Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Rıza Üsküdar (Anadolu'm ayağa kalkarken)

http://blog.milliyet.com.tr/ruskudar

13 Nisan '08

 
Kategori
Arkeoloji
Okunma Sayısı
32778
 

İlk kentlerin ortaya çıkışı ve günümüze yansımaları…

İnsanoğlu kentleri henüz kurmadan önce, MÖ. 10.000’li yıllarda Neolitik Dönem’le birlikte, ilk kez yerleşik hayata geçmiştir. Bu dönemde, “Bereketli Hilal” adı verilen Anadolu’nun Güneydoğu Torosları’nın eteklerinde, ilk köy yerleşimlerinin kurulduğunu görüyoruz. Diyarbakır-Çayönü, Körtik Tepe; Batman-Hallan Çemi; Urfa-Nevali Çöri ve Göbekli Tepe gibi ilk köy yerleşmeleri, insanoğlunun toprağa yerleştiği ve üretici bir duruma geçtiği bu dönemde kurulmuştur.

Bu Neolitik yerleşmeler, kentlerin ortaya çıkışının ilk öncülleri olmuştur. İkinci öncülü ise, Orta Anadolu’da MÖ. 7000’li yıllarda kurulan Konya-Çatalhöyük ile Kuzey Irak’ta kurulan Jarmo yerleşmeleridir. Çatalhöyük’te evler, birbirine bitişik ve kerpiçten yapılmıştır. Evlerin girişi, damların üzerindendir. Evlerin birbirine bitişik bir şekilde yapılması; Çatalhöyük’ün, dışardan gelebilecek saldırılara karşı korunmasını sağlamıştır. Arkeologlara göre, nüfusu on bin çıvarında olan Çatalhöyük, artık köy diyebileceğimiz bir yerleşimin özelliklerini çoktan aşmıştır. Çatalhöyük’teki bu yapı, kentlerin ortaya çıkışının habercisi olmuştur.

Bu iki öncülün ardından ilk kentler, MÖ. 4000’li yılların sonlarında Güney Mezopotamya’da ortaya çıkmaya başlamıştır. Sümerler tarafından kurulduğu kabul edilen, etrafı surlarla çevrili ve bir tapınak etrafında diğer yapıların yer alması ile şekillenen ilk kentler, aynı zaman da siyasal olarak birer kent devletiydi. Site adı verilen, bu kent devletlerine Ur, Uruk, Eridu, Lagaş, Kiş ve Larsa gibi devletleri örnek verebiliriz.

Mezopotamya’da ortaya çıkan bu gelişme, kısa bir süre sonra benzer bir şekilde Mısır’da da ortaya çıkacaktır. Bu iki bölgede, kentlerin benzer bir şekilde ortaya çıkmasında, coğrafi olarak Mısır’da Nil Nehri’nin; Mezopotamya’da ise, Fırat ve Dicle Nehirleri’nin varlığı etkili olmuştur.

Bu tarihsel gelişme çerçevesinde, ilk kentlerin nasıl ortaya çıktığını açıklamaya çalışan kuramları ele aldığımızda, bu kuramlardan her birinin kenti ortaya çıkaran bir özelliği ön plana çıkardığını görmekteyiz. Bunlar: Hidrolik toplum kavramı ve artı ürün, Pazar yeri olarak kent, Güç odağı olarak kent, Kutsal yer olarak kent kuramlarıdır. Ayrıca ilk kentlerin ortaya çıkışı ile ilgili bir çerçeve çizmeye çalışan Gordon Childe, kentsel devrim dediği yaklaşımında, kentlerin toplumdaki organik dayanışmanın bir sonucu olarak ortaya çıktığını belirtmiştir.

İlk kentlerin nasıl ortaya çıktığı sorusuna verilen bu kuramsal cevapların, her birinin ayrı ayrı doğru olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bunlardan birini öne çıkarıp diğerlerini yok saymak ya da önemsiz görmek konunun anlaşılmasını engelleyecektir. Bu sebeple kentlerin ortaya çıkışını, bir süreç olarak ele almamız daha doğru olacaktır. Bu süreçte, hangi faktörlerin daha etkili olduğunu ya da hangi dönemde sürece hangi faktörlerin dahil edildiğini ortaya koyarak, kentlerin oluşum sürecini somutlaştırabiliriz.

Bu çerçevede, kentlerin oluşum sürecindeki gelişmeleri, şu şekilde özetleyebiliriz: Tarım alanlarının sulanmasının sonucu elde edilen artı ürün. Bu artı ürünü korumak için, kentlerin etrafının surlarla çevrilmesi. Kentin etrafını surlarla çevrilme iradesini ortaya koyan, bir örgütsel yapı. Din kurumu ile toplumu kutsal değerler etrafında birleştirerek, bu örgütsel yapının işleyişini kolaylaştırmak. Artı ürünün, yıl boyunca tüketilememesi gerçeği karşısında, çevre kentlerle başlayan ticari ilişki. Bu ticari ilişkilerde daha etkili olan kentlerin, büyüyüp gelişerek siyaseten bölgesel güç haline gelmeleri. Doğan ihtiyaçların sonucu olarak yazı, silindir mühür ve hukuk’un ortaya çıkması. Giderek toplumda yönetici, din adamı, asker, tüccar, zanaatkar ve çiftçi gibi toplumsal sınıfların oluşmaya başlaması.

İlk kentlerin oluşumuna ilişkin yukarıda kısaca özetlediğimiz süreç, aslına bakılırsa bir anda olup biten bir gelişme değildir. Bu süreç, binlerce yıldır değişim ve dönüşüm geçirerek günümüze kadar gelmiştir. Günümüzde kentler, özellikleri itibariyle endüstri kentleri, metropol kentler ve küresel kentler gibi çeşitleriyle, bu değişim ve dönüşümü yaşamaya devam etmektedir.

Tarihte ilk kentleri kuran Ortadoğu coğrafyasının, bugünlerde küresel kentlerin siyasi, ekonomik ve sosyal baskısı altında olması son derece üzüntü vericidir. Geçmişin Ur, Uruk, Eridu, Lagaş, Kiş ve Larsa’sı; tarihin derinliklerine gömülen görkemlerinin sona ermesine değil, bu coğrafyanın günümüzdeki zavallı halklarının perişanlığına üzülmekte ve kendilerini kurtaracak yeni kahramanları, dört gözle beklemektedirler.


Kaynakça

Charles Keith Maisels, Uygarlığın Doğuşu, Ankara, 1999.
Kemalettin Köroğlu, Eski Mezopotamya Tarihi, İstanbul, 2006.
Michael Roaf, Mezopotamya ve Eski Yakındoğu, İstanbul, 1996.
Marc Van De Mieroop, Antik Yakındoğu’nun Tarihi, Ankara, 2006.
Rana Aslanoğlu, Kentlerin Kökeni Üzere Bir Değerlendirme, Bursa, 1998.
Veli Sevin, Anadolu Arkeolojisi, İstanbul, 2003.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bunları öğrenciyken okumak öğrenmek ne zor gelirdi. Ama belli bir zamandan sonra öğrenmek, bilgilenmek keyif veriyor. Yüreğine sağlık. Sevgiler, kendine iyi bak.

Esma KAHRAMAN 
 25.04.2008 1:51
Cevap :
Esra Hanım, öncelikle ilginize teşekkür etmek isterim. Doğrusu öğrencilik yıllarında; öğrenmede karşılaştığımız zorluklar, hem eğitim programlarının yoğun olmasından hem de henüz öğretimi kolaylaştıracak düşünsel bir alt yapıyı oluşturamayışımızdan kaynaklanmaktadır. Ama zamanla bu alt yapıyı oluşturalar, ders programının bir zorlaması olmadan da bu türden bilgileri edinebilmektedirler. Ne mutlu bu öğrenme arzusunu, yaşı ne olursa olsun kaybetmeyenlere! En derin sevgi ve saygılarımla...  28.04.2008 8:47
 

Hocam öncelikle bu kısa ve öz bilgiler içeren bloğunuz için size çok teşekkür ederim.Bize 2 ders boyunca öğretilmeye çalışılan bilgileri siz bir çırpıda,anlaşılır bir şekilde anlatmışsınız.Hocam size söylemek istediğim nokta şu;Sümerlerde sitelerin nasıl ortaya çıktığını anlatıp Mısır'da da aynı durumun zamanla gözlendiğini anlatmışsınız.Bu durumada Nil'in katkı yaptığını anlatmışsınız.Bu hususta Nil'in Mısır coğrafyasına olan yararına değine bilirdiniz keza Fırat ve Dicle Irmaklarınında Mezopotamya topraklarına olan yararınıda anlatabilirdiniz çünkü siz bir arkeoloji öğrencisi olarak bu nehirlerin sözü geçen coğrafyalara olan yararını biliyorsunuz fakat bu bloğu okuyacak olan diğer blog yazarlarının bilgisi noksan olabilir.Tekrar teşekkürü bir borç bilerek bundan sonraki bloglarınızda başarılar dilerim...

Mehmet Sarikaya 
 13.04.2008 23:33
Cevap :
Değerli Mehmetçiğim, öncellikle ilginize teşekkür ediyorum. İlk kentlerin kuruluşu, insanlık medeniyetinin önemli bir gelişmesi olmuştur. Ancak yazımda da belirttiğim gibi bu bir süreçtir. Bu süreç, bugün de kesintisiz devam etmektedir. Sizin de ifade ettiğiniz gibi, ilk kentlerin kuruluşunda “su” önemli bir belirleyici olmuştur. Zaten ilk kentlerin Mezopotamya ve Mısır’da ortaya çıkması da bir tesadüf değildir. Bununla beraber zamanla kentlerin gelişerek büyümesinde, suyun yanı sıra maden, ticaret ve uygarlığın başkenti olması gibi daha başka faktörler de belirleyici olmuştur. Bugün ise kentler, güçlerini daha çok küresel etkilerinden almaktadırlar. Dolayısıyla kentlerin gelişmesinde, farklı dönemlerde farklı faktörlerin etkili olduğunu söyleyebiliriz. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar…  14.04.2008 19:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 3293
Toplam yorum
: 2129
Toplam mesaj
: 196
Ort. okunma sayısı
: 525
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster