Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Haziran '07

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
4186
 

İhtilalci üç Türk, Paris Komünü’nde

İhtilalci üç Türk, Paris Komünü’nde
 

Türkler, değişik dönemlerde başka ülkelerin özgürlük ve kurtuluş mücadelelerine destek olmuş, katılmış, cephede savaşmış, bazan da hayatlarını vermişlerdir.

Türler, Yirminci yüzyılın başlarında İspanya iç savaşında, yirminci yüzyılın son çeyreğinde de OrtaDoğu'da Filistin kurtuluş örgütleri içerisinde yeralmışlardır. Tüklerin, başka ülkelerin özgürlük ve kurtuluş savaşlarına katıldığını ondokuzuncu yüzyılda da görmekteyiz.

Tarihin en büyük dünya devletlerinden birini kurmuş olan Türk-Osmanlı Devletinin yapısal düzeni sarsılıp toplumsal parçalanmalar yoğunlaşmaya başlayınca, bu çözülmeyi önleyici tedbirler alınmaya başlanmıştı.

Bazı devlet adamları ve aydınlar, Avrupa'ya benzeme ve burada bulunan bazı kurumları toplumumuza uygulama anlayışı içine girmişti.

"Batılılaşma" olarak adlandırılan bu çabaların başlangıcı XVIII. yüzyılın ilk yarısına kadar götürülebilir.

Islahat hareketlerini yeterli bulmayan ve toplumsal değişimi savunan Tercüme Odası ve Mir'at dergisinden altı arkadaş olan Namık Kemal, Mehmet Bey, Ayetullah Bey, Refik Bey, Reşat Bey ile Nuri Bey, 7 Haziran 1865 Pazar günü, Belgrad ormanında gizli olarak biraraya geldi.

Nuri Bey, arkadaşlarına özetle şunları söyledi:

"Hürriyetten, adaletten ve müsavattan mahrum olarak sürdürülen bu keyfi ve mutlak yönetimden kurtuluşun, ancak bir Kanun-i Esasi'yi Padişah'a gerekirse zorla kabul ettirerek Şurayı Ümmet gibi bir Meclis'in kurulmasıyla mümkün olacağına göre, bunu gerçekleştirmek için bir cemiyetin kurulması gerektiği fikrindeyim", diyerek amacını açıkladı.

Büyükdere Belgrad köyü Valide Bendi'ne bakan ağaçlıklar altında yapılan toplantı sonunda altı genç, "Meslek" adı altında gizli bir örgüt kurdu.

Cemiyet çeşitli isimlerle biliniyor: Meslek, İttifak-ı Hamiyet (Yurtseverler Birliği), Jeunes Turcs( Genç Türkler), Erbab-ı Şebab'ı Türkistan (Genç Türkistan) ve Yeni Osmanlılar.

Jön Türk ve Yeni Osmanlılar adı ise ilk önce Avrupa'da kullanılmıştı.

Örgütlenmede Lehistan Gizli Siyasi Cemiyeti tüzüğü ile "Carbonari" İnkilap Cemiyeti tüzüğü temel alındı.

Carbonari örgütü, İtalyan milliyetçilerinin hücre temeline uygun bir biçimde oluşturdukları gizli ihtilalci bir cemiyetti. Hatta, bu örgütün üyelerinden biri, gazeteci Şinasi Efendi'nin arkadaşı olduğu için İstanbul'a gelmiş ve burada Fransızca gazeteler çıkartmıştı.

Hatta, 1848 ihtilali olduğu dönem Paris'te okumakta olan Şinasi, Said Sermedi adlı Arnavut asıllı bir Osmanlı genciyle birlikte ihtilale katılmış, Fransız bayrağını Panteon'un kubbesine dikmişti.

Namık Kemal, "Şu anlaşılıyorki, ihtilal ve inkilapların Avrupa'da başarı sağlamaları, meğer böyle mümkün olabiliyormuş. Bu yüzden olacak, bizde ulu orta baş kaldıranlar, baş vermekten başka bir neticeye ulaşamıyorlar." demişti.

Kurucuların hepsi de varlıklı ve yüksek bürokratların çocuklarıydı.

Sağır Ahmed Beyzadenin oğlu Necip Paşa'nın torunu Mehmet Bey, geleceğin sadrazamı Mahmut Nedim Paşa'nın yeğeniydi.

Diğer kurular da: Suphi Paşanın oğlu Ayetullah, Kayazade Reşat Bey ve Gürci Yusuf Paşazade Nuri Bey’di.

Öteki beş üyenin oybirliğiyle başkanlığa Nuri Bey, getirildi.

Üye yazılanlara, hüviyet yerine geçecek mühürlü kağıtla, örgütün amaçlarını kapsayan ve "Meslekname" adını taşıyan belgeler verildi.

Örgütün amaçları: Uhuvvet, müsavat ve muavenet'di.

Başkan Nuri, arkadaşlarına şunları söyledi:

"Arkadaşlarımızca da uygunluk gösterildiğine göre, Ayetullah Bey arkadaşımız, Cemiyetimizin tüzüğünü hazırlayacaktır. Şu var ki, biz burada bir temel prensibi kararlaştırmalıyız. Karbonari İnkilap Cemiyeti tüzüğüne göre, 19 üye, bir başkanla birlikte bir hücre teşkil etmektedir. Bizimse, Lehistan Gizli Siyasi Cemiyeti'nin teşkilatını örnek almamızda fayda vardır fikrindeyim. Bu suretle her altı kişi bir başkanla birlikte, yedi kişilik bir hücre kuruluşu meydana getirir. Hücre üyeleri, hiç bir suretle birbirlerini tanımaz ve bilmezler. Ancak hücre başkanları birbirlerini tanırlar.

Bu şekilde teşkilatlandığımız takdirde herhangi bir ihbar ve ihanet karşısında, Cemiyetimizin üyeleri korunmuş olur. Ya da hiç olmazs, tek bir hücreye bağlı olanların tutuklanmalarıyla felaket savuşturulur."

Namık Kemal: "En uygun yol, bizce de budur. Yeter ki, vatan ve millet hürriyet, adalete ve musavata kavuşsun. Osmanlı milleti bir rahat nefes alsın." der.

Örgütü kuranlar: Kur'an üstüne el basıp and içtiler.

Cemiyetin ikinci toplantısı ertesi hafta Pazar günü, Beykoz'daki Yuşa tepesinde yapıldı.

Meslek adlı gizli ihtilalci örgüt, Padişah'ın Meclis-i Hass'ı ziyaretine tesadüf edecek olan 5 Haziran 1867 Çarşamba günü, içlerinde silahlı fedailerde bulunan büyük bir kalabalık; Ayasofya Camii'nden Bab-ı Ali'ye gelecek, Ali, Fuad, Mütercim Rüşdi Paşa gibi bazı devlet ricalini öldürecek, Meclis'i dağıtacak, ulemadan beş altı murahhası huzur-ı şahane'ye göndererek, Osmanlı toprakları üzerindeki bütün tebaanın müsavi reyleriyle seçilmiş temsilcilerinden teşekküleden bir millet meclisi kurulmasını amir, anayasal değişikliği bildiren, her çeşit israfatı önleyici bir irade-i seniyye imza ettirecek; sakıt hükümetten inhilal eden yerlere de tevcihat defterinde isimleri yazılı şahısları geçirecekti.

Fakat, örgüt bu amacını gerçekleştiremeden bazı aksilikler yaşandı.

Namık Kemal ile Ziya Paşa, bu aksilikler üzerine 17 Mayıs 1867 Cuma günü, "Bosfor"adlı vapurla Fransa'ya gitti.

20 Mayıs 1867 Pazartesi günü, devlet memurlarından Azmi Bey, Şakir Bey, Harbiye Nazırlığı memurlarından Tahsin Efendi, müderrislerden Hoca Veliyüttin ve Süeymaniyeli Mehmet Efendiler, Cerrahpaşalı Salih Efendi, evlerinden, medreselerinden alınıp limandaki bir gemiye götürülerek tutuklandı.

Örgütün kurucularından Ayetullah Bey'in yapılacak suikasti Padişaha ihbar ettiği iddia edildi.

Mehmed Bey, Ayetullah Beyi ihbarcı olduğu gerekçesiyle infaz etmek istedi ama Ayetullah Bey’le yaptığı konuşmadan sonra ikna oldu ve bu fikrinden vazgeçti, infazı yapamadı.

Meslek adlı örgütün kurucularından Sağır Ahmet Beyzade Mehmed Bey, Gürci Yusuf Paşazade Nuri Bey, Kayazade Reşad Bey, yurt dışına kaçtı.

Gözaltına alınan ve tutuklananlardan yaklaşık yirmibeş kişi hüküm giydi.

Birinci derecede suçlu bulunanlar onbeşer yıl müddetle Akka'da, ikinci derecede suçlu bulunanlar onar yıl müddetle Kıbrıs'ta, üçüncü ve dördüncü derecede suçlu bulunanlar Rodos'a sürgüne gönderildi.

Padişah Abdülaziz, Üçüncü Napolyon'un davetlisi olarak, Paris sergisini görmek üzere 25 Haziran 1867 Cuma günü, İstanbul'dan yola çıktı.

Padişah Abdülaziz, Paris seyahatinden sonra Londra'ya da gitti.

Meslek Cemiyetinin ağırlık merkezi, 1867 Haziran ayındaki bu tutuklamalardan itibaren yurt dışına kaymağa başladı.

Yurt dışına kaçan veya gidenler, Paris'te bir araya geldi.

Paris'te Osmanlı yönetimine karşı muhalefet eden bu topluluğa "Yeni Osmanlılar" denmeye başlandı.

Değişik ülkelerde bulunan Yeni Osmanlılar Cemiyeti önderleri, 10 Ağustos 1867 Cumartesi günü, Mustafa Fazıl Paşa'nın Paris Şanzelize Caddesindeki evinde toplantı yaptı.

Toplantıda alınan kararlardan sonra, Ziya Bey, Namık Kemal Bey ve Tercüman-ı Ahval gazetesini çıkartan Agah ile Ali Suavi efendiler Londra'ya, Reşat, Menapirzade Nuri ve Mehmet beyler de Jersey adasına gitti.

Fransız yazarlarından Victor Hugo da bu sıra da Jersey adasındadır.

Mehmed Bey, Paris'te bulunduğu süre içinde Fransızların çıkarttığı "Liberte-Hürriyet" gazetesine yazılar yazdı.

Örgüt tarafından Ali Suavi'nin Londra'da "Muhbir" isimli gazeteyi çıkartması kararlaştırıldı. Böylece Yeni Osmanlılar Londra'da, ilkönce "Muhbir" daha sonra "Hürriyet" gazetesini yayınlamaya başladı.

Muhbir gazetesi Londra çevresindeki Hammersmitth'de 31 Ağustos 1867 tarihinde yayınlanmaya başladı. 3 Kasım 1868'e kadar 50 sayı Londra'da yayınlanan gazete, yedinci sayıdan itibaren "Yeni Osmanlılar Cemiyeti" mühürü ile yayımlanmaya başladı.

Namık Kemal, Ali Suavi ve Ziya Bey'in yönetiminde Londra'da yayınlanan Hürriyet gazetesinin ilk sayısı 29 Haziran 1868 tarihini taşır. Başlığında şunlar yazılıdır: "Yeni Osmanlılar Cemiyeti tarafından iş bu gazete haftada bir kere neşredilir. Havi olduğu mebahis millet ve Devlet-i Osmaniyetinin selamet ve menafiine müteallik hususat olmakla Memalik-i Şarkiye ahalisine meccanen verilip, yalnız posta ücreti alınır."

Hürriyet gazetesinin Londra'daki yayını 28 Şubat 1870 tarihli 88. sayısına kadar sürer. Kısa bir aradan sonra 89. sayısı 3 Nisan 1870'de Cenevre'de çıkar ve 22 Haziran 1870 tarihli 100. sayısıyla yayını sona erdirildi.

Londra'da iken British Museum'a giderek, çalışan Namık Kemal. A. Fanon ile dostluk kurdu.

Namık Kemal ile Karl Marks, bu dönem Londra'da yaşamakta ve gazetelerde yazıları yayınlanmaktadır. Aynı mesleği yapan ve bir dönem aynı şehirde yaşayan iki yenilikçi önderin tanışıp tanışmadığını şimdilik bilmemekteyiz.

Yeni Osmanlılar sadece Londra'da değil Avrupa'nın değişik başkentlerinde de gazeteler çıkarttı.

İlk sayısı 15 Mayıs 1869'da yayınlanan "İttihad" adlı gazete Paris'te çıkartıldı. Direktörü Mehmed Bey'dir. Diğer muharrirleri de, Nuri Bey ile Ali Suavi'dir.

İttihad adlı gazetenin takib edeceği hareket programı üç nokta üzerinde toplanmaktaydı:

1- "Türkiye'de hukuk, hürriyet ve müsavatın ilanı,

2- Memleket idaresine meşrutiyet ve umumi nezaret sistemlerinin getirilmesi,

3- Vatanın içinde bulunduğu tehlikelerle bunlardan korunma çarelerinin gözönüne serilmesi."

Padişah Abdülaziz idaresine karşı cephe alan Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin kurucularından Mehmed Bey ile arkadaşları da, Cenevre'de "İnkilap" adlı gazeteyi çıkarttı.

Mehmed Bey, 28 Nisan 1870'de çıkan gazetenin birinci sayısında yayınlanan bir yazısında özetle şunları yazmıştı:

"İnkilab, namusluların üzerinde edebsizlerin mezalimini defetmekdir.

İnkilab, zillet-i esaretden kurtulup hürriyyet ve terakki nimetine nail olmakdır.

İnkilab, milletin umur-ı zatiyyesine bizzat nezaret etmesi ve izhar eylediği her bir emeli bir kanun olmasıdır.

İnkilab, milletin intihab-ı umumusine mazhar olmayan bir fırkanın arayı ammeye tahakküme selahiyeti olmamasıdır.

İnkilab, adalet, müsava, uhuvvetdir.

İnkilab, selamet, servet, sulh, emniyetdir.

İnkilab fikri, maksadı çalışmağı, menfaatı birleşdirmekdir.

Hiçbir ahali inkilab yapmadan hürriyetini kazanamadı.

Hiçbir cemaat inkilab yapmadan terakki edemedi.

Hiçbir ihtira inkilabsız edilemedi. Hiçbir ilim inkilabsız ilerülemedi.

Hiçbir kanun inkilabsız yapılamadı. Hiçbir nizam inkilabsız tesis olunamadı.

Hiçbir idare inkilabsız islah edilemedi.

İnkilabsız ticaret ve sanat edilemez. Ticaret ve sanat edilmedikçe servet hasıl olmaz. Servet hasıl olmadıkça zaruret defolmaz. Bu millet ise zarurutle yaşayamaz buraları iyüce düşünülmeli. Milletin bekasını emel edenler bir inkilab yapmaya çalışmalı. Zira bir inkilabın lüzum-ı katisi görüldü."

Paris Sefiri Cemil Paşa, İsviçre Cumhurbaşkanına başvurarak “Halkı ihtilale teşvik eden İnkilab gazetesinin neşrinin önlenmesini” istedi.

İnkilab gazetesi beş sayı yayınlandıktan sonra kapandı.

Yeni Osmanlılar Cemiyeti üyeleri arasında yöntem farklılığı Avrupa'da iyice açığa çıkar. Mehmed Bey, meşrutiyet ya da cumhuriyetin silahla, Namık Kemal ise kalemle olmasını istemekteydi. Namık Kemal'in öne sürdüğü yöntem Yeni Osmanlılar içinde en etkili olanıydı.

Yeni Osmanlılar Cemiyeti üyelerinin Avrupa'da çıkardığı ve Türk-Osmanlı İmparatorluğu'na sokulması yasak olan bu ihtilalci yayınlar, İtalya, Fransa, Rusya, Avusturya ve İngiltere'nin Osmanlı İmparatorluğu'nda kazanmış olduğu posta işletme hakkı nedeniyle Türk- Osmanlı İmparatorluğu'nun her tarafına ulaşma olanağı buluyordu.

Örneğin, Beyoğlu Tunel başındaki bir ihtiyar Fransız kitapçısı bu yayınları gizlice satmaktaydı.

Yeni Osmanlılar Cemiyeti kurucularından Mustafa Fazıl Paşa, beşyüz kuruş aylık vererek Yunan tebasından Yorgi İstenfalis'i bu ihtilalci yayınları İstanbul'da dağıtmağa memur etmişti. Bunu öğrenen Hüsnü Paşa, Yorgi'yi çağırarak, Mustafa Fazıl Paşa'dan fazla para vererek yayınları dağıtmamasını istedi. Yunan tebasından Yorgi İstenfalis, her iki taraftandanda para aldı ve yayınların bir kısmını dağıttı, dağıtmıyorum diye bir kısmını Hüsnü Paşa'ya verdi, bir kısmını da “yasak yayın” diyerek pahalı satıp üç taraflı istifade etti.

Türk-Osmanlı Hükümeti, genel bir af ilan etti ve bu aftan yararlanan Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin bazı üyeleri Avrupa'da kalırken, bazıları da 1870'ten itibaren teker teker yurda geri döndü.

"Vakıa, devlet kapısından geçinen İstanbul halkının kıçına turp sokulsa harekete mecalleri olmayacak. Fakat ahad-i nas ve taşra halkı ve zabitler bu yolda değiller" diye yazan Namık Kemal, Türkiye'ye dönenler arasındadır.

Bu dönem, Almanya ile Fransa arasında savaş başlamış ve Fransa'nın yenilgisi kesinleşmiş, Almanya (Prusya) orduları Paris'i kuşatmaya başlamışlardı.

Komünü ve Fransız Cumhuriyetini savunanlar arasında başı fesli yirmili yaşlarda Türkler de vardı. Hareketleri genç, kendileri genç ve çeşitli yeniliklerin etkisi altındadırlar. Ayrıca, bir başka ülkenin özgürlük mücadelesinde gönüllü olarak çarpışan Türk aydınlarıdırlar.

Yeni Osmanlılar Cemiyeti üyelerinden Mehmet, Reşat ve Nuri beyler, bu dönem, Paris'te Saint Michele bulvarında bir apartman katında ikamet etmektedirler. Bu tarihsel dönemde, Yeni Osmanlılar'dan Reşat, Mehmed ve Nuri beyler, Paris'te kalıp, kentin savunması savaşlarına katılmaya karar verir.

Reşat Bey, Milli Savunma Hükümeti Başkanı General Louis Jules Trouchu'ya 4 Temmuz 1870'de şu mektubu yazdı:

"Paris, 4 Temmuz 1870

General,

Türk'üm ve Fransa'nın vatanıma yaptığı önemli yardımları unutmadım. Minnet ve büyük bir millete gerekli olandemokratik düşüncelerin coşkusuyla, Fransız Cumhuriyeti'nin düşmanlarıyla savaşmak için beni gönüllü olarak Fransız ordusuna kabul etmkenizi rica ederim General.

Cumhuriyetçi Fransa için beslediğim bağlılığımı ve vatanseverliğinize olan hayranlık duygularımı lüften kabul ediniz Generel Reşat."

Almanlarla Fransızlar arasında 1 Eylül 1870'de Sedan savaşı yapılmış, 2 Eylül 1870'te Louis Bonaparte (III. Napolyon) bu savaşta Almanlar tarafından esir edilmişti.

Sedan'da yapılan savaşın hemen ardından, imparatorluk yıkılıyor ve 4 Eylül 1870'de Paris'te Hotel de Ville'de (Belediye Sarayında) II. Cumhuriyet ilan edildı Adolphe Thiers ile Leon Gambetta'nın ortaklığında bir "Milli Savunma" idaresi kuruldu.

Bu dönem Paris'te bulunan Yeni Osmanlılar Cemiyeti üyelerinden Mehmet, Nuri ve Reşat beyler, Prusya(Almanya) ordusunun saldırılarına karşı Paris savunmasına katıldı.

Ebuziyya Tevfik, "Yeni Osmanlılar Tarihi" adlı kitabında, o tarihte yirmiki, yirmidört ve yirmialtı yaşında olan üç Türk gencinin Paris Komünündeki çarpışmalarını şöyle anlatmaktadır:

"Cephenin gittikçe genişleyerek ta Paris duvarlarına kadar yaklaşmaya başladığı günlerde, ‘Ulusal savunma’ başkanlığına getirilen ve ayrıca Paris Valiliğini de üzerine alan general Troucheau -ki hiç bir zaman uygulamak imkanını bulamadığı hayali planı yüzünden sonraları dillere destan olmuştu- şehri savunma gücünden yoksun bulunanların Paris'i derhal terketmelerini emir ve ilan etmişti. Bundan dolayı, yerli ve yabancı, pek çok kimse Paris dışına çıkmıştı. Ancak, çıkmayan yabancılar da vardı. Bu yabancılar o tarihte yirmiiki, yirmidört ve yirmialtı yaşlarında bulunan Nuri, Reşat ve Mehmet beylerdi.

Bu üç Yeni Osmanlı ‘Ulusal Savunma’ Komitesine başvurarak kendilerini gönüllü yazdırmışlar ve birçok Fransız soylularının çocuklarıyla birlikte, o zamanın Maarif Nazırı Duruy'un yanında, istihkamlara gönderilmişlerdi.

Birbirlerinden hiç bir şekilde ve hiç bir zaman ayrılmayan bu üç arkadaşa Fransızlar tarafından ‘Üç Türkler’ adı takılmıştı. Çünkü, nereye bir obüs ya da şarapnel düşüp de birçok kimseyi yaralayacak olsa bu üç arkadaş derhal orada beliriyor, yaralıların tedavisi için ellerinden geleni yapıyor, onları hastahane çadırlarına götürüyorlardı.

Paris Komünü’nde çatışan bü üç Türk’ün giysileri de değişikti. Üzerlerinde Fransız askeri elbiseleri vardı. Amma başlarında -doğru bir deyimle püsküllü belamız olan, fesleri olduğu gibi durmaktaydı. Bu tuhaf kıyafet kendilerini asıl Fransız gönüllülerinden ayırıyordu. Zaten ‘Üç Türkler’ diye anılmalarının bir sebebide bu kılıklarıydı. Ancak, yaralılara yardım konusunda öyle değerli hizmetleri görülmüştü ki, istihkamların her tarafında onların adı ‘Şefkat’ın karşılığı olarak değerlendirilmekteydi."

Yuriy A. Petrosyan, (Sovyet Gözüyle Jön Türkler, sayfa: 78) isimli kitabında, bu konuda şunları yazmıştır:

"Mehmet Bey, Reşat ve Nuri, Fransız Ordusuna girdiler ve muharebelere katıldılar. Paris'in ve Paris komününün muhasarası sırasında, her üçü de bazı bilgilire göre şehirde kaldılar ve şehrin savunmasında komünacılara katılarak aktif olarak çalıştılar."

Schweiger-Lerchhenfeld adlı yazar "Serail und Hohe Pforte" adlı kitabının Leipzig 1879, sayfa: 71-72'de, Fransa-Almanya (Prusya) savaşı başladığı zaman Mehmet, Reşat ve Nuri Beylerin Paris'te kaldıklarını belirtmekte ve "Bir Türk Komüncü... salt bu bile Jön Türkler'in doktrinlerinde yeni bir aşamadır..." diye yazmaktadır.

Fransız Milli savunma hükümeti Leon Gambetta'nın ve cumhuriyetçilerin çabalarına rağmen, Paris'in etrafındaki Alman ablukası kaldırılamaz ve korkunç bir çarpışmadan sonra 28 Ocak 1871'de Paris teslim oldu ve aynı gün mütareke imzalandı.

Nuri, Reşat ve Mehmed beyler, Paris'ten ayrılıp Belçika'ya gitti, Brüksel'de gazeteci Agah Efendi'ye misafir oldu.

Nuri ve Reşat beyler, 1872'de Türkiye'de dönmüş ve Namık Kemal'in İbret gazetesinde, Komün ve enternasyonali savunan yazılar yazmıştı.

Örneğin Reşat Bey, İbret gazetesinin 5 Haziran 1972 tarihli üçüncü sayısında, "Komün Taraftarları-Komünarlar" adlı bir yazı yayınlamıştır.

Nuri Bey, İbret gazetesinin 8. sayısında, Enternasyonal'i savunur.

Reşat Bey, yazısında özetle Paris Komünü'nü şöyle savunmuştur:

"Burada söylediğini bilmemek ve bilmediğini söylemek illetine müptela olan bazı ukalanın neşriyatına bakarak Paris'inİhtilal'i Ahirine sebep komün taraftarlarını İştirak-i Emval ve İyal mezhebinde zannolunmuş gördüm.

Vakıa Komün maddesinden müştakolan komünist kelimesi İştirak-i Emval ve İyal fikr-i fasidinde bulunan bir iki bedbahta isim olmuş ise de bunun tamim ile komünalisti fark edecek kadar Fransızca bilmeden Fransa'nın ahvali hakkında beyan-ı mütalaaya kalkışmak cehaletden hasıl olma gayet maskara bir caserettir.

18 Mart 1871'de ihtilalcilerin Paris'te idareyi ele almaları ve Versay Hükümeti tarafından zora başvurulduğu takdirde, hak ve hürriyeti muhafaza için silaha sarılmaları birinci derecede mücerred cumhuriyetin bekası ve bu cihetiyle istikbali temin ile yirmi seneden beri İmparatorluk sayesinde zulüm ve günah ile çürümek derecesine gelmiş olan Fransa'nın yeniden ihyası niyetinden ileri gelmiş bir hürriyet davası üzerine dayandırılmıştır. İmparatorluk idaresi semeresi olarak Fransa maddi ve manevi bunca ziyan görmüş ve en sonra hemen bütün bütün perişan olmak derecesinde belalara uğramış, velhasıl şimdiki cumhuriyetini yedi sekiz milyar frank ve iki büyük eyalet feda ederek kazanabilmiş iken artık cumhuriyeti emniyetli bir esas üzerine vaz'eylemek emelinde bulunmak her Fransızın hakkı ve bu iddiada ısrar etmek vazifesi olduğunu nasıl inkar olunur?

İş bu suretle 18 Mart 71'de Paris'te halk ile asker ufak bir kavgaya tutuştular. Bu kavgada halk galebe ederek askeri ve Mösyö Tiyer'in memurlarını Paris'ten çıkardı. Ve o halde memleketin yönetimi devrimcilerin eline geçerek Komün Yönetimi usulü ilan olundu. Bunlar iki ay kadar Paris'te hükümet ettiler."

Namık Kemal, 8 Haziran 1872 tarihli Basiret gazetesinde, "Makalenin muharriri daha Versaylıların silah-ı zulmiyle dökülen kanları sokaklarda akarken Paris'de idi" diye yazarak, Reşat Bey'in, Komün süresince Paris'te bulunduğunu vurgulayıp, Paris Komününü ve Reşat Bey'i savunur.

Namık Kemal'in yazdığı "Vatan yahut Silistre" adlı tiyatro oyunu İstanbul'da, 1 Nisan 1873'den itibaren oynanmaya başlanır.

Oyunu seyredenler, "Yaşasın millet", "Yaşasın Kemal", "Allah Murad'ınızı versin", "Yaşasın cumhuriyet", diye bağırarak Namık Kemal'in evine doğru yürümeye başlar.

İstanbul halkının bu gösteririsi sonrasında Osmanlı yönetimi, başta Namık Kemal olmak üzere bazı Yeni Osmanlıları tutuklu olarak değişik yerlere sürerek hapseder.

Yeni Osmanlılar hareketi, Türk siyasi yaşamında, "Parlamento", "Özgürlük", "Halka karşı sorumlu yönetim", "Cumhuriyet" gibi kavramların tartışılmasını ve yaygınlaşmasını sağlamıştır.

Montesqieu, Lamartin, Racine, La Fontain, Condorcet, Voltaire, Viktor Hugo, Rousseau ve Moliere gibi birçok yazarın yapıtlarını Türkçeye çevirdiler ve Türkçeye çevrilmesinde ön ayak oldular.

Yeni Osmanlılar Cemiyeti üyelerinden gazeteci Agah Efendi, arkadaşlarına şu isimleri yakıştırmayı uygun bulmuştu:

"Namık Kemal'e Danton, Reşad'a Rochefort, Mehmed'e Robespiere, Nuri'ye Hernani, Ali Suavi'ye hokkabaz ve Mustafa Fazıl Paşa'ya da Cahil Chateaubriand."

Bütün bunlar Türkiye'nin siyasi tarihi açısından önemli olduğu gibi günümüzün aydınlarına önemli hatırlatmalar olduğu kanısındayım.

Türkiye'de cumhuriyet yönetimi, uzun mücadelelerden sonra, 23 Ekim 1923 Pazartesi günü, Mustafa Kemal önderliği tarafından ilan ve kabul edildi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 44
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 3588
Kayıt tarihi
: 11.03.07
 
 

9 Eylül 1958, İspir/Erzurum doğumlu. İspir Lisesi (1980) mezunu. İstanbul Üniversitesi Yabancı Dille..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster