Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '19

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
17
 

İki Man Karşı Karşıya…

Son yıllarda görülen bir gerçek var, iki ‘man’ karşı karşıya, iki hecesi daha var; ama bunu da okuyucularımın, eğer kaldıysa hikmetine, ya da ferasetine bırakıyorum. Birisinin başında son yıllarda yetmişlik biri var, kırk beşinci başkan. İkincisinin başında da altmışlık; ama ulusal saatini ‘kırk beş’ doğu boylamına sabitleyerek göstermiştir bu durumu.

İkincisi ülkemizin tıpkısının aynısı, yıllardır yaşıyoruz bu durumu; ama II. Dünya Savaşı’nın başladığı günden beri, ya da en azından savaş sonrası kurulan küresel devlet reel politiği karşısında da, ‘elli dört’ gerçeğini yaşıyoruz adeta.

Her ne kadar bu gerçeği görmezden geliyorsak da…

Bir asır önce Sakarya Meydan Muharebesi’ni, İngiltere destekli Yunan kuvvetlerine karşı yapmıştık; ama II. Dünya Savaşı sonrası, öyle mi? Yıllar var ki Sakarya Meydan Muharebesi’ni, hem içimizde yaşıyoruz, hem de dışımızda.

İçimiz mi dışımız, dışımız mı içimiz; doğrusu bu da tam belli değil?

Para dağıtarak zafer kazanılamayacağına insanlık tarihi şahittir; ama yine de mevzi kazanma düşüncesiyle paranın da devreye sokulduğu bir savaşın içindeyiz yıllardır. İçimiz de dışımız da böylesi bir resmin gölgesindedir.

Antikçağda bazı şehir devletlerinin ticari ortaklıklar kurduğunu, bunu hayata geçirebilmek için de; uyum sikkeleri (madeni para) bastırdıklarını biliyoruz. Uyum sikkelerinin bir yüzünde el sıkan, tokalaşan iki el betimi vardır. Buna iki elin, iki şehir devletinin uyum içinde olması diyebiliriz.

Günümüzde bile el sıkışmanın, tokalaşmanın, selam alıp vermenin uyum içindeyiz, birbirimize güveniyoruz vs. anlamları yok mudur?

Vardır, olmaz mı; ama karşılığı var mıdır, bu da yaşanan manzaradan bellidir.

Antikçağ Roma İmparatorluğu, zaman içinde Anadolu’ya, Doğu Akdeniz’e, Ortadoğu coğrafyalarına yöneldiğinde, adeta ‘her yol Roma’ya çıkar’ deyişini dillendirmeye başladığında; ele geçirdiği coğrafyalardaki yerel sikkeleri tedavülden kaldıracak, kendi parasını tek değişim aracı yapacaktır.

Yakınçağ’ın Roma İmparatorluğu diyebileceğimiz ABD’nin de benzer bir politikayı izlediği yıllardır biliniyor; ama Küçük Amerika olma yolunda attığımız adımların son yıllarda bizi Büyük Amerika yaptığı düşüncesi de bir yanılsama değil mi?

Amerika ile yaşadığımız tarihi coğrafyanın (Anadolu) dünya siyasetinde iki farklı ucu temsil ettiği bir gerçek. ABD’nin kuruluşuyla, Osmanlı’nın güç kaybetmeye başlaması; eşzamanlı gelişmeler olmuştur çünkü. Bu tarihi bir gerçek; ama unutmayalım ki, temsil ettikleri medeniyet algıları da farklıdır.

ABD, Yakınçağ’da kapitalist endüstriyel dönüşümün hem zemini, hem de bunu dünyayla buluşturanı olmuştur. Bu yolda ayağını basmadığı coğrafya yoktur, dahası ayak bastığı coğrafyalarda savaş çıkarmadığı yer de yoktur. Ne var ki ABD’nin öncülü diyebileceğimiz bir de Avrupa yayılmacılığı olmuştur, Yeniçağ başlarından itibaren. ABD’nin yayılmacılığı, Avrupa yayılmacılığını sollayan, onu ikinci lige düşüren yönüyle dikkat çeker.  

Zamanla küresel köye dönen dünyamız ABD’ye bile küçük görünürken, ikinci bir Amerika’ya ihtiyacı olmasa gerek; hem insanımızın, hem de insanlığın. Ülkemiz, ancak ve ancak insanlığın geçmiş tarihi birikimlerinden yola çıkarak bir sentez medeniyeti ortaya koyduğunda gelişebilir. Ve de kurtulabilir, içine sürüklendiği ateş çemberinden. Tam da Yakınçağ’ın bittiği bugünlerde böylesi bir derdimiz olmalı değil mi?

Zamanını doldurmuş man’ın izinde; ama onun yöntemleriyle bir yere varamayız, varamadığımız da ortada. Aslında yaşadığımız reel durum, Büyük Amerika gerçeği de değil, II. Dünya Savaşı sonrasında kaptırdığımız yakamızı kurtarmaya çalışıyoruz.

Ama buna dair ne ciddi bir karar vardır, ne de sonuç alabilecek bir eylemin içindeyiz. Hâlihazırda nesneyiz, eylemlerimiz sözde özne görüntüsü veriyor; sözde öznelerin eylemleri de nesnelerin başına nice dert açıyor.

I. Dünya Savaşı (1914-1918) sonrası yapmak zorunda kaldığımız Kurtuluş Savaşı’yla (1919-1922) kurtulur gibi olmuştuk; ama II. Dünya Savaşı sonrası “bizdensiniz…” dediler, ne yaparsın küresel bir dünya devleti kurulmuştu çünkü.

Bu anlamda ulusal saati ‘kırk beş’ doğu boylamına taşımak, pekte anlamlı olmamıştır. Anadolu coğrafyasında yaşayan 81 milyon insan aydınlanmadan, tabiri caizse neyi, nasıl yaşadığının farkına varmadan anlayamayacağız, gerek ülkemizde dönen dolapları ve gerekse insanlığın nereye sürüklendiğini.

Görünürde bir para meselesi var; ama görünenin ötesinde kim biler neler neler var?

Ama rızanın bildiği bir şey var, 1939 yılından beri neyi, nasıl yaşadığımızı bilmiyoruz; biliyorum diyenlerin de savrulduklarını görüyoruz anbean. Ezcümle iki man karşı karşıya; ama bu görünen yanı, görünmeyen yanında da sayısız mankurt delik dedik ediyor ortalığı. Pek çok devletin çatışında ve de toplumsal tabanlarında…

Ne var ki hiçbirinin gelecek tahayyülü yok, sizin aylayacağınız nice çağın tortusu, meydan okuyor birbirine; ama piramidin zirvesindeki bir türlü büyüyemeyen çocuk ruhluların da neferleri.  

Rıza Üsküdar

6 Şubat 2019/Eskişehir

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 3453
Toplam yorum
: 2178
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 572
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuyum. Öğretmenliğim sırasın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster