Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ağustos '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
2173
 

Hanefi Avcı:Şimdi de Öcalan ve PKK ile görüşülmez deniliyor. Peki, kiminle görüşülecek?

Hanefi Avcı:Şimdi de Öcalan ve PKK ile görüşülmez deniliyor. Peki, kiminle görüşülecek?
 

Hanefi Avcı: Gündem yaratmaya devam ediyor...


Haliçte Yaşayan Simonlar kitabı’nı okudukça: işlediği her konuda bir öz eleştiri, devletin uygulamalarındaki yanlışları ortaya koyan bir bakış olduğu ve çözümler sunduğu izlenimi edindim.

Devletin işleyişini bilen, ülkenin yaşadığı sorunların temelinde demokrasi ve özgürlüklere getirilen katı baskıcı tutumların yol açtığını içselleştiren, entelektüel birikimini paylaşan Hanefi Avcı’nın değerlendirmeleri sıradan sığ okumalarla anlaşılamayacak diye düşünüyorum.

Okudukça ülke gerçekleri üzerine yaptığı değerlendirmelerine ilgisiz kalmak olası değil. Kitap sıradan bir bürokratın eseri olmadığı için bir taraftan da “Bu kitap niçin yazılmıştır?” sorusuna yanıt arıyorum. Kamuoyuna yansıyan ve öne çıkan “cemaat’in devleti ele geçirdiğine”dair değerlendirmelerdi. Oysa okudukça kitabın tartışma yaratacak, gündem oluşturacak değerlendirmeler içerdiğini görüyorum. Kitap sanki kendini devletin/ülkenin sahibi sananların zihniyet değişikliğinin yansıması ve yarının yol haritası olarak ta değerlendirilebilir. Simonlaşmamak için mutlaka okunması gereken kitaptan şimdilik kısa bölümler halinde aldığım notları paylaşmaya devam ediyorum.

Terörle Mücadelede Asker, Polis ve MİT’in Doğruları Uygulanıyordu…

Kitabın terör konusunu işlediği bölümde de çarpıcı tespitler, değerlendirmeler yer alıyor. Avcı “Türkiye’de terörle mücadele, öncelikle ülkenin güvenliğinden kendini sorumlu tutan ve kendi kendine bunu en başta belirleyen Silahlı Kuvvetler doğruyu tayin ediyordu.”tespiti ile devam ediyor. “Onların yanında her zamanki destekleri Polis ve MİT’ti. Bu üçlünün hemen ardında, onların her yaptığını tartışmasız doğru kabul eden, onları kutsal güç kabul eden bürokratik yönetim kademeleri ve üst bürokratlar bulunuyordu.”

Avcı anlaşıldığı üzere Türkiye’de toplumca terör konusunda kabul edilmesi gereken doğruları asker, polis, MİT oluşturuyordu tespitini yapıyor ve devam ediyor “Bununla birlikte doğrunun tayin edilmesinde hiçbir zaman özgür düşünemeyen, kendine söyleneni doğru kabul eden, eleştirmeyen, bağnaz, dar düşünceli aynı körlüğün içinde hapsolmuş olan bazı aydınlar da rol alıyorlardı.”

”Ortanın Solu Diyen Ecevit’in Cezalandırılmasını Düşünüyordum…”

“Bu militarist anlayışın temsilcilerine ve destekçilerine göre yeni çözüm yöntemlerine, reformlara gerek yoktur. Sorun her zaman mevcut kanunlara karşı çıkan kesimlerden kaynaklanmaktadır. Yeni tedbire reforma ihtiyaç yoktur, olaylar zorla bastırılmalıdır. Devlet ve bu kurumları eleştirenler hain, alçak, satılmış kişilerdir; aksi düşünülemez. (Ben de eskiden böyle düşünüyordum. Hatta devletin kanun çıkararak, devleti eleştirenleri cezalandırmasına, en ağır cezaları vermesi ve silahlı eylem yapanları asması gerekir diye düşünüyordum. Bu nedenle o dünyanın düşünce sistematiğini çok iyi biliyorum; ortanın solu diyen Ecevit’in cezalandırılması gerektiğini samimi olarak düşünmüştüm. Şimdikilerden tek farkım, bu düşüncelerimi gizli saklı değil, açık açık ifade ediyordum; açık açık devletin kanun çıkararak bunları yok etmesi gerektiğini söylüyordum.)”

“Terör Sorunu Akılcı, Bilimsel Yöntemlerle Çözülmeli…”

Avcı bugün terörün çözümünde olması gerekenin akılcı ve bilimsel yöntemlerle olduğunu “Üniversitelerin, bilim adamlarının bu güne kadar devletin resmi ideolojisini savunmanın dışında katkıları olmadığını” söylüyor. Özellikle “Kürt sorunu üzerine akademik araştırma var mıdır?” sorusunu yönelttikten sonra devam ediyor “Bu tür bir çalışma yapanların hakkında dava açılma, çalışmayı yapanların ceza alma ihtimali yüzde yüze yakındır. Çok daha vahim olanı çalışma resmi görüşe uygun değilse yapanların her cepheden saldırıya uğramaları, aşağılanmaları, yaptıklarına pişman edilecek olmaları kaçınılmazdır.”diyor.

Avcı “Eğer üniversiteler terör sorunu ile ilgilenebilseydi, olayların nedenleri ve çözüm konusunda bilimsel sonuçlar elde edilir, ülkemizde zaman ve kaynak israfına uğramazdı.” tespitini yapıyor.

“Yöneticiler Vicdani Sorumluluk Taşımıyor…”

“Her şeyi şahsi çıkar bağlamında değerlendirip vicdani sorumluluk taşımayan yöneticiler sadece ülkenin maddi değerlerini şahsi menfaatleri için kullanmakla kalmadı, ülkenin en önemli sorunlarından en basit sorunlarına kadar aynı anlayışla, basit mantıklarıyla baktılar.Hesabı yapılamayacak bedellere neden oldular ve hala olmaya devam ediyorlar..”

“Sorunlar Sivil Anlayışla: Demokrasi, Barış ve Diyalog ile Çözülür…”

“Türkiye’yi yönetenler; tüm sosyal ve siyasi sorunların sivil bir anlayışla, demokrasinin ölçüleri dâhilinde, barışçıl yöntemlerle, diyalog yoluyla çözüleceğine; geçici kolay gözüken, alışılmış olan ama sorunları büyüten eski yöntemlerle çözümün mümkün olmadığına ve en ufak bir olayda hemen ordu, polis, sıkıyönetim, hapishane gibi baskıcı yöntemleri çağrıştıran unsurlardan söz etmenin yanlış olduğuna inandığı gün ülkenin tüm sorunları kolaylıkla çözüm bulacaktır. Aksi takdirde bu değerlere gönülden inanmadığı, içselleştirmediği, sadece dış (örneğin ABD istediği için) ya da iç (geçici bir süre bu argümanlarla oy almak için) etkilerle uygulamaya koyduğu zaman sorunların çözümüne etki edemeyecektir.. Özgürlükler ve demokrasi...Bu önemli iki kutsal değer, tüm toplumlarda huzurun, barışın, istikrarın temel anahtarıdır. Bu değerler adalet ve hukuk içerisinde yaşatıldığı müddetçe, ne ülke bölünür, ne de anarşi olur, ne de terör. Hukukun egemen olduğu bütün ülkelerde yapılan araştırmalar bu iki büyük ülkünün o devletler tarafından el üstünde tutulduğunu göstermektedir.”

“Demokratik Açılım...”

“Kürt açılım, Güneydoğu açılımı, demokratik açılım… Adına ister Kürt açılımı, ister Güneydoğu açılımı, ister PKK sorunu densin, hepsi de aynı sorunu işaret etmektedir. Meselenin bugün gelmiş olduğu aşamada tüm taraflar tek bir çözüm yöntemine mecbur olduklarının farkındalar: sorunları diyalogla, barış içinde çözme yöntemi olarak demokratik açılım.”

“..PKK onca yıl sonra, bu kadar silaha ve insan gücüne kavuşmasına rağmen hala bölgede bir karış toprak üzerinde denetim kuramamakta,bölgede gizli pusu eylemleri haricinde istediği etkinlikleri gerçekleştirememektedir… Tek çaresi bu açılım projesi ile silahlı mücadeleye son vermektir. PKK denilince önemli olan Öcalan’ın kendisidir. Öcalan’ın yaşaması ve ileriki süreçte hapisten kurtulup dışarı çıkması ancak açılımın başarısı ile mümkündür. Fakat PKK’nın Öcalan’ın başına herhangi bir şey gelmemesi ihtimaline karşı silahlı kadrolarını dağda son ana kadar güvence olarak tutması olasıdır..En iyi ihtimalle 10 yıl daha hapiste kalacaktır. Güneydoğu huzura kavuşursa kısa süre içerisinde dışarı çıkıp siyasi faaliyetlerine devam etmesi ve umduğu noktalara gelmesi ihtimali çok yüksektir.”

“..Zaten AB’ye girmek için Türkiye’nin yerine getirmek zorunda olduğu taahhütler ve AB’nin uyum sürecinde istediği sosyal reformlar PKK taleplerinin önünde olacaktır.. Bu açıdan demokratik açılım projesi PKK’nın ve Öcalan’ın ideal beklentisidir. Ayrıca Güneydoğu halkı bunca yıl yaşanan olaylar ve savaşlar sonunda, nasıl bir yaşam biçimi olduğunu unuttuğu barış ve huzuru, terörü yaşamayanların bilemeyeceği kadar çok istemektedir.”

“..Ordu son 25 yıldır her türlü yönteme başvurarak silah ve güç kullanmasına rağmen PKK’yı bitirememiş; tersine örgütün silah ve sayısal insan gücü yapısı itibari ile halktan aldığı destek açısından güçlenerek büyüdüğü görülmüştür.”

“Ayrıca dünya konjöktürüne, ABD’nin Güney Asya ve Ortadoğu’daki faaliyetleri ve yakın gelecekteki politikaları AB’de kamuoyu eğilimleri, Rusyanın kendi iç şartları gereği genel tavrı, Suriye’nin düne göre bugünkü hali ve Türkiye ile yakınlaşması, İran’ın PKK’ya tavrı, Kuzey Irak’ta Talabani ve Barzani’nin tutumu gibi dış şartlarında olayın bu yöntemlerle halledilmesi konusunda uygun ortam yarattığı görülmektedir.”

“…Şimdi de Öcalan ve PKK ile görüşülmez deniliyor. Peki, kiminle görüşülecek? Sorun oradaki sıradan halk değil ki. Sorun davanın şahsında somutlaştığı Öcalan ve örgüttür. Daha doğrusu onlardan başka konuşulacak muhatap var mı ki? Bu gün muhatap alınacak herkes ancak oradan izin aldığı zaman konuşabilir. DTP ve benzeri partilerin, milletvekillerinin veya sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerinin gücünü PKK’dan aldıklarını bilmeyen var mı?”

Necati TÜFEKCİ 24 Ağustos 2010 ANKARA

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1114
Toplam yorum
: 2289
Toplam mesaj
: 135
Ort. okunma sayısı
: 823
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Ankara'da yaşar, dünyalı,aynadaki görüntüsüne muhalif, vicdan hesapları yapmaktan yorgun, yaşanıl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster