Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Şubat '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
277
 

İki dünya arasında (1.bölüm / 1. parça)

İki dünya arasında (1.bölüm / 1. parça)
 

Gözlerimi açtığımda kendimi bir aynanın karşısında buldum. Etrafıma baktığımda, daha önce hiç görmediğim bir banyoda olduğumu fark ettim. Kendime dehşet dolu gözlerle bakıyordum. “Bu imkânsız, aynadaki kişi ben olamam!” dedim kendi kendime. Aynadaki ben olamam, çünkü aynadaki suret bir erkek. Oysa ben kadınım!

 

Gözlerimi kapatıp, bir müddet bekledikten sonra yeniden açtım. Gördüğüm manzara gerçek olmalıydı, çünkü aynadaki adam hâlâ karşımdaydı. Vücudum sonbaharda yere düşmemek için mücadele veren yapraklar gibi titremeye başladı. İnanmak gitgide zorlaşıyordu. Elimi yüzümde gezdirmeye başladım. Yüzümde bir haftalık sakal vardı. Saçlarım kısacık ve kumral, gözlerim elaydı. Bir rüyanın içinde gibiydim. Uyanmak için kendime şöyle okkalı bir tokat indirdim. Tokadın şiddetiyle dudaklarım birbirine değdi. Sonuç, korkunçtu! Ben hâlâ o adama bakıyordum. Ne olduğunu anlamak için başımı sağa sola çevirdiğimde, içinde bulunduğum banyoyu daha önce hiç görmediğimi fak ettim. Saniyeler ilerledikçe panik olmaya başlıyordum.

 

Derin derin nefesler alıp vermeye başladım. Ellerim titriyordu, zar zor lavabonun kenarlarından tutundum ve düşünmeye başladım. Neler olup bittiğini hatırlamaya çalışıyordum. Sanki biri gelmiş, beynime format atmış ve her şey bir anda silinip gitmişti. Çok geçmeden dizlerimin bağının çözüldüğünü hissetmeye başladım. Parmaklarımla gözümü ovuştururken, kesik kesik de olsa bazı şeyleri hatırlıyordum. Yaşadığım birkaç kesit gözümün önünden akmaya başladı. Kendime ait bilgilerin nokta atışı gibi gelmeye başladığını anlayınca yavaşça doğruldum. Aynaya tekrar baktım. Ben aynaya bakarken, gözümün önüne film şeridi gibi akan sahneler geliyordu.

 

Bir trafik kazası olmuştu. Arabadan dumanlar çıkıyor ve ben kanlar içinde, gözlerim kapalı, başım direksiyonun üstüne düşmüş şekilde hareketsiz duruyordum. Film şeridi kesildi ve gördüğüm sahnelerde atlamalar oldu. Kendimi bir ambulansın içinde gördüm. Ambulanstayken tek hissettiğim şey, göğüs kafesimin üzerine konulan soğuk şok aletiydi. Vücuduma elektrik verilince, göğsüm yukarı kalkıp indi. Ardından bir kez daha! Gördüğüm sahne yeniden kesiliyordu. En son hatırladığım şeyse, başımda duran doktorun saatine bakıp, ölüm saatimi deftere yazmasıydı.

 

Ölüm saatimi hatırlayınca banyodan koşar adımlarla çıktım.

 

“Hayır, ben deliriyorum galiba! Bu nasıl bir saçmalık!”


Sâdâ, ellerini yatak odasının kapı çerçevesinden çekerken, bütün vücudunu şiddetli bir titreme almıştı.

 

“Bu asla benim vücudum olamaz,” diyor delirmiş gibi davranıyordu. Çünkü Sâdâ bir kadındı.

“Ben erkek değilim, benim adım Sâdâ, 23 yaşındayım, “diye söylenip durdu. Şok halinde sendeleyerek yatağın kenarına oturdu. Etrafına şaşkın şaşkın bakınırken, ne yaşadığını, nerede olduğunu da anlamaya çalışıyordu.


İçinde, kapana kısılmış gibi bir his vardı. İkide bir, ellerini tanımadığı bu vücudun yüzündeki kirli sakala götürüp, bacaklarındaki kıllara dokunuyordu. Üzerinde kısa şort ve beyaz t-shirt vardı. Gözü komodinin üstünde duran şeylere takıldı birden! Yarım içilmiş bir bardak su, yanında duran, açılıp içilmiş anti depresan ilaç, sigara paketi, aynada gördüğü adamla birlikte çekilmiş sarışın bir kadının çerçeveli fotoğrafı…

 
Yavaşça komodine doğru uzandı ve çerçeveyi eline aldı. İçine hapsolduğu adam buydu. Uzun uzun fotoğrafa bakmaya başladı. Yanındaki sarışın kadına sarılmış ve ikisi de gülümsüyordu. Sâdâ, zihnini makine çarklarını eliyle çevirircesine zorladı. Hayır, bu adamı hatırlayamıyordu. Fotoğrafa yine dikkatlice baktı. Fotoğrafın çekildiği mekânı hatırlamaya çalıştı. Arkadaki dönme dolabı daha önce internetten görmüştü. Hafifçe alnını kaşıdı ve dönme dolabın kendi ülkesinde olmadığını hatırladı.


Çerçevenin yanındaki ilacın neye yaradığına bakmak isteyerek, elini uzattı. Tam elimi uzatmıştı ki, kapının zili çaldı! “Eyvah, kim olabilir ki?” dedi endişelenerek.

 

Kapının çaldığını duyunca birden panikledi. Kalbinin ritmi bozulmuş, ne yapacağını bilemiyordu. Şimdi ne olacaktı? Sâdâ henüz ne yaşadığını bile anlayamamışken, içinde hapsolduğu adamın kapısı çalıyordu. Anlaşılan kapının önündeki kişi de çok sabırsızdı. Hem zili çalıyor, hem de eliyle sert bir şekilde kapıya vuruyordu. Sâdâ ne yapacağını düşünmeye başladı. Heyecanla etrafına bakındı. Çok geçmeden kapının önündeki kişi bağırmaya başladı.

“Heyyyy, Arthurrrr! Aç şu lanet kapıyı, orada olduğunu biliyorum. “

“Demek ki aynada gördüğüm adamın adı Arthur'muş,” diye içinden geçirdi. Ama Arthur’un kim olduğunu bilmiyordu. Arthur diye biriyle daha önce hiç tanışmamıştı. Hemen etrafına bakındı. Üzerinde sadece kısa şort vardı. Bu şekilde kapıyı açamazdı.  Gözüne yatağın altındaki pantolon paçası ilişti. Çabucak pantolonu eliyle çekip çıkardı ve alel acele giydi. Kapıdaki adamsa hâlâ bağırmaya devam ediyordu.

“Arthuurrr, adamım uyuyor musun hâlâ?”
Kapıdan artık tekme sesleri gelmeye başladı. Sâdâ pantolonun düğmesini iliklerken, bu sabırsız adama bir yanıt vermesi gerektiğini anladı.


“Kimsin?”  diye istem dışı bağırdı.

“Yapma dostum, sadece konuşmaya geldim. Aç şu kapıyı da konuşalım.”

“Kimsin dedim sana?”  (1.PARÇA SONU)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1498
Kayıt tarihi
: 16.04.13
 
 

Yazar, çizer  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster