Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Mayıs '19

 
Kategori
Ramazan
Okunma Sayısı
52
 

Hırka-i Şerif

Ramazan ayının ilk haftası, ilk Cuması; İstanbul’dayım. Bugün Hırka-i Şerif Camii’ne doğru olacak yolculuğum. Hırka-i Şerif Camii’ne vardığımda, dua okunuyordu; bu dua camiye ismi verilen Hırka-i Şerif’in, her Ramazan ayında ziyarete açılışının duasıydı. Öyle bir hırkaydı ki, ziyaret edilen hırka; bir Peygamberi, kurduğu medeniyeti, böylesi bir medeniyet inşa edilirken Veysel Karani gibi nice aşk, gönül ehlini ve de arayışını hatırlatıyordu.

Zamanla İstanbul’da bir mahallenin ismi olacaktı, bu mahallede bir caminin inşa edişine de vesile; ama nasıl bir dönemde?

Osmanlı’nın güneşinin çoktan battığı, Batı’nın güneşine yöneldiği bir dönemde; II. Mahmut (1808-1839), içte müesses nizamın sözde koruyucuları ve ayanlarla, dışta Yakınçağ’ın getirdiği milliyetçilik akımının etkisiyle giderek artan isyanlar ve bu isyanların yol açtığı savaşlarla boğuşuyordu… II. Mahmut, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın isyanının yeniden nüksettiği Temmuz 1839’da vefat ettiğinde, Osmanlı tahtına Abdülmecit oturacaktır.

Abdülmecit döneminde 1839 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı; Osmanlı’nın Batılı bir kanun devleti olma yolunda attığı adımları olacaktı. Ama böylesi bir süreçte Osmanlı aktör olmaktan çok, varlığını sürdürmenin arayışı içindeydi, bir nevi gece yolculuğuna çıkmıştı...

İşte böylesi bir dönemin yaşadığının somut bir anlatımı olmuştur 1851 yılında Abdülmecit döneminde inşa edilen Hırka-i Şerif Camii. Camii, hırkayı, hırka Peygamberimiz Hz. Muhammed’i ve Yemen’den Medine’ye koşan Veysel Karani’yi, onun arayışını hatırlatacaktı: Veysel Karani’nin, Yemen’de bıraktığı annesi ile Medine’ye koştuğu Peygamberimiz arasında gelişi ve de gidişi; geldiğinde Medine’de aradığını bulamayışı, ihtiyarlık çağında gözleri görmeyen annesinin “çok eğlenme dön Veysel” dediği annesine dönüşü.

Bir Peygamber sevdalısıydı Veysel Karani; ama Peygamberini sağlığında göremedi, gıyabında Müslüman olmuştu, kaldı ki yaşadığı dönemde de yaşamıştı; ama annesine verdiği sözü yerine getirmeliydi, babası yıllar önce, o çocukken ölmüştü, annesiyle ilgilenecek hiç kimse yoktu. Yemen’e geri döndü, annesinin yanına; gönlünün yarısı da Medine’de kalmıştı.

Peygamberimiz, Veysel’in Medine’deki arayışını öğrendi, Yemen’e annesine geri dönüşünü de. Vefat vakti yaklaştığında bu ‘Hırka’ Veysel’e demişti, dediği de oldu zaman içinde, Hırka ile Veysel buluştu. Ve Osmanlı’nın, ya da genel anlamda İslam dünyasının gece yolculuğuna çıktığı bir dönemde, 19. yüzyıl ortalarında, böylesi bir aşkın, arayışın öyküsünü hatırlatan oldu; Hırka-i Şerif ve ismine izafeten inşa edilen Hırka-i Şerif Camii.

Bugünlerde sadece İslam dünyası için değil, genel anlamda insanlığın yaşadığı medeniyet bunalımından kurtuluşun, yeni bir çağın, yeni bir dünyanın kuruluşunun müjdecisi gibi. Hakikat medeniyetini haber veren, Peygamber sevgisiyle anne sevgisini eşitleyen; “Cennet annelerin ayakları altındadır” diyen bir Peygamberi onaylayan.

Yemenli Veysel Karani, Medine yolunda, gıyabında Müslüman olduğu, Peygamberliğini tasdiklediği Hz. Muhammed’e doğru;

“Elinde asası hurma dalından
Eğninde libası deve yününden
Asla hata gelmez onun dilinden
Yemen ellerinde Veysel Karani.”

Ve böylesi bir arayışa zamanla katılan milletimiz 1851 yılında Hırka-i Şerif Camii’ni inşa etmekle kalmamış, bu yolda Yemen’e giden; ama geri dönemeyenlerine de nice ağıt yakmıştır;

“Havada bulut yok bu ne dumandır
Mahlede ölen yok bu ne figandır
Şu Yemen elleri ne de yamandır
Ano Yemendir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir”

Nice arayış tarayışın, acının ve de gözyaşının devamında elde edilebilir bir durum olsa gerek toplumsal vahdet; bunun bir toplumsal sözleşmeye dönüşmesi, dini anlamda bir toplumsal sözleşme olan Cuma namazının kılınışı.

10 Mayıs 2019 Cuma, bu duygularla kıldım Cuma namazını Hırka-i Şerif Camii’nde. Cuma namazı sonrası II. Mahmut Türbesi’ne uğradım, II. Mahmut, Abdülaziz, II. Abdülhamit’i ziyaret ettim. Türbe’nin bahçe kısmında yer alan pek çok tarihi simanın mezarını da…

II. Meşrutiyet’in (1908) ilan edildiği günlerde, bir asır önceki toplumsal kaosumuzun tetiklendiği 31 Mart Olayı (13 Nisan 1909) sürecinde; suikastla hayatlarını kaybeden Gazeteci Hasan Fehmi, Ahmed Samim. Milli Edebiyat akımının öncü isimlerinden şair, yazar Ziya Gökalp vs. Özetle bir asır öncenin toplumsal travmasını yaşayan nice isim, bir dönemin acı tatlı bedelini ödeyenler... Ve bugüne dair hatırlattıkları; yaşadıklarımızı düşünün ve sağduyuyu öne çıkarın.

Veysel’ce bir duyuş, Karani gibi bir bakış, geçmişten kin ve nefret üretmeden; geleceğin yönünü kavrayış ve de ilerleyiş…

Tabii ki İnsanlıkla birlikte.

Hayırlı Ramazanlar...



Rıza Üsküdar

11 Mayıs 2019/İstanbul

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 3458
Toplam yorum
: 2179
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 572
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuyum. Öğretmenliğim sırasın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster