Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Aralık '15

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
123
 

Güneşimdin

Güneşimdin
 

' Yokluğun, denizde vurgun yemiş yanımdır üşüyorum kapama gözlerini..'(alıntı)


Bir güneş vardı dünyama aydınlanmak için süzülmüştü içime yavaştan. Öyle süzülmüştü ki gönül dergâhıma her yanımı her şeye kulaç atıyordu. Güneşimdi ısınmak için.  Canı gönlümden istediğim gibi canlanıyordu her bakışımda. Zor kanat kabul ettirmiştim yürğime. Aklımdan geçmezken sen aklıma aydınlık katmıştı. İçimde ve etrafımda dolaşan dilimde ki dedikodulara inat kabul ettiğim bu aşkla aydınlanıyordum her günüme. Dünyalık aşk-ı nefse gözlerini kapayarak başlamaktı. Attığın bu yolda durmaksızın yürümekti.  Kalbimden akan tek cümle aşk diyordu ve dönüyordu gözlerimin kıyılarında.

Aşkın sarhoşluğu öyle yayılmıştı ki dilime dört yanım akın akın kucak açıyordu dualara.
Günler aylar yılları kovalarken bir sebep uğruna yaraları kabuk bağlamışken yeniden kanamıştı. Küçük yüreğine dokunan bu aşk  can yakıyordu. Sevmiştin, sevebilmiştin farkına varmadan. Kendine bir daha sevmeyeceğim diye söz verdiğini unutup yeniden başlamaktı sevmeye. Gözlerine bile dokunmamıştı gözlerin. Evet, bir aşkın eşiğinde yavaş yavaş ruhuna ilişen can çekişiyordu. Sevmişti hüsranına dokunmadan. Sevmişti kendince ve sessizce! İçine sığmayan bir aşkla sevmişti, ölürcesine. Öyle sevmişti ki "beni aşka âşık eden aşkıma" diye başlıyordu tüm sözleri. Sevmişti, sevilmeyeceğini bile bile.

Öyle bir samimiyetle başlamıştı ki karar vermişti görecekti, her şeyi göze alarak. Sonu her ne olursa olsun diye o adımla başlamıştı. Aşk; mahcup bir halde utangaçlığın köşesinde varlığına hükmediyordu. Gözlerine dokunmuştu ve gözyaşları dökülmüştü bağrına ve anlıyordu sonu bir yokluk ama benim içimde yaşayan yokluk değil diyordu. 

Bir farklı kokuyordu gönlümün odası sanki gül bahçesindeydi. Gözlerini kapatmıştı tüm acılara. Uyuduğunu seyreylemekti, yalnızlığa dokunarak. Sevmek neydi. Ve bir söz geldi aklına ‘’Bir muma ateş olmak mı? Yoksa yanan ateşe dokunmak mı?’’

Derin bir sarsıntı içinde kıyamet kopartır gibiydi. O küçük çocuk  büyümüş ve o cümleye nakışlanmaktı aşkla iliklenen düşlere. Sözleri yüzünde okuyordu. Yatağın uzandığı köşesinde sanki başını kaldırmadan tatlı bir edayla uyuyordu. Sözleri art arda dizmeye başladı ve ilmekleri çözülmüştü.

Duydum ki sevememişsin, duydum ki bu hal seni beğendirmemiş sessizliğe düşürmüş. Sende biliyorsun ki ben bir umudun siyah beyaz rengiyle gelmiştim. Aşığım sana bunu söylemiştin belki de söyleyememiştin ben "nefsimi " için gelmemiştim.

Sessizce mırıldanmalar bana göre değildi eteğindekileri doğru yâda yanlış cümleleri dökmekti avuçlarıma. Sen olsan da olmasan da ister yar ol ister yara her ikisi de başım gözüm üstüne. Çekerim ben bu acıyı da tatlıyı da.

Derin bir nefes almaktı düşlerinde. Gerçek vasfa ulaşma arzusuyla bir ömür kaldı biliyor musun? Gözünden düşen ve usulca inen yaşların tenini yaktığını biliyor muydun? Uzun bir süre sessiz kalışların bir anlamı vardı biliyordum.

İçimde büyüyen bir sesle söylemekti sana. Şimdi sorarım sana;’’ hangi aşk daha büyüktür! Anlatılarak dile düşen mi? Anlatılmayarak yürek deşen mi? ’’ ne sen bana bir cümle kurmuştun ne de ben sana bir şey söylemiştim. Bir tek cümle bile açmamıştın ve anlamıştım her şey içimde birikinti olarak kaldı. İçimde fırtınalar kopuyordu gecenin zifirinde. Gitmenin verdiği bir bekleyişle tarumar eden bu aşk illetinin canını yakacağını biliyordu ve bile bile yürümüştü o zamanı.

Şimdi ıstırabın yalnızlığın kıyısında dolaşıyordu. Gözlerinden süzülüyordu yaşlar, ilmek ilmek süzülüyordu ve için için yanıyor ve yakıyordu yüreğini. Her defasında öldürüyordu içinde kendini.

Gözyaşlarını silmek için bir yürek yoktu ama o büyük güce sahipti. Yastığına düşen damlalar bir iç kaynar gibiydi ve yalnızlığı elinden tutmuştu. Bir rüyaydı san ki bir edayla gülümsedi ve hayatında ilk defa dokunmuştu o düşlere. Yalın ayak ve çırılçıplak kalmıştı boğazında düğüm düğüm.

Öyle bir aşktır ki solmaya yüz tutan  güller gibi can buluyordu. İçin için yanan gönüller elbet bir gün aşka kavuşur diye umutlanıyordu. Kalp  öyle bir yerdir ki O Aşka bir adım  atmak isteyene sonsuzluğu vadediyordu. Sen daha iyi bilirsin neyin peşinde olduğunu ve ulaşmak istediğini diye yanmakta olan aşkın alevlendiğini. Yanmayı yakılmayı ve yakmayı göze alan her şeyi kabul edendi oysaki. Neye yararsın sende  aşka kulak vermediğinde, merkezinde dursaydın anlayabilirdin belki de! Bir adım atmakken o kadar uzaklaşıp gittin ve sen yaktın o ateşi.

İçindeki acıları telaffuz edemiyor ezildikçe eziliyordu, mazlum ve mahzun olan bu aşkın karşısında. Sen son dakikalarında neye uzanıyordun ve neyi yaşıyordun. Artık anlam veremiyordum bir anda sana ben bunca yaşantıların ıstırabını çekiyorken. Gözlerini gözlerine dayamıştım. Ölmenin ve ölümün kıyısında bir bekleyişle bekliyordum. Günler geçmiş ardımızdan ne sesin geliyordu kulaklarıma nede sesim varıyordu. O’da biliyordu sevginin nasıl tarumar edişini.

Can acıttı mı dersiniz! Evet, bu can; Yaktı, yandırdı, yakmaktaydı

Ey mahşeri aşk;  zifiri gecelerime düşmüş ve gönlümün içinde yeşeren vazgeçilmez perdesi olmuşsun. Bilmez misin sessizliğin matemimdeki gözyaşımı, suskunluğunda sessiz çığlıklarımı.

Ah! Yüreğimdeki gamlı feryadım gönlümün çekilmez vefası, hastalığımın sabrı telaşısın. Gönlümün aciz sevişleri seyyahlığındandır. İçimde ki garip bir Aşk’abulandım bilmez misin? Bir ben varım sensizliğe ve sessizliğe aciz, sana hasret, sana uzak, sana meftun. Silsen diyordum yüreğimdeki benliğimden matemi ve gelsen şimdi ilk kez  ve son kez

Gel sen diyordum ya öldür ya da öleyim.

'Ölürsem sana doyamamış lığımla. Gömün bedenimi de, bırakın yüreğim dışarıda kalsın.' (alıntı)
' Kalbimin söküklerini gözlerinden akan ışıklarla dikiyorum' (alıntı)

' Yokluğun, denizde vurgun yemiş yanımdır üşüyorum kapama gözlerini..'(alıntı)

Mehmet Arat, Abbas Oğuz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Günü geldiğinde en nadide çiçekleriyle süsleriz baharımızı.Ve kuruluruz en seçkin yerine aşk pazarının,ama insanlar durgun ve katı,biraz da çekingen;uçmayı henüz beceremeyen kuşlar gibi.Düzenli ve uyumluca,kıpır kıpır atar kabimiz düşlerimizin aynasında.Sürükleniriz kendimizde olan kendimize.Severiz,seviliriz de.Ne zaman ki duygular oyunlarını bitirir,bir de bakarız ki kendi yanımıza çekmiş almışız kendimizi.Gam kusarız da hicranın elinden üzülür canımız...Ama nice yağmurlar,karlar yağdı.Ne çok baharlar geçip gitti.Sokaklar bile değişip unuttu kendini...Çok güzeldi! Yoğun bir duygu vardı yazınızda.Elinize sağlık Hacer hanım.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 20.12.2015 23:57
Cevap :
ömrün yettiği kadar yüreğin attığı kadardı aşk; yüreğinize sağlık dilerim Abbas bey   21.12.2015 17:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 130
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 1259
Kayıt tarihi
: 12.06.09
 
 

İnsanlar için en güzel hediye, hiçbir masrafa ihtiyaç göstermeyen tatlı bir  gülümseyiştir. Hz. S..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster