Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Eylül '11

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
133
 

Hayatının arifesinde..

Hayatının arifesinde..
 

Sonradan öğrendim ki aşık oldukları kadınlarla beraber olamazmış adamlar. Onlar bir şekilde kaybederlermiş aşık oldukları kadınları. Tanrı bunu onlar büyüsün diye yaparmış.

Az önce ceyeka'mın son postunu okudum.. Yukarıda yazılı olan bir kaç satırda o posttandır..

İnsan her şeye dayanıyor da içinde hissettiği boşluğa dayanamıyor... İçten içe yiyor onu o boşluk... Ne kadar "Ayaktayım ben ! " dese de yıkılmışlığın resmi gözlerinde aslında... Ama o bunu fark edemiyor... Belki de farkediyorsa yıkılışını kabul etmeyi yediremiyor kendine... Biliyor hep inkar ettiği gerçeği gördüğü anda kapkara bir boşluğa düşecek... Uzun dibi hiç gelmeyen bir kuyu gibi... Etrafını çevreleyen duvarları kaygan... Çıkamaz ki bir daha yukarı...

Hem yorulur... Zaten yorgun olan ruhu nasıl kaldırsın bir yorgunluğu daha... Zaten bitmiş o!

İnsan bunun olacağını bildiğinden kabul edemiyor yenilgiyi... Her an yeni bir başlangıç kuruyor kafasında... Her doğan gün yeni hayatının arifesi aslında...

Bir kız tanıyorum... Çok sevdiği bir şehirden tam da bir şeyler başarıyorum dediği anda kurtuldu... O zamanlar gerçekten masumdu... Aynada kendine bakışını hatırlıyorum... Kahverengi gözlerinin en içine bakıyordu... Kendi gözlerinde hayal kuruyordu...

Ama şehrinden ayrıldığı günden beri gözlerine hiç bakmadı biliyor musunuz? Aradan altı yıl geçti... Beş yılı o aşık olduğu şehrinden uzakta geçti... Ama dilinden bir gün olmasın düşmedi adı... Hep aynı şeyi söylüyordu... Annesine, babasına, ablasına, arkadaşlarına, öğretmenlerine...

"Döneceğim !"

İnanmadılar... Annesi psikoloğa götürmeye kalktı... Neredeyse her gün okulun rehberlik servisine çağırılırdı... Kız aynısını söylüyordu hep...

"Döneceğim !"

Anne evde o şehrin adının anılmasını bile yasaklamıştı. Kızda kendine konuşmayı yasakladı. Yo, yanlış anlamayın lal olmadı dili... Sadece şehrinin adını anmadı, hayallerini seslendirmedi... Hepsi içindeydi... Küçük kalbini bir gecede büyüttü... Uyudu ve uyandı.

Gözlerini açtığında yanakları ıslaktı. Ama büyümüştü. Kendine hiç bir söz vermedi. Arkadaşlarına ya da ailesine de. Sadece bir gece de büyüdü.

Zayıf değildi. Ağlamanın ne demek olduğunu unutmuştu. Gülüyordu. Hep gülüyordu. Ağlamıyordu yahu. Canı deli gibi yanıyordu. Ama o ağlamıyordu. Gülüyordu. Kimse de bilmiyordu canının yandığını.

Kendisi de hissetmiyordu. Çünkü hislerini yasaklamıştı kendine. Acı yoktu,üzüntü yoktu. Sadece gülecekti.

Çünkü hayatının arifesindeydi.

Ama hala gözlerine bakmamıştı. Aynaya bakıyor, o asla vazgeçemediği uzun saçlarını tarıyor, örüyordu. Yüzüne bakıyordu. Burnunun büyük olup olmadığını merak ediyordu. Ve dudakları... Ne köfteydi ne çok ince. İkisinin ortasındaydı. Güzel miydi bilmiyordu. Ama bakıyordu. Bakmadığı tek yer gözleriydi. Küçük bir kızken son kez şehrinde bakmıştı gözlerine ve hayallerini görmüştü göz bebeğinde. Bir daha bakmadı.

Çünkü hayatının arifesindeydi..

Büyüdü. Altı yılda çok büyüdü. Koca bir evin sorumluluğunu almayı öğrendi. İnsanları nasıl kırmayıp sadece mutlu edeceğini öğrendi. Herkesi sevebileceğini ve en kötü insanın bile sevilmeye değer olduğunu anladı. Kalbine tüm dünyadaki insanları doldurabileceğini gördü. Ve gülmenin, kahkaha atmanın yaşamak olduğunu tırnaklarıyla kazıya kazıya yazdı aklına. Gülmezse bitecek her şey. Bunu biliyordu o yüzden hep güldü! Gülüyor!

Gün geldi ve dünya ona en umutsuz anında bir hediye verdi. Şehrine dönüyordu. Döndü. En sevdiği fotoğrafını şehrine dönerken gemide çektirdi, gözüne giren güneş ile birlikte.

Şehrine döndü. Her şey normaldi. En büyük isteğine kavuşmuştu. Ama daha yapması gereken şeyler vardı. O küçük kızın göz bebeklerinde hayalleri gerçekleştirecekti. Beklemesi gerekiyordu. Birazcık daha.

Özlemişti şehrini. Çocukluğunun geçtiği yerlere gitmek istedi. Kadıköy deydi. Orada kaldı. Tam birinci otobüs durağının sonunda. Bir yere gidemiyordu. Mıhlanıp kalmıştı..

Çünkü hatırlamıyordu.

Bu şehirden ayrılmadan önce nerede olduğunu, nereleri gezdiğini, sahilden başka sevdiği neresi olduğunu, "ben hiç dondurma yemedim" diyerek annesini rezil ettiği dondurmacıyı, bileğindeki bağların bu neredeyse yok olacak hale gelmesinin ilk adımını attığı o üç-beş merdivenin olduğu binayı, paten kaymayı öğrendiği yokuşu ve daha bir sürü şeyi.

Hatırlamıyordu.

Sustu... Söylemedi... Tesadüfen annesi fark etti... Ama bir süre fark etmemiş gibi yapmayı tercih etti... Ablası fark ettiğinde alay konusu oldu..

"Ne çok seviyordun burayı... Hatırlamadığın bir yeri nasıl seviyorsun ki!"

Kızın korktuğunu hatırlıyorum.Eve gittiğinde aynayı eline aldı. Gözlerine baktı. İlk defa. Hatırlamayı umuyord.. Yavaş yavaş fark etti. Gittiği şehirde de olmuştu bu. Hatırlamaya çalışmış ama hatırlayamamıştı.

Sonradan anlaşıldı. Şehrinden koparılan küçük kız bunun getirdiği yıkımdan hafızasını sıfırlayarak korunmuştu.

Annesinin tekliflerini reddetti. Kendi kendine hatırlayana kadar bekleyecekti. Yaklaşık altı ay sonra hatırlamaya başladı. Öncesinde her şey bomboştu. Arkadaşları tavsiye istediğinde netten bakıp söylüyor yada annesine soruyordu. Kimseye belli etmedi. Babası bunu hiç bilmedi.

Kızın o altı yıl beklettiği depresyon her şeyi hatırladığında gün yüzüne çıktı. Toparlayamadı.. Her seferinde bir şeyleri kaybetti.

İlk kaybettiği şey sevebilmekti. O sonsuz sevgisini yine bir gecede yok etmişti. Nefret etmeyi öğrendi. Nefretin kendine getirdiği güçle birlikte ayağa kalktı yine bir gecede. Kıskançlığı zirveye vurdu. Kendisine en uzak arkadaşını bile kıskanıyordu bir başkasından. Gök yüzünü bile kıskandığı olurdu çünkü onu asla terk etmeyen yıldızlar vardı,bulutlar vardı. O hiç yalnız kalmıyordu. Çok kıskandı kız.. Hala da kıskanıyor deli gibi. Çünkü o kız yapayalnız..

Sonrasında sevmedi. Sevemedi daha doğrusu. Kimseyi sev(e)medi. Sürekli yeni başlangıçlar yaptı. Her yeni gün hayatının arifesi oldu çoğu zaman. Birini kendine aşık etti. Sonra bıraktı. Ve bir başkası girdi hayatına. Onu da bıraktı. Sonra biri daha, biri daha, biri daha...

Hepsini bıraktı. Başkalarına olan nefretini kendini sevenlerden çıkardı. Haziran başına kadar devam etti buna. Sonra birine aşık olduğuna inandırdı kendini...

Çok seviyordu, vazgeçemiyordu... Ve ilk kez birine bağlanıyordu. İki buçuk ay boyunca deli gibi sevdi adamı... Kimseye tanımadığı özgürlükleri ona tadını... Adam da sevdi onu... Belki uzaktı ama kimsenin yapmadığını yapıp hem sevdi hem özgür bıraktı...

Kız onu üç kez  terk etti... Hemde en ufak bir neden göstermeden. Adam sustu. Kız gitti. Yine geldi. Adam kabul etti."Daha fazla sevseydim gitmezdin" dedi. Kız acımasızdı hala. "Sevmezsen yine giderim" dedi.  Gitti. Ama adam onu daha fazla sevmişti.

Kız hala toparlanamamıştı. Sürekli yeni kararlar alıyor. Bir kaç gün sonra bırakıyordu. Gittikçe kuyunun dibine çekildiğini hissediyordu.

Tabi bu süreç içinde yaptığı tek şey birilerini kendine aşık edip bırakmak değildi. Büyük hayaller kurmuştu kendine. Sıkı sıkı ya deli gibi bağlandığı hayaller. Onun büyük kaçış planıydı o hayaller.

Ama hayatının kötü karakteri acımadı ona. En alttaki taşı çekti. Her şeyi tek seferde yıktı. Hayallerini kızın elinden aldı. Hemde ne için? Bir kaç sefer daha o kirli zarı masada yuvarlayabilmek için.

Yıkıldı. Her şey yıkıldı. Her yerde kırık hayal parçaları var. Biraz da can parçaları. O parçaların üzerinde hiç kurumayacak,hiç unutulmayacak yaşlar.. İçinde yaşından büyük yaralar. Hiç bitmeyecek bir nefret.

Ve şimdi o kız yine gözlerinin içine bakıyor aynada. Ama bu sefer kızgın, öfkeli. Tek farkla. Bu kez bütün nefreti kendine. Hayatına boş insanları sokmasına, kalbini parçalatmasına, sebepsiz yere her şeyi yıkışına, boş vermişliğine, hayatını az kalsın mahvediyor oluşuna. Canını yakıp duruşu da bundandı sanırım.

Şimdi o uyuyacak. Uyanacak. Yine her şey bir gecede değişecek. Artık başrol de kendisinin olduğu bir hikaye yazacak o kız..

Çünkü bu gece onun hayatının arifesi.

 

Dinleyin =)

mozsarac bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 71
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 499
Kayıt tarihi
: 05.08.10
 
 

Yazarım, çizerim... Hayalperestin önde gideniyim... Uykuya aşka aşık olduğumdan daha çok aşığım....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster