Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Haziran '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
64
 

Haydi kalk melodiye eşlik et

Haydi kalk melodiye eşlik et
 

Ömür, zamanın hayat treninde usul usul yol alır iken, kendimiz ömrümüzün içinde kendimize ve karşımızdaki insanlara karşı yabancı ve yüzümüzde, gönlümüzde maske ile dolaşırız. Her ne gereği var ise, ölüm geldiğinde bu sahte maskeleri taktığımız için korkunç bir azap ile karşılaşacağımız kesin.

Oysa Rahman bizi bu ömrümüzü bedenimiz ve organlarımızı karşımızdakine karşı ve hayatımıza karşı maskesiz olarak kullanmamız için bize vermiştir.

Mesela merhameti yüreğimde taşırız lakin karşımızdakine göstermeyiz, sevgi yüreğimizde dünyalar kadar her neden ise birbirimizi sevmeyiz yakmanın yıkmanın yok etmenin birbirimizi kandırmanın peşinde koşarız.

Ayna, birbirimize karşı ayna olmamız gerekir iken, birbirimizin suratına bakmayız ama ayna karşısında vaktimizi sınırsızca geçiririz. Ah ayna yüzümüze yansıyan suçlarımızı bir gösterse idi ne güzel olurdu. Bir tek yaşlanınca gösteriyor, ah o maskelerimizi simsiyah kapkara gösterse ne güzel olurdu.

Görmeyi bilmeyen biz insanlar maskeler ile geziniyoruz yanlışlıklarımızı, kısa ömrümüzde yanlış yollarda giderek ömrümüzü heder ediyoruz her neden ise, gerçeği gösteren ne varsa karşısında gösteren ayna, dünya hayatının sonuna kadar tüm gerçeği gösterir iken biz insanlar üç günlük, ömrümüzde her şeyi gizleyerek sırtımızda yük olarak taşıyoruz.

Merhamet insan fıtratında olan bir hazine, değerini bilene. Merhamet ile karşımızdaki insanların, sıkıntıları ile ilgilenir sevinci ile sevinir, üzüntüleri olunca ona merhem olmak için koşmamız gerektiğini bize hatırlatır.

Öyle ki sevgi ve muhabbeti öylesine fışkırır ki şelaleler yanında pınar gibi kalır. Rahmeti merhameti sonsuz Yüce Rahman tüm kâinatı Rahmeti ile kuşatmış ve biz kullarına Rahmetini merhametini lütfunu keremini.... Oluk oluk veriri iken, biz kullar bir damla merhameti sevgiyi karşımızdaki insanlardan esirgeriz!

Ah kendimize ve karşımızdakine yabancı olmasak, kendi yaptıklarımızdan dolayı az kendimizi sorgulasak ne güzel olur. Dağınık yaşamanın utancını maharet bilen insan, ömrünün sonuna kadar dağınık yaşamak zorunda değil ki.

Dağınıklık içinde nefessiz kalırız hala dağınık yaşarız. Karşımızda olan bir olaya müdahale, etmemiz gerekir iken es geçeriz, aman elbet hak etmiştir düz mantığı ile olaya bakmadan geçeriz.

Ya dayak yiyen haklı, dayak atan haksız ve zalim ise ne olacak? Olaya müdahale ederek bu olayın tatlılık ile sonuçlanmasından sorumlu isek ve biz bu görevimizi yapmadığımız için yüce Allah'a nasıl bunun hesabını vereceğiz, hiç düşündük mü acaba?

Kör kütük yaşamanın görmemenin zindanında, yaşayarak bir anın güzelliğini düşünmeden gözü kapalı kör yaşamayı görmeyen, ön yargılarımızın saçmalığı ile kararttığımız anımızı zamanımızı dost kazanmak için harcamadığımız için pişman olacağız.

İnsan yolda yolcu, içindeki güzellikleri hissetmeden nasıl bu yolda yolunu nasıl bulabilir? Nasıl mutlu olabilir? Mutluluğu nasıl etrafına yansıta bilir ki?

 Yoldaki insan yola çıkmadan önce yanındakileri bir kontrol eder, bulamadığı ne varsa aramak için yola çıkar. Gidiş ve dönüşü düşünerek yola çıkmak bu yolculukta bir şeyler kazanarak gidip gelmeyi düşünmek veya hiç bir şeyi düşünmeden bu gidişin birde dönüşü var olduğunu düşünmeden öylesine çıkmak var.

Anlasak ki bu yolda yolcuyuz, gönlümüzdeki taşıdığımız sevgi merhameti paylaşmak ile mükellefiz, başkalarını aldatarak, kendimiz aldatmanın peşinde koşmasak bu yolda yolcu olan biz güzel bir yolculuktan başka bir yolumuz yok ve bu yolun tekrar geri dönüşü yok. 

Yani yaşanılan anın zamanın geri dönüşü yok, zaman her saniye ilerliyor ve geriye dönüşü yok ama ileriye doğru devam eden anın zamanın güzelliği mutluluğu için elimizden gelen her şeyin var olduğunu bilmek var.

Ömrü anı zamanı edepsizce ortadan ikiye böl, ışıkları karart ses olan yüreğin duyma hissetme sesini kıs bir an iyi yaptığını farz et, az sonra feryat edercesine bağır heyyy kim bu lambaları kapattı etrafımız neden karanlık, heyyy ses veren yok mu, hey beni duyan yok mu diye bağır.

Az önce sen kararttın ya ortalığı elektrik şalterini yerinden sökmedin mi, yüreğinin sesini kısarak feryatlara acılara yüreğinin duyan, sesini kısmadın mı? Az önce cahillik ve kibrin köprüsünü sen kurmadın mı sen kurdun, şimdi köprü sağlam değil diye neden başkalarını suçluyorsun sen insan.

Kalbin hissetmesini duymasını dilin konuşmasını mühürleyen sen daha sonra... Her ne ise işte insan işte hayat işte ömür denilen yolda insanın çelişkileri ile yol alması..

İleride duyulan ömrün yaşamın tatlı melodisi duy ve hisset, gönül elini uzat. Kalk yerinde doğrularak bir adım at, oturarak ulaşılmaz o ahenk dolu yaşamın ömrün melodisine.

Tepki vermeyen anın sarhoşluğundan kurtul boş vermişliğin aptallığında silkelenerek kurtul haydi kalk melodiye eşlik et.

Mehmet Aluç 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 959
Toplam yorum
: 158
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 185
Kayıt tarihi
: 04.06.13
 
 

Ben Mehmet Aluç 1962 Malatya Doğumlu. Ortaokul mezunuyum. Çocukluğumda okuma hevesim Tarkan çizgi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster