Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Nisan '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1085
 

Hariciler gibiyim

Hariciler gibiyim
 

Resim: İnternetten alıntıdır


“Susurluk Çetesi” adını ilk duyduğumda çok şaşırmıştım. Kaza yapılan yerin adını yakıştırmıştı, bu adı koyanlar…

Benim şaşkınlığım ise asıl kazadaki Mercedes otomobilin içindekilerdi…

“HAFIZA-İ BEŞER NİSYAN İLE MALÜLDÜR” sözünü bir kenara bırakıp azıcık düşünelim, ya da sanki düşünüyormuş gibi yapıp o günleri hatırlamaya çalışalım. O arabanın içinde kimler vardı. Bir milletvekili, bir bayan, polis müdürlerinden biri ve kırmızı bültenle aranan biri…

Rahmetli bayan için o arabada olmasını anlayabiliyorum, muhtemeldir ki birinin sevgilisi idi ve özel hayattır, fazla kurcalamanın bi anlamı yok.

Milletvekiline gelince o, zaten yaşıyor…

Polis müdürlerinden biri olan Hüseyin Kocadağ ve ülkücü olduğu söylenen Abdullah Çatlı, ya da diğer adı ile Mehmet Özbay. İşte beni asıl şaşırtan bu ikili!..

Amacım kimseleri yargılamak değil. Ne savcıyım, ne hâkim, ne de cellât değilim çok şükür. Yalnızca şaşkınlığımı ve olaylara ne kadar yabancı kaldığımı anlamaya çalışıyorum, hepsi bu.

12 Eylül 1980 öncesi bilenler bilir, bize ait ne varsa hepsi ikiye ve hatta ikiden de fazla parçalara bölünmüştü…

Polder kurucularından olan Hüseyin Kocadağ ile, ülkücü olduğu söylenen Çatlı’nın aynı arabada olması ve halen aydınlanamayan bir kazaya kurban gitmesidir benim şaşkınlığım… Sonradan öğrendiğime göre direksiyonda bulunan Kocadağ’ın çok usta bir şoför olması da kaza ile ilgili şaşkınlığımı da şüphelerimi de biraz daha tetikliyor.

Devleti yöneten zihniyetlerin bile aydınlatamadığı kazada ölenlere rahmet diliyor ve Allah taksiratlarını affetsin diyorum. Birer fani olduğumuz dünyada ölümler de hayırlı olsun tüm yaratılanlara…

O günlere döndüğümüz de; Susurluk Taraftarları, Susurluk Karşıtları ve bir de benim gibi ne olup bittiğini anlayamayıp da anlamaya çalışanlar vardı. Aynen günümüzde Etö Taraftarı, Etö Karşıtları ve benim gibi HARİCİLER…

Bilindiği gibi 3. Halife Hz. Osman ölünce yerine geçen 4. Halife Hz. Ali döneminde Sahabelerden Hz. Muaviye de Halifelik iddiasında bulunur. İslam Âlemi’nin karanlık ve çalkantılı günleridir…

Müslümanlar: Şiiler, Emeviler ve Hariciler diye üçe ayrılır.

Hz. Osman halife olunca, “Halifelik Hz. Ali’nin hakkıdır” diyen, daha sonraları da Hz. Ali’nin halifelik döneminde ise, “Halifelik Hz. Ali’nin hakkıdır” diyen ve buradaki karışıklığı tetikleyen bir Abdullah İbn-i Sebe de var…

Sahi ya, kimdir bu Abdullah İbn-i Sebe?

Atalarımız: “Sonradan görmeden, gavurdan dönmeden, kıçı yere gömmeden sakın” demiş ya…

Sonradan görmeyi anlatmaya gerek var mı? Sanırım yok. Kıçı yere gömme hakkında yanlış anlaşılma olmasın düşüncesi ile yazıyorum. Çok nadir de olsa bazılarının göbeği ile omuz arasındaki kısmı ayaklarından daha uzundur. İşte bu insanlara demiş atalarımız, kıçı yere gömme diye. Ve bunların ne zaman neler yapacağı da belli olmadığından, “Sakın” demiş…

1626 yılında İzmir ilinde dünyaya gelen varlıklı Yahudi bir ailenin çocuğu olan Sabetay Sevi, 1492 İspanya Yahudi göçmenlerindendir. Haham (Yahudi din adamı) olarak yetişir, 1666 yılında İstanbul’da yargılanır, “Sahte Mesih” olduğu anlaşılınca da ölüme mahkum edilir. “Döndüm” der Sevi, “Döndüm…”

Bu ani dönüş sonrasında müritleri ikiye ayrılır. Bazıları Sevi’nin “Sahte Mesih” olduğuna inanır ve yollarını ayırır, bazıları da: Karakaşi, Kapani ve Yakubi adı altında yola devam ederler…

Karakaşi, Kapani ve Yakubi örgütlenmesine bazıları “Sabetayistler”, bazıları “Beyaz Türkler” derken, bazıları da, “Erguvaniler” diyor. Ben de: Ötekiler, diyorum…

Siyah ya da Beyaz Türk olmasının hiçbir önemi yok benim, Ötekiler demem için. Öyle çok fazlalar ki, hangisini diğerinden nasıl ayırt edeyim?

Çok büyük bir ihtimalle akıl hocası olarak kendisine Abdullah İbn-i Sebe’yi örnek aldığını düşünerek Sabetay Sevi’nin Sebeteyist Sevi olduğunu düşünüyorum!

Günümüzde yaygın bir görüş var, Yahudilerin Anadolu’ya 1492’ de (Fatih’in oğlu 2. Beyazıt dönemi) geldiği gibi. Oysa 1230’lar da Anadolu Selçuklu Sultanı Alaettin Keykubat zamanında Anadolu ekonomi ve ticari alandan zenginleşsin düşüncesi ile dünyanın birçok yerinden Yahudileri mal, mülk ve hatta Paşa unvanı da vererek Anadolu’ya getirtmiştir…

Dedim ya, ben bugünler de: “Hariciler” gibiyim!.. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 74
Toplam yorum
: 103
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1415
Kayıt tarihi
: 24.06.09
 
 

Haydanlı Eğitmen Aziz Doğan'ın oğluyum. Köyceğiz doğumluyum. Isparta Meslek Yüksek okulu muhasebe me..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster