylenceleri düşünmeye başladı. “Bir şeytan ne zaman aç kalırsa yiyeceğinin kokusunu alır bir köpek pisliği ve hayvan leşine musallat olurdu. Acaba şeytanlar avcı pisliğini de yer miydi. Şeytanın en büyük düşmanı avcılardı, bunu yapmazlardı. Şeytan acaba görünmezliğini iğrenç şeyleri yiyerek mi sağlıyordu. Akaptu söylemişti. Kötü olanında öğrettiği vardı.

Ataları “Kötü olanı kimse bilmeyecek. O zaman sana teslim olan gücü göreceksin.” Diyordu. Bilerek kötülüğü kullanıyorlardı. Atalarının adresi yanlıştı.İnsan kendi cinsine kötülük yaparsa akıl bilgileri karışırdı. Doğa onlara böyle öğretmezdi. Kendi cinsin birlik içinde çoğalacak birlik içinde savaşacaktın. Gerçek güç o zaman gelirdi.

Kulağına takur tukur sesler geldi. “Acaba içeriye biri taş mı attı?” diye söylendi. Ne kadar yaşı büyük olsa, klanın lideri de olsa korkmuştu. Kanpe Dikmus’un duvarına tırmandı. Duvarın temelinde ayağa kalktı. Bir tıkırtı daha duydu. Orupta hemen daireye geri atladı.

Sesler çığırından çıkmıştı. Tak tak diye taş sesleri gelmeye başladı. Orupta büyük bir ürperti ile can havliyle Kanpe Dikmus’u terk ederek koşmaya başladı. Daireden uzaklaşınca geriye baktı. “Sessizliği denemeyeceksin. Denersen ses çıkar.” Dedi heyecanla. Arkasına bakmadan çadırına yöneldi.

Tuna M. Yaşar

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 249
Toplam yorum
: 21
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 312
Kayıt tarihi
: 14.09.10
 
 

Orman mühendisiyim. Arkeoloji ilgi alanım. Gezmeyi, kitap okumayı ve müzik dinlemeyi severim.  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster