Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mart '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
7459
 

Hasan Sabbah

Hasan Sabbah
 

“Assasin”

Kavramının Türkçe karşılığı

‘bekçiler, sır bekçileri’

&&


Hasan Sabbah, kötülüklere, haksızlıklara karşı gelmiş ve öğrencilerini de bu doğrultuda eğitmiş.

Bugün dahi onlarca kişi Hasan Sabbah’ın yaptıklarını hayranlık, şaşkınlık ve gıpta ile değerlendirmekteler.


&&


Tarihte ve günümüzde eşi benzeri olmayan bir Alevi önderidir. Hasan Sabbah, kurduğu örgüt ile yıllarca zalimlerin, saltanat sahiplerinin korkulu rüyası olmuştur.


Sanıyorum son zamanlarda herkes Ramiz Dayı’yı tanır oldu.

Özellikle onun yeğeni ve Hasan Sabbah’ını hepimiz de bilir olduk.

Onun anlatılarını, onun hikâyelerini dinledik. Merak ettik. Biz de öğrenelim dedik.

Hasan Sabbah’ı. Araştırdık.

Ansiklopedilerden, internetten bir sürü kaynaklardan alıntılar yaptık.

Kendi fikirlerimizi de ilave ettik.

Sonunda öğrendik. Hasan Sabbah Kimmiş?

&&&


Sizlere onu anlatmak istedim bu gün. Hasan Sabbah’ı. Onun hakkında da Topkapı Şifresi adlı kitabımı yazarken çok şeyler öğrendim.

· Büyük adamlar var tarihte sadece bilmek gerek.

· Önce onu tanıyalım.

Hassan Sabah eğitimli biri o İsmailli önderlerinden eğitimini almış. Kendini fazlası ile yetiştirmiş. Hasan Sabbah, On iki imamcı şii etiğimini almış biri… 1078’de Mısır’a gitmiş, üç yıl kalmış. İskenderiye’de ve Kahirede de eğitimine devam etmiş. O dönemin ünlü âlimlerini tanımış ve onlardan dersler almış.


Hasan Sabbah kimdir? Diye önce bir soru yöneltelim kendimize…

· Hasan Sabbah(1035- 1124), Büyük Selçuklu Devletizamanında yaşamış olan, tarihin eski ezoterik (gizemli) ve Batıni örgütü fedaayiin (Karşı düşüncedekilere göre de Haşhaşileri) kuran ve ölene kadar liderliğini yapan İranlıdır.

· İran'da Kum kentinde dünyaya gelmiş. Zamanın önde gelen okullarında okuma şansı bulmuş. Ailesiyle birlikte Rey şehrine gittiğinde burada Şiiinancının önderleriyle temas etmiş ve Şiiliği benimsemiş. Dini çalışmalarını geliştirmek için Fatimiler'in hâkim olduğu Kahire'ye gitmiş. İran'a döndüğünde Selçuklu Sarayında yüksek bir memuriyetle işe başlayacakmış.

Burada bir söylenti var onu arada yazmakta yarar var.

Bazı iddialara göre onun aklında daima padişahlık varmış. O padişahlık uğuruna doğup büyüdüğü toprakların bağlı bulunduğu Büyük Selçuklu Devleti'ni yıkıp sultan olmak istemiş. Bu dönemde ünlü yönetici Nizamülmülk'ün emrinde çalışmaya başlamış.

Bazı iddialara göre Nizamülmülk, Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah birlikte aynı dönemlerde öğrencidirler ve kim hayatta en çabuk yükselirse diğerlerine yardım edecektir. Ama Nizamülmülk sözünü tutmayınca onuda öldürmüştür. Bu efsanenin doğruluğuna dair bir bilgi bulunmamaktadır. Çünkü Nizamülmülk ile Hasan Sabbah arasında yaklaşık 40 yıllık yaş farkı vardır. Bundan sonra kesin olarak bilenen ise Hasan Sabbah'ın yoğun dini çalışmalarından sonra örgütlenmeye başlaması ve Alamut kalesini ele geçirip burada üslenmesidir.

Hasan Sabbah özellikle son zamanlarda Ezel’in de etkisi ile dillerde oldu. Onunla ilgili tarihte bilinenlerin haricinde bir şey yok. Onu tanımanında sadece bir yolu herkesin bilidiğini bilmek ve onu anlatmak. Başka bir yolu yok. Ben Hasan Sabbah’ın yazısını hazırlarken çok kaynağı araştırdım, bir şey gördüm. Bir metin hazırlanılmış kim bilir ne zaman, ama bayağı eskilerden. O yayınlanmış birçok yerlerde. Bakınca; Wikipedi de o. Google’de o… Kitapları araştırayım dedim. Ortaya şöyle bir durum çıktı. Hasan Sabbah’ı birçok yabancı ve yerli yazar kitaplarında kurgulamışlar. Bu nasıl olmuş. Hakkında bizzat bilgiler toplamışlar. Bir kitap yazmak için de uzun uzadıya ve doğru kanallardan bu bilgilerin edinmesi gereklidir zaten. Kurguyu yaparken; yaşadığı dönemin her hali gereklidir. Konuşmasından, yemesinden kıyafetlerinden anlayışından yaşam tarzı ve düşüncelerinden de haberdar olmanız gereklidir. Yoksa kurgulayamaz ve yazamazsınız. Ama böyle belirli bir sayfa karşılığında yazacağınız yazınızda çok da şansınız yok. Ben belkide çoğunuzun ezbere bildiklerini tekrarlayacağım. Ama şunu yapmış olacağım. Bilmeyenleriniz onu tanımış olacaksınız. Birçoğunuz onun ismini artık öğrendiniz ama o kadarla kalmamalı onun kim olduğunu da öğrenmelisiniz dedim… Onun İranlı olduğunu, ünlü Alamut kalesini aldığını, çok büyük bir lider olduğunu, İsmailiyeliği yaydığını ve onun tüm yaptıklarını bilmelisiniz. Belki aynı belki değişik! Buyurun birlikte inceleyelim.

· Sabbah önce Alamut'ta İsmailiyeliği yaymış.

· Sonra da kaleye gelmiş, komutana kaleyi teslim etmesini, kaledeki askerlerin kendi safına geçtiğini söylemiş.

· Komutan kalenin kendisine sultan adına verildiğini ve bunun karşılığında üç bin altın dinar ödediğini söylemiş.

· Hasan Sabbah bir kâğıda bir şeyler yazmış ve söylediği şehre gitmesini söylemiş. Komutan söylenilen şehre gitmiş ve üçbin altın dinarı noksansız almış.

Sizlere Haşhaşiler hakkında bilgi vermek istiyorum.

· Haşhaşiler, Hasan Sabbah'ın 1090 yılında Alamut Kalesi'ni almasıyla kurulmuş.

· Hasan Sabbah'ın amacı Selçuklu Devleti'nden intikam almakmış.

· Bunun için Nizamülmülkve Sultan Melikşah'ı öldürmek istiyordu(Devlet sarayında kovulma mevzusundan dolayı).

Nimamülmülk: Nizamülmülk,21 Zilkade 408/10 Nisan 1018 yılında İran'ın, Horasanşehrinde doğmuştur. Memleketin nizamlarının kurucusu anlamında olan Nizamülmülk ismi Abbasi halifesi Kâim bi Emrillah tarafından verildi. Nizamiye medreselerinin teşkili ve mevcut toprak sisteminin aksayan yönlerinin tadil edilmesi gibi Selçuklu devletinin müesseseleşme ve merkezileşmesi yönünde önemli sayılabilecek teşebüsslerin altına imzasını atmıştır. 1092 yılında Nizari(Haşhaşiler) tarafından öldürülmüştür.

Sultan Melikşah:Büyük Selçuklu Devletihükümdarıdır. (1072-1092)Devrinde Büyük Selçuklu Devletien geniş sınırlarına ulaştı. Sınırlar Anadolu'dan Umman'a Kafkaslar'dan Hindistan önlerine uzandı (10.000.000 km2). Melikşah'tan sonra Selçuklular eski gücüne kavuşamadı.

· Hasan Sabbah, Alamut kalesini aldıktan sonra kalede bazı düzenlemeler yapmış.

· Kalenin asma bahçelerini yenilemiş.

· Surlarını güçlendirmiş.

Hasan’ın gençlik yıllarında bir şeyhin ona haşhaş içirmesiyle haşhaşın büyük etkisinde kalmış. Haşhaşla birçok kişiyi kandırabileceğini o zaman anlamış.

· Alamut Kalesi’ni aldıktan sonra Hindistan'dan haşhaş meyvesini getirtmiş.

· Dünyanın dört bir yanından köle pazarlarında satılan güzel kadınları almış.

· Başlarına bir hanım ağası koyarak onların yetişmesini sağlamış.

· Hasan Sabbahçok geçmeden Alamut'a yakın küçük kaleleri de ele geçirmiş.

· Hazar Denizi’ne yakın büyük bir kale almış.

· Hassan Sabbah’ın bu başarılarına duyan diğer İsmaili tarikatına mensup erkekler, Alamut kalesine akın etmeye başlamış.

· Haşhaşiler kısa sürede güçlenirken Melikşah Nizamülmülk’ü büyük vezirlikten almış, sıradan bir vezir yapmış.

· Melikşahvarisin kim olacağına karar verirken, tarih 1092 yılına gelmiş.

· O zamana kadar eğitilen fedailerden birisi olan İbn-i(Ebu) Tahir, Nizamülmülksavaş hazırlığı yaparken çadırına öğrenci kılığında girip onu öldürmüş.

· Haşhaşiler’e yapılacak büyük sefer böylece başlamadan bitmiş.

· Çok geçmeden yine Haşhaşiler tarafından Melikşahda öldürülmüş.

· Selçuklular’ın çöküşü hızlanmış.

· Daha sonra Sultan Sencer, Haşhaşiler’e bir saldırı yapmayı planladıysa da uyandığında yastığına saplanmış hançeri ve mektubu görünce vazgeçmiş.

Mektupta: "İster bizimle ilgili planlarını gerçekleştir, ister bizi rahat bırak, yatak odana kendi evimmiş gibi girebiliyorsam arkanı sağlam tut. İbn-i(Ebu) Tahir".

· Selçuklularçöküşe geçtikten sonra Haşhaşiler İran’ın kuzeyi, Güney Asya, Orta Asya, Doğu Anadolu, Güney Anadoluve Irak’ın kuzey bölgelerinde hâkimiyet kurmuş.

· İrankökenli bu örgüt, bölgeyi hâkimiyetlerinde bulunduran ve İsmailileri baskı altına almaya çalışan Selçuklular’a karşı mücadele etmek amacıyla cinayeti sistemli bir saldırı aracı olarak kullanılmaya başlamışlar.

· Hedef aldıkları kişiyi öldürme konusunda çok titiz ve başarılıymışlar.

· Eylemlerinin başka kayıplara yol açmama, masum olarak gördükleri diğer bireylere zarar vermemesi konusunda çok dikkatli davranırken, etrafa saldıkları korkuyla elde ettikleri etkin nüfuzu koruyabilmek için cinayetleri genelde halka açık mekânlarda, bilhassa camilerdeişlemeyi tercih ediyorlarmış.

· Hedeflerine kılık değiştirerek yaklaşan Haşhaşiler, kurbanlarına kurtulma olasılığı tanımamak için zehir, okve yaygibi araçlardan kaçınıp, hançerkullanmayı tercih ediyorlarmış.

Hasan Sabbahmüritlerine: “Biz sadece bir kişiyi öldürmekle kalmayıp, bin kişinin kalbine de korku tohumları ekeceğiz” demiş ve Haşhaşiler’e kurbanı öldürdükten sonra kaçmamalarını, durup beklemelerini tembihlemiştir.

Cinayeti de hemen işlememelerini söyleyip kurbanı en iyi biçimde tanıyıp alışkanlıklarını en ince şekilde öğreninceye kadar beklemelerini de söylemiş.

Hani filmlerde görürüz, romanlarda okuruz. Eski efsanelerde de vardır. Bakın; Bir rivayete göre bir Haşhaşin kurbanını öldürmek için birkaç sene kilisenin birinde keşişlik yapmış… İnanılır gibi değil. Vay be… Neyse şaşkınlığımıza ara verelim ve devam edelim.

· Selçuklular, Haşhaşiler’in Alamut Dağı’ndaki kalesini defalarca kuşatmış fakat alamamışlar.

· Haşhaşiler; Moğol istilasından nasiplerini almış, 1256 yılında Alamut Kalesi’ni, 1260 yılında Masyaf Kalesi’ni kaybetmiş ama Haşhaşiler yine de durdurulamamışlar.

· 1277 yılında birçok komutana suikast yapmışlar, yine aynı yıl Alamut Kalesi’ni kuşatmışlar fakat alamamışlar.

· Ardından 1281, 1292 ve en son 1389 yıllarında Alamut tekrar kuşatılmış ama alınamamış.

· Haşhaşiler’in en son görüldüğü yer, 1402 de bir fedainin bir bilim adamını baltayla öldürdükten sonra haşhaşiler ve İsmaililer adına nutuk atmış.

Şiilik mezhebinden de söz edelim.

İslamiyetin tarihinde yaşamış olduğu farklı mezheplerden biri olan Şiilikmezhebi İran'da yaygınmış.

· Bu mezhepin üyelerinin Selçuklu hâkimiyetindeki bölgelerde Sünni yöneticiler tarafından baskıya maruz kaldıklarından dolayı Şiilik gizli olarak kendisini varetmiş.

· Hasan Sabbah'ın da mensup olduğu İsmailiyye tarikatının inancına göre 12 imamdan yedincisi olan Cafer öldükten sonra oğlu İsmail'i imam tayin etmiştir.

· Ancak İsmail babasından önce ölmüş.

· İsmailiye tarikatı ise İsmail'in ölmediğini ve gizlenmek için ortadan kaybolduğunu, zamanı gelince geri döneceğini savunur.

· Bunun haricinde Hasan Sabbah'ın bağlı bulunduğu Nizari kolu ise 18. imam Mustansır'dan sonra ise Musta'li değil Nizari'nin gelmesi gerektiğini savunmuş.

Hassan Sabah’ı biraz daha tanımak lazım, onun neler yaptığını bilmek lazım. Onun mücadelesini bir de bu pencereden görmek lazım:


· Hasan Sabbah, yaklaşık 9 yıl çeşitli kentleri gezerek, İsmailliliği yaymaya çalışmış.

· Bu çalışmaları sonucu var olan İsmaili tabanını daha da genişletmiş.

· 1090 yılında Alamut kalesinde eğitim ve örgütlenme mücadelesine yeni bir boyut kazandırarak, Alamut kalesini kendisine merkezi üs olarak seçmiş.

· Alamut kalesi, Elbruz sıradağlarının en doruğunda olup, çok korunaklı bir konumdaymış.

· Nitekim yıllarca ordular Alamut’u kuşatmalarına rağmen fethedememişler.

· Hasan Sabbah burayı bilinçli seçmiş.

· Hasan Sabbah, Alamut’un bütün eksiklerini tamamlamış.

· Su kanalları açıp, ambarlar kurmuş.

· Çevredeki küçük kaleleri alıp onlara kuleler yaptırmış.

· Çevrede bulunan yerleşim alanlarının çoğu İsmaili olmuş.

· Bu arada bazı kurallar getirip, sosyal reformlar yapmış.

· İsmailileri kardeşlik bağlarıyla birleştirmiş.

· Böylece her birey kendisini topluluğun sorumlu bir üyesi ve onun ayrılmaz bir parçası olarak hissetmeye başlamış.


Biraz önce sözünü ettiğimiz bir konu vardı. Şimdi onuda tekrarlayacağım çünkü burada üzerinde durulması gereken bir konu var.


· Alamut kalesinin Hasan Sabbah tarafından ele geçirildiğini öğrenen Selçuklu veziri, Nizamülmülk, dört ay boyunca Alamut’u kuşatmasına rağmen sonuç alamamıştı. Bunu okumuştuk.

· Bu dönemde Selçuklu Devleti’nde taht kavgası varmış. Bu durumu en iyi şekilde değerlendiren Hasan Sabbah, örgütlenme alanını günden güne genişletmiş. Örgütlenme ağı o kadar boyutlanmıştı ki, Selçuklu Devleti’nin üst düzey memurları dahi İsmaili olmuş. Bakın nasıl içe sızılmış. Hani biraz yukarıda yazmıştık ya birisini yok etmeyi hedeflediklerinde iki üç sene kilisede papazlık yapabiliyorlarsa en üst düzeyde memurluk yaparak Selçukluların içine de sızabilirler…


Şimdi de özetlemek gerekir.


· Hasan Sabbah, bütün yaşamı boyunca İsmaili inancının özgürce yaşanması için çalışmış.

· Bu noktada başarılı olmuş.


Bugün dahi onlarca kişi Hasan Sabbah’ın yaptıklarını hayranlık, şaşkınlık ve gıpta ile değerlendirmekteler. Tabi bütün bunların yanında:

Hasan Sabbah’a olmadık iftiralar, hakaretler ve yakıştırmalar yapılmış.


Öyle ki,

· Hasan Sabbah taraftarlarına afyon içenler anlamında haşhaşiler denilmiş.

· Oysaki onlara “Assasin” deniliyordu. Assasin kavramının türkçe karşılığı bekçiler, sır bekçileriymiş.

· Onlar hiç bir zaman dünya malına olan düşkünlüklerinden, insanın inandığı değerler için yapmayacağı şey olmadığını bilmemişler.

· Onlar için, değerleri için, inancı için yaşamını dahi feda etmek mümkünmüş.


Oysa:

Günümüzde dahi, Hasan Sabbah ve taraftarları için en ahlâk dışı iftiralar yapılmaktadır.

· Onlara göre Hasan Sabbah, fedailerini sahte cennet vaadiyle kandırıp, onları uyuşturucuya alıştırıp, eylemlere gönderiyormuş.

· Ne yazık ki, birçok Alevi insan dahi bu yalanlara inanmaktaymış.

· Gerçekte Hasan Sabbah, kötülüklere, haksızlıklara karşı gelmiş ve öğrencilerini de bu doğrultuda eğitmiş.

· Onlara asla ve asla haksızlığa boyun eğmemelerini öğütlemiş.

· Bu uğurda gerekirse yaşamlarını ortaya koymalarını öğütlemiş.

· Hasan Sabbah’ı izleyen öğrencileri, yer - yer fedai eylemler geliştirip, haksızlıkların üzerine gitmişler.

· Doğal olarak haksız olanlar bunun karşıt propagandasını yapmışlar.


Hasan Sabbah nasıl taktikler geliştirip, stratejisini uygulayıp, kaleyi güçlü ordu karşısında korumuştur? Bütün bunlardan yola çıkarak, Hasan Sabbah’ın etkileme gücü, bilinci, askeri dehası, örgütlenme stratejisi günümüzde hayranlık uyandırıyor.


· 1124 yılında ölen Hasan Sabbah öldüğünde arkasında güçlü bir silahlı örgüt ve sadece İran'da değil tüm Mezopotamya'da korkulur bir askeri ve siyasal güç bırakmıştır. Tarikat Moğol istilası yıllarına kadar ayakta kalmıştır. Alamutkalesi ise 1256 yılında civarına gelen Moğol komutanı Hülagû Hantarafından normal yollardan ele geçirilemeyince; o yıllarda yeni keşfedilen petrol; kalenin bulunduğu tepenin altına tüneller kazılarak ve bu tünellerin de içlerinde petrol havuzları oluşturularak ateşe verilerek patlatılmış dolayısıylada imha edilerek ele geçirilmiştir. Pratikte ele geçmesi imkânsız olan oldukça dik, sarp kayalıklar üzerinde kurulmuş olan bu kale; tarihte de pek çok güçlü orduya meydan okumuş konumu ve sert savunması nedeniyle asla ele geçirilememiştir.

Hasan Sabbah ve yandaşlarının da bağlı oldukları Nizari İsmailiyesi’nin günümüzde temsilciliğini Hindistandayaşayan ünlü Ağa Han ailesi yapmaktadır. Bu da bu düşüncenin Hindistana kadar yayıldığı anlamına gelmektedir.


Yine tarih kitaplarından bir sayfa açtık. İçinden Hassan Sabbahçıktı.

Okuduk. Araştırdık. Öğrendik…


Nazan Şara Şatana


https://twitter.com/#!/nazansarasatana


http://www.facebook.com/#!/profile.php?id=10000289244255

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1731
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4589
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Turizmci; Genel müdür Yazar ; Romanlar, senaryolar müzikkaller... Sinema filmleri, TV filmleri.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster