Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Şubat '19

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
470
 

Hegemonya ve Karbeyazı Gülibik – 1

O yıllar, bin dokuz yüz altmışlı, yetmişli yıllardı.

O yıllar, bin dokuz yüz altmışlı, yetmişli yıllardı. Kırılmış taş döşeliydi, Mucur İlçesi ile Hacıbektaş İlçesini birbirine bağlayan şose yol. O yıllarda daracık bir yoldu. Zıt yönde seyir halinde olan iki araç birbirine çarpmadan zor geçerdi.

Karkın Köyünün hemen yanı başında geçen kırılmış taş döşeli şose yola o yıllarda bir köy yolu bağlanırdı.  Bu yol, Karkın Köyünün güney yönündeydi. Hafif eğimli toprak bir yoldu.  Bu yola girip yaklaşık bin beş yüz adım kadar yürüdüğünüzde düz tepeye varırsınız. Tepeden aşağıya doğru baktığınızda bir köy görürsünüz.  O görünen köy, Asmakaradam Köyüdür. Tepeden aşağıya doğru bir soluk daha yürüdüğünüzde düzlükteki Asmakaradam Köyüne varırsınız.  

Bir yabancı olarak şu veya bu nedenle yolunuz, o yılların son güz aylarında Asmakaradam Köyüne düşmüş olsaydı bilin ki sizleri ilk karşılayan Köyün çocukları olurdu.

Onlar; Köyün yüz elli adım kadar ötesinde,  yolun yanı başındaki yerde,  kendi oyun alanlarında, oyunlarını kurgulayan, oynayan ela gözlü, güneş yanığı yüzlü Türkmen çocuklarıdır.

Onlar, o çocuklar, oyun oynarken birbirlerine karşı yaptıkları mücadelede aslan yürekli, şahin pençeli olurlardı. Oyun bittikten sonra kavgacı ruhları hemen oracıkta sakinleşirdi. Hırçınlıkları giderdi. Masumlaşırlardı.  Masum yüzlerinde gülümsemeyi hiç eksik etmezlerdi.

Onlar ki yüreklerinde taşıdıkları tertemiz duygularıyla iyilik meleği olan çocuklardı. Birbirlerine yardım etmeyi severlerdi. Adaletli olmayı bilirlerdi. Onlar, gözlerinde duru pırıl, pırıl sevgi pınarı akan Köyün çocukları…  Yaşlarına göre boy, boy olan çocuklar…  

O çocuklar, bin dokuz yüz altmışlı, yetmişli yıllar olan o yıllarda, sizleri tanımak, sizlere yardımcı olmak için oynamakta oldukları oyunlarını hemen oracıkta durdururlardı.  Yanınıza gelirlerdi, Meraklı gözlerle hemen etrafınızda toplanırlardı. Eğer çok uzaklardan, uzak olan bir diyardan Köye gelmişseniz, Köyü bilmeyen bir yabancıysanız o anda, çocukların gözlerindeki o meraklı bakışlar hemen oracıkta sıpsıcacık bir sevgiye dönüşürdü. Her biri yüreklerinin tüm sevgisi, sıcaklığı ile sizlere yardımcı olmak için dudaklarınızdan dökülecek sözleri beklerlerdi.  

Yabancı ellerden gelmiş kişi yeter ki söylesin. Söz gelişi Hacı Kaa’ nın konağına, evine misafir olacağım desin. Hemen orada, yaşı büyük olan çocuklardan birisi misafirin yanına takılırdı. Misafire yakından tanıyormuş, öteden beri arkadaşıymış gibi davranırdı. Sohbet ederek misafiri Köyde ağırlanacağı eve kadar götürürdü.

Eve vardıklarında da Hacı Kaa, o anda evinde ise kapıdan: “Hacı Emmi size tanrı misafiri getirdim.” diye seslenirdi. Hacı Kaa evinde yoksa misafiri hane halkından birine teslim ederdi. Teslim ederken de yabancı misafirin gözlerinin içine bakardı.  O çocuksu ince kalp duyarlılığı ve sıcaklığıyla misafir ile misafiri teslim alan hane halkına saygılı bir şekilde: “Hoşça kalın.” diyerek ayrılırdı. Oyun oynayan arkadaşlarının yanına dönerdi.

O yıllarda, ister fakir olsun, ister zengin olsun Köydeki her bir Türkmen hanesinin gönlü, sofrası her zaman tanrı misafirlerine açık olurdu. Tanrı misafirlerine evin hanımı, Köyün bilinen en güzel yemeklerini hazırlardı. Yapılan yemekler beyaz kalaylı, yuvarlak bakır sini üstüne konurdu.  Kalaylı bembeyaz bakır kaplar içerisinde misafirlere ikram edilirdi.

Ev sahibi akşam olduğunda, hanesinde konaklayan misafirlerin altına adına “misafir yatağı” denilen yer yatağı sererdi. Misafirler, tertemiz döşek, çarşaf ve yorganlardan yatırılırdı.

Asmakaradam Köyünde, o yıllarda, seksen kadar hane bulunuyordu. Çoğu hanede de hane halkı bir arada kalırdı. Yattıkları kara örtü, kerpiç damın odaları farklı olsa bile her birinin kapısı aynı avluya açılırdı. Birbirine bitişik, evlerde birlikte yaşarlardı.   Büyük baba, büyük anne,  evlat, gelin, torun, baba, anne çocuklar hep bir ev alanda kalırlardı.  

Kendi aralarında hiçbir zaman; büyük, küçük, kız, gelin,  oğlan, çoluk, çocuk ayrımı olmazdı. Büyük, küçük; tarlada, bağda, bahçede, ev işlerinde hane halkı olarak birlikte çalışırlardı. Hep birlikte bir kazanda pişen yemekte yerlerdi. Bir kapla, bir testiden su içerlerdi.  Dirlikte birlikte olurlardı, Birlikte gülerler, birlikte eğlenirlerdi. Acılara birlikte katlanırlardı. O yıllarda her evin avlusunu, aralarında bir iki yaş farkı olan boy, boy çocuk sesleri doldururdu...   

O yıllarda, Asmakaradam Köyünün semalarında büyük geniş kanatlı onlarca kartal avlanmak için dolaşırdı. Kartallar, havada başlarını sağa sola çevirir av için yeryüzünü süzerdi. Derelerinde, tepelerinde, tavşanlar, tilkiler gezerdi.  Angutlar, toy kuşları, yabani karatavuklar çaylarında su içerdi. Yaylalarında, otlaklarında bağırtlak, keklik kuşları gezerdi. Kuşlar, toplu olarak konar, kalkar sürüler halinde birlikte dolaşırdı.

Köyün arka yüzünde bulunan Ilıman Özünün semalarında, o yıllarda, çelan kuşları bol rüzgarlı havalarda aynı noktada ve yüzlerce metre yükseklikte asılı kalırdı. Saatlerce kanatlarını hafif, hafif bir aşağı bir yukarı oynatarak esen rüzgarlarla dans ederdi.

İlkbahar aylarında; kırmızı, uzun, sivri gagalı leylekler de Ilıman Özünün yeşil ekin tarlalarını yurt tutardı. Tarlalarda yiyecek ararken de efe edası ile ağır, ağır, salına, salına dolaşırdı. Leylekler, bazen de şevke gelirdi. Onların büyük bir zevk çıkardıkları kararlı gaga sesleri, Ilıman Özünün havalarında yankılanırdı. Özün yüzlerce, binlerce metre ötesi olan uzaklarda duyulurdu.

Sığırcık kuşları, Temmuz ayının sonları, Ağustos ayının başları olan o zamanlarda sürüler halinde Ilıman Özüne uğrardı. Özün bağlarındaki kaysı, dut dallarına su kenarındaki söğüt ve kavak ağaçlarına konar, kalkardı. Yeşil çayırlara, çimenlere konup kalkan kalabalık sığırcık sürülerinin cıvıltı sesleri Ilıman Özünün semalarını doldururdu.

Özün yerlileri olan siyah, beyaz tüylü ala kargalarda boş durmazlardı. Onlar, her zaman Ilıman Özünün orasında, burasında dolaşmaktan zevk alırlardı. Konup kalkarken de gak gak sesleri çıkarırlardı.  O kaba, çirkin sesleri ile biz çocukların anlayamadığı bir şeyleri birbirlerine söylerlerdi.

O yıllarda,  Asmakaradam Köyünün otlaklarında, yaylalarında her birinin sayıları bin ile iki bin arasında değişen koyun ve keçilerden oluşan iki, üç sürü dolaşırdı. Sürüleri; geniş alınlı,  ela gözlü, hilal kaşlı, şahin bakışlı, ince dal boylu Türkmen çobanları otlatırdı.  Çobanlar, İlkbahar ayları geldiğinde yaylalarda dolaştırdıkları, otlattıkları koyunların boyunlarına çan, çıngırak keçilerin boynuna da takırdak takarlardı.   Çobanların yanık kaval sesleri ile çan, çıngırak, takırdak sesleri birbirine karışırdı. Köyün uzaklarından, kulağa hoş gelen bu ahenkli, tatlı sesler, Köyde yaşayan insanların içine huzur doldururdu. Köyün insanlarına mutluluk, yaşama sevinci verirdi.

Köyde yaşayan en fakir Türkmen hanesinin kapısında bile, o yıllarda, sürüye kattığı yirmi beş, otuz koyunu, keçisi bulunurdu. Küçük çocuğunun önüne katarak yaylıma gönderdiği on beş, yirmi oğlağı, kuzusu olurdu.  Her sabah, sığır çobanının önüne sürdüğü; bir ineği, düvesi, danası, eşeği, sıpası bulunurdu. Çifte koştuğu bir çift öküzü olurdu.  Durumu daha iyi olan Türkmenler de çifte öküz yerine at koşardı.  

Asmakaradam Köyünde bulunan her bir Türkmen hanesinin o yıllarda,  kümesler dolusu tavuğu olurdu. Kapısında; tay bacaklı, kulağı kesik, boynunda uzun çivili tasması olan bir karabaş köpeği bulunurdu. Bu Türkmen Köyünün evlerinde bahar, yaz aylarının çoğu günlerinde, evin avlusunun duvarlarında bulunan yumurtlama takalarına yumurtlamaya çıkacak olan tavukların gıdaklama sesi ile evin sadık bekçisi karabaş köpeğin havlama sesi birbirine karışırdı. Bu seslerin ardı arkası hiç kesilmezdi. Sesler, Köyün içinde ve avlunun yüzlerce metre ötesi olan uzaklarda duyulurdu. Bununla da kalınmazdı. Her evin avlusun dışında bulunan kendi küllüklerinde,  kararlı ve emin adımlarla kasıla kasıla dolaşan horozlar da birbirleri ile yarışırlardı. Kıskançlıktan olacak ki uzun uzadıya öterlerdi. Biri ötüşünü bitirmeden diğeri başlardı. 

Köyün bin dokuz yüz altmışlı, yetmişli yılları olan o yıllarda, kara örtü taş ve kerpiç evlerin saçakları ile evin avlularına konup, kalkan zeki serçelerin cıvıltısı hiç eksik olmazdı. Havada uçan böcekleri yakalamak için başarılı bir şekilde bir üsten, bir alttan çok hızlı uçan kırlangıçların keskin ince sesleri kulak tırmalardı. O yollarda, sığır sürüsü arasında dolaşan boğanın sesi, çayırlarında otlayan atların kişnemesi, çimenlerinde yayılan koyunların, kuzuların melemesi ile Köy dopdolu canlı bir köydü.

Devam edecek…

25 Şubat 2019 - Söğütözü / ANKARA

Mehmet TURANS

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 38
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 2414
Kayıt tarihi
: 28.10.08
 
 

Mucur / Kırşehir doğumluyum. Uzun süre Maliye Bakanlığı'nda çalıştım. Kabul etmek gerekir ki, Mal..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster