Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mayıs '18

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
244
 

İnsan, Zulüm, İman, Ramazan

İnsan, Zulüm, İman, Ramazan
 

Uzun bir aradan sonra derin bir üzüntüyle bilgisayarımın başına oturdum bugün.

Yine bir vahşete tanık oluyoruz.Filistin’de insanlar çoluk, çocuk demeden katlediliyor! Utanmazlık, alçaklık, zalimlik zirve yapmış.

Bugün İslam alemi için 11 ayın sultanı olarak tabir edilen, Ramazan ayının ilk gününe uyandık. Bu kutsal aya Ortadoğu’da yine kan, yine zulüm, yine gözyaşı ile giriyoruz.

Allah tarafından insanlara yol göstermek ve öğüt vermek için gönderilen  kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim bildiğiniz gibi Ramazan ayında indirilmeye başlandı.

“Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz” diyen bir peygamberimiz, “Oku” diyerek başlayan , sürekli aklını kullan, muhakeme et diye öğütleyen bir kitabımız var.

“Kuran, Müslümanların iman ettiği ancak ne yazık ki çoğunun haberdar olmadığı bir kitap“
Bu sözler değerli bir ilahiyatçıya ait.

Ne yazık ki, bu sözlerin doğruluğunu hem kendimize hem de diğer Müslüman devletlerin bugünkü durumuna baktığımızda açıkça görebiliyoruz.

Akıl ve bilimin yolundan uzaklaştıkça felaketler hiç eksilmiyor, üst üste geliyor.

Rahmetli Yaşar Nuri hoca nur içinde yatsın.
Bir, indirilen din var diyordu.
Bir de, uydurulan din

İlahi kitabın aslında derin bir felsefe kitabı olduğunu anladığımızda ve önyargısız biçimde okuduğumuzda indirilen ile “uydurulan” ı ayırt edebileceğiz.

Ancak o zaman bu coğrafyada yaşayan insanların acıları son bulacak.

Bu yapılanlar Müslümanlara reva mı diye sormaktan önce,  Müslümanlar neden bu durumda diye sormak gerekiyor.

Bunun ve pek çok sorunun cevabını da yine Kur’an da bulmak mümkün.
Aklımızı kullanarak okursak eğer.   

Kendi yaşamımdan örneklendireyim.
Merak edip Kuran’ı elime ilk aldığımda 30’lu yaşlarımın başındaydım.
Arapça bilmediğim için Türkçe mealini okuyorum.  Ortalarına doğru geldiğimde bazı tekrarların sık sık yapıldığı hissine kapılarak sıkıldım ve üstelik dili de bana tehditkar ve korkutucu geldi. Okumamı yarıda bıraktım.

Demek ki o yaşlarda ilahi kitabın derin anlamını kavrayacak düzeyde zihnim ya da kalp gözüm açık değilmiş. Ama bunu o zaman fark etmedim. Daha sonra felsefi bir bakış açısı kazanmama kapı aralayan özel yaşamımdaki bazı olay ve durumlar ve felsefeye duyduğum merak beni bu anlamda daha çok okumaya ve öğrenmeye itti.

Zamanla bundan derin bir haz aldım.  44 yaşımda yeniden Kuran’ı elime alıp yeniden Türkçe olarak okumaya başladığımda daha evvel neden anlayamadığımı da, zaten böylelikle idrak ettim .

O günden bu yana hemen her gün Kuran’ ı okumaya özen gösteriyorum. Okuduğum ayetler her seferinde hem kendimi hem de var olan her şeyi ve her durumu daha farklı anlamama ve yorumlamama anahtar oluyor.

Kur’an okurken farklı bir enerjiye bürünüyor, daha çok soruyor, daha çok düşünüyor, daha çok anlam buluyorum.

Sadece dış sesleri değil, içimdeki sesi de duyuyorum.
Bir süre sonra bu “ iç hattan  konuşma” nın karşılıksız olmadığını, sorularımın  cevaplarının ya da almam gereken  öğütlerin, bazen okuduğum bir kitabın satırında, başıma gelen bir olayda, bir manzarayı izlerken ya da başkalarını gözlemlerken  incelikle verildiğini,  gösterildiğini seziyorum.

Yaradan bizim dilimizle konuşmuyor, eğer yaklaşır ve dinlersek ruhumuzu dillendiriyor.

Öleceğini bilen tek canlı insan bu alemde.
Ölümün er ya da geç kendisini bulacağını bilmesi, insana, varlığını ve  yaşamı anlamlı kılma gayretinde olması  gerektiğini ve bu hayatın bir sonu ve bir hesap günü olduğunu hatırlatıyor.

Kur’an bu anlamda doğum ile ölüm arasında varoluş kaygısı yaşayan, süresi çok kısıtlı ve aslında çok zayıf yaratılmış insan için kaybolmasını engelleyen, yolunu gösteren bir ışık.

        Aklını, yüreğini, yolunu açan…
        Bilgilendiren, sezdiren, düşündüren, aydınlatan…

 
Kuran- ı Kerim, ona iman eden insana hem bu dünyada hem de öldükten sonra kurtuluş yolunu gösterdiğine göre neden Müslümanlar, açlıktan, zulümden, savaştan, cehaletten kurtulamıyor?

O zaman bir yerde  bir yanlışlık var.
O yanlışlık da bizim onu doğru dürüst okumamamızdan ve anlayamadığımız için de uygulayamadığımızdan kaynaklanıyor.

Ramazan da yapılan ibadet,  bedeni aç susuz bırakmak değil  ki sadece.  

Her anlamda nefsin terbiyesi ve bu yolla kendini fark edip, disipline sokmak, indirildiği bu kutsal ayda Kuran’ı okumak, anlamak ve onun açıklamalarını, öğütlerini  düşünerek aklı işletmek ve  takva sahibi olmaya çalışmaktır.

Kur’an’ı anlayarak okumak bir ibadettir.
Hatim indirmek, Kur’an’ı, çok iyi düzeyde Arapça bilmiyorsak,  kendi ana dilimizde  baştan sona aklını çalıştırarak, anlamaya çalışarak, hazmederek  okumaktır.

Daha çok okuduğumuz, daha çok tefekkür ettiğimiz, akıl ve kalp gözümüzün açıldığı bir Ramazan ayı diliyorum.

Allah yapılan ibadetleri kabul etsin ve  O’nun yolunda yürüme çabasında olanları, gerçek  bayrama, kurtuluşa  eriştirsin.

 

AYFER AYTAÇ GAZETECİ YAZAR bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kuran'ı anlama niyetiyle okumak özgür bilincin önemsemesi gereken bir iştir. Gene de insan uygarlığının içinde dolaşan korkunç melekleri sadece Kuran'ı anlayarak yok edebileceğimizi sanmıyorum. Çünkü tüm dünyayı Kuran ehli Müslüman yapamayız; Tanrı, insanı insanla sınadıkça bu yapılabilir bir şey olmaktan çıkmaktadır. Herkesi iyi Müslüman yapamayız belki de, herkesi iyi insan olmaya eğitip yüreklendirebiliriz. Tüm Müslümanları iyi bir Kuran ehli yapmış olsak bile bu dünya nüfusunun sadece dörtte biri eder. İnançları değiştirmek inandırmaktan bin kat daha zordur. Bu nedenle insan ancak bilimsel fakat vicdan uyarıcı bir eğitim sistematiğiyle daha iyi ve güzel olmaya geliştirilebilir. İnsan inancından dolayı Müslüman olmayı reddedip Kuran'ı inkâr edebilir; ancak kimse bilimsel olup vicdanlı insan yetiştirmeye azimli bir eğitim sistemini reddetmez.

Muharrem Soyek 
 18.05.2018 11:41
Cevap :
Ilgi ve katkınıza teşekkürler   21.05.2018 8:29
 

Değerli Çiğdem Timur, İslam'ı değerlendirmek için Avrupa-ABD'nin yaklaşık 14 asırlık bir sürede yaşadıklarını masaya yatırmak gerekir. Elbette 7.Asırdan itibaren İslam topluluklarını da. Müslümanlar, Arap Yarımadası'ndan İspanya'ya gelerek yaklaşık, 8 asır ve büyük bir medeniyet kurarak 15.asrın sonuna kadar hüküm sürdüler. Diğer taraftan Osmanlı Devleti de, yaklaşık 20.asrın başına kadar bir dünya devleti olarak (6 asır) hüküm sürmüştür. Toparlanırsa: 7 ile 18 asırda dünyada söz sahibi olanlar Müslümanlardır. İslam, yaşanırsa anlamını bulmaktadır. Bu devletler, islam'ı (öğütlendiğince) yaşadıkları sürece lider olmuşlar, yaşamadıklarında, sürüklenen olmuşlardır. Okuduğumuz tarih (Avrupa-Osmanlı-Yakın tarih) batılılarca yazıldığı için uydurmadır. Ne Rönesans, belirtilen tarihte; ne de Osmanlı, 18-19. asırda gerilemiştir. İstanbul'un fethi, Hristiyan dünyasını birleştirmiş ve Osmanlılar için (hazırlıklı olmadıklarından) sonlarının başlangıcı olmuştur. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 16.05.2018 19:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 107
Toplam yorum
: 461
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 676
Kayıt tarihi
: 18.11.12
 
 

1967 yılında İstanbul'da doğdum.Hacettepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinden 1988 yılınd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster