Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Aralık '10

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
10638
 

insan Haklarının ilk bildirgesi Kiros'un kil silindiri ve sonrası

insan Haklarının ilk bildirgesi Kiros'un kil silindiri ve sonrası
 

İlk insan hakları bildirgesi Kiros'un kil silindiri


İNSAN HAKLARI BİLDİRGESİ’NİN TARİHÇESİ

-Kuros’un kil silindiri ve sonrası

Ayten DİRİER

Dokuz ay yaşadığı sımsıcak evrenden, Dünya’ya ilk adımı atan insanoğlu, -daha ne olduğunu görmeden, başına gelecekleri anlamış gibi- ilk soluğuyla çığlığı basar… Bu ilk adımı tüm insanlar eşit olarak atarken, doğduğu ortamın coğrafî, siyasî, sosyal ve ekonomik koşulları yaşamını şekillendirir. Binlerce yıl öncesinde bu koşulların yarattığı, insanın insana zulmü olarak nitelenen KÖLELİK kavramı uzun süre varlığını sürdürdü.

Asırlar boyu kendilerine benzemeyenlere yaşattıkları köleliği unutup, her olumlu gelişmeye sahip çıkan Batılılar; İnsan Hakları Bildirileri’nin sadece kendi tarihlerinde olduğunu ileri sürerken, başını kuma gömen devekuşundan farksız davranmaktadırlar. Bilim ve demokrasi konusunda olduğu gibi İnsan haklarında da Doğu Dünyası, İlkçağ ve Ortaçağ’da Batı’dan çok ilerdeydi. 1215 tarihli Manga Carta’ya dayandırdıkları ilk bildirge, aslında çok öncelere Persler Dönemine ait olup, günümüzde yine gündeme oturdu.

*İnsan Hakları Bildirgesinin Tarihçesi

1-Kiros silindiri: İnsan Hakları Bildirgesi sayılan ilk belge, 1879'da, Asur bilgini Hormuzd Rassam tarafından Babil'deki Marduk Tapınağında bulunan Pers hükümdarı II.Kiros/Kurus(Cyrus)’a ait kil tablettir. MÖ. 576-529 yılları arasında İran’da yaşamış, iki Pers Devletini birleştirerek büyük Pers İmparatorluğunu kurmuş, Akamaniş Hanedanından II.Kiros, MÖ.539’da Babil’i ele geçirince bu kil silindiri hazırlatmış.

Tabletin üzerinde dönemin diplomasi dili Akadça çivi yazısı ile yazılmış bir bildiri bulunuyor. 23-11 cm.boyutunda paha biçilmez küçük kil silindirin üstüne Büyük Kiros'un kazandığı savaşların kayıtları ve kanunlarının yanı sıra, kendi kraliyet soyuyla ilgili belgeler de kazınarak yazılmış.

Temel olarak Babilli kölelerin serbest ve özgür olması gerektiğinden bahsettiği için ilk İnsan Hakları Bildirgesi sayılan kil silindirde, II.Kiros asırlar ötesinden, -hazıra konanlara- şöyle sesleniyor:

<ı>"Ben, dünyanın kralı, büyük kral, güçlü kral, Babil kralı, Sümer ve Akad kralı, dört çeyreğin kralı, büyük kral, Ansan kralı Kambis'in oğlu, büyük kral, Ansan kralı Teispes'in ebedi kraliyet soyundan gelen Kiros'um. Babil'e barışçı bir şekilde girdiğimde kraliyet sarayına yerleştim. Zevkler ve mutluluklar ortamına. Büyük efendimiz Marduk bana, Babil'i sevdiren yüce bir kalp bahşeyledi. Günlük işlerimle bu cömert kalbim bana yol gösteriyor. Büyük ordum Babil'e kan dökmeden yürüdü; kimsenin Sümer ve Akat halklarını korkutmasına izin vermedim. Babil'in ve tüm kutsal merkezlerinin iyiliğini aradım. Nabonide'in (Son Babil kralı) ona yüklediği ve ne tanrıların istediği, ne de halka yakışan angaryaya son verdim. Bezginliklerini ortadan kaldırdım, onları özgürlüklerine kavuşturdum. Büyük efendimiz Marduk, icraatlarımdan hoşnut kaldı. Beni kutsadı..."

II. Kiros silindirde daha sonra halka can, mal, namus güvencesi verdiğini, dil, din özgürlüğü tanıdığını, kimsenin inancına karışmadığını, her türlü inanca saygı gösterdiğini, ırk ayrımcılığını ortadan kaldırdığını, yöneticilerini seçme hakkı tanıdığını, devletler arasındaki anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümü için uğraştığını anlatıyor.

Birlik ve beraberliği sağlamış Pers Devleti’nin kuruluşunu tamamlayan yasa ile insanı kölelikten bireyliğe yükselten bildirge, 2549 yıl farkla 29 Ekim 1910’da yazıldığı topraklara yeniden kavuştu. II.Kiros’un egemen olduğu toprakların, insan hakları havarisi kesilen Batılılarca, -Irak’ın parçalanmasından sonra İran’ın da ablukaya alındığı bir dönemde;- İngiltere’nin British Museum’da sergilenen, bilinen ilk İnsan Hakları Bildirgesi kil silindire 4 aylığına kavuşması ne yaman çelişki…

2-Spartaküs:

Batı’da köleliğe ilk başkaldırıyı İtalya’da, Trakyalı ünlü gladyatör Spartacküs başlattı. Spartaküs ve köle ve yoksullardan oluşan ordusu yıllarca İtalya yarımadasında bağımsız bir şekilde var olmuş ve zamanın yöneticilerine sorun olmuştur. Kendilerine karşı gönderilen sayısız orduyu yenip, Roma Cumhuriyeti’nin yönetiminin isistemini sarsmıştır. İsyanının eşitlikçi ve özgürlükçü karaktere sahip olup, MÖ.71’de köleler kılıçtan geçirilerek güçlükle bastırılmıştır.Spartaküs’ün ise izine rastlanmamış, halk arasında tanrıların onu yanlarına aldıkları inancı uzun süre yaşamıştır.

3-Hz.Muhammed’in Medine Sözleşmesi ve Veda Hutbesi:

-Medine Sözleşmesi:

Hz.Muhammed’in Medine'ye hicretini izleyen günlerde onun siyasî ve idarî otoritesi altında konfederasyon şeklinde oluşturulan Medine şehir devletindeki Müslim, Müşrik ve Yahudi toplulukların birbiriyle ve yabancılarla olan ilişkilerini düzenlemek amacıyla kaleme alındı. Bu toplulukların temel hak ve görevlerini belli esaslara bağlayan Medine sözleşmesi; farklı din mensuplarının bir arada yaşamasına imkân vermesi ve anayasa hukuku alanındaki ilk yazılı sözleşme örneklerinden biri olması yönüyle her zaman için önem taşıyan tarihî bir belgedir.

Bununla birlikte Medine sözleşmesini, tarihî ve tabii kimliğinden soyutlayıp modern toplumlarda çok hukukluluğun geleneksel kökleri ve dinî gerekçesi olarak takdim etmek de doğru olmaz. Çünkü kamu düzenini oluşturan kurallar herkese aynı şekilde istisnasız uygulanır. Kamu düzeninden sayılmayan tamamlayıcı kuralların ise tarafların irade serbestisine bırakılması esastır. Ancak milletleşme ve hukuk birliğinin oluşum sürecinde uygulanabilirlik şansına ve toplumsal yarara sahip bulunmayan çok hukukluluk tezinin günümüzde demokratik bir talep olarak gündeme gelmesi, hukuk birliğinin ve tek hukuklu sistemin yasa despotizmine ve çoğunluk diktatörlüğüne kaçmasını önlemede ve demokratik hukuk devletinin gerçekleşmesinde olumlu bir katkı sağlayabilir.

-Veda Hutbesi:

"Ey insanlar!

….Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur.

…Ashabım! Dikkat ediniz, cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır.

….Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

….Mü'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman'ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslüman'a kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.

Ey insanlar! Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır.

Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır. Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'ın kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. Kimse kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz.

Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:

-Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız. -Allah'ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz. -Zina etmeyeceksiniz. -Hırsızlık yapmayacaksınız.”

4-Fatih Sultan Mehmet’in Fermanı

İslâmiyeti kabul eden Türkler, yeni dinin adil kurallarını Türk Töresi ile kaynaştırarak, egemen oldukları yerleri hoşgörüyle yönettiler. Egemenlik altındaki farklı dinden milletlerin inanç hürriyetlerine önem verdiler. Anadolu Seçuklu Sultanları farklı dindeki eşlerine sarayda şapel/kilise yaptırırken, tüm insanlığa duyulan sevgi Yunus Emre ve Mevlâna'nın dizelerinde dile geldi. Her türlü inanç ve mezhepten insanların görüşlerini rahatça dillendirdiği Selçuklu Dönemi'nde, Anadolu "Şefkât Diyarı" olarak kitaplara geçti.

Fatih Sultan Mehmed, 29 Mayıs 1453’te Ayasofya kilisesine doluşup, tir tir titreyen Bizanslılara; dil, din, toprak hürriyetleri ile haklarının koruma altına aldığını belirterek güvenlerini kazanmıştır.

Günümüzde Bosna-Hersek’te insan haklarını çiğneyenlere, Fatih’in Fermanı bir uyarı özelliği taşır. Bosna-Hersek'in Fonitsa kentinde yaşayan Hristiyanlığın Katolik mezhebine bağlı Fransisken tarikatı üyeleri, Fatih Sultan Mehmed'in kendilerine "özgürlük bahşeden" fermanı sayesinde bugüne kadar ayakta kaldı. Fatih Sultan Mehmed'e ve Osmanlı'ya minnet borçları olduğunu belirten Fransiskenler, bu nedenle Türklere karşı ayrı bir sevgileri bulunduğunu belirtirler. Fatih Sultan Mehmed'in tuğrasını taşıyan ve "ahidname" olarak bilinen fermanda şu ifadeler yer alıyor:

<ı>"Ben Fatih Sultan Mehmed Han...

<ı>Dünyaya ilan ediyorum ki, bu padişah fermanı verilen Bosnalı Fransiskenler himayem altındadır ve emrediyorum ki; hiç kimse, ne bu adı geçen insanları ne de onların kiliselerini rahatsız etmesin ve zarar vermesin.

<ı>İmparatorluğumda huzur içerisinde yaşasınlar ve bu göçmen durumuna düşen insanlar, özgür ve güvenlik içerisinde yaşasınlar. İmparatorluğumdaki bütün memleketlere dönüp korkusuzca kendi manastırlarına yerleşsinler.

<ı>Ne padişahlık eşrafından, ne vezirlerden veya memurlardan, ne hizmetkârlarımdan, ne imparatorluk vatandaşlarımdan hiç kimse bu insanların onurunu kırmayacak ve onlara zarar vermeyecektir.

<ı>Hiç kimse bu insanların hayatlarına, mallarına ve kiliselerine saldırmasın, hor görmesin veya tehlikeye atmasın. Hatta bu insanlar, başka ülkelerden devletime birini getirecekse, onlar da aynı haklara sahiptir.

<ı>Bu padişah fermanını ilan ederek burada, yerlerin, göklerin yaratıcısı ve efendisi Allah, Allah'ın büyük elçisi Yüce Peygamberimiz Muhammed Mustafa ve 124 bin peygamber ile kuşandığım kılıç adına yemin ediyorum ki, emrime uyarak bana sadık kaldıkları sürece tebaamdan hiç kimse bu fermanda yazılanların aksini yapmayacaktır."

Fatih Sultan Mehmed'in bu fermanı, İslâm adaleti ve Türk hoşgörüsünün bir anıtıdır.

5-Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi:

Büyük Britanya Krallığına bağlı Kuzey Amerika’daki Onüç Koloni’nin, bağımsızlıklarını ilan ettikleri belgedir. Fransa’nın yardımıyla, Thomas Jefferson ve Franklin’in katkılarıyla hazırlanan bu belge, Kongre tarafından onaylanıp, 4 Temmuz 1776 tarihinde ilan edildi. ABD’nin bağımsızlık günü sayılan 4 Temmuz, Batılılar tarafından İnsan Hakları konusunda Magna Carta’dan sonra önemli bir aşama sayılır. Bildirgenin özü şöyledir:

<ı>"Biz şu gerçeklerin açık olduğu görüşündeyiz: bütün insanlar eşit yaratılmışlardır, onları yaratan Tanrı kendilerine vazgeçilemez bazı haklar vermiştir, bu haklar arasında yaşama, özgürlük ve refahını arama hakları yer alır, bu hakları korumak için insanlar arasında meşru, iktidar hak ve yetkilerini yönetilenin rızasından alan hükümetler kurulmuştur. Herhangi bir hükümet şekli, bu amaçları tahrip eder bir nitelik kazanırsa, onu değiştirmek veya kaldırmak ve temelleri kendi güvenlik ve refahlarını sağlamaya en uygun görünecek ilkeler üzerine dayanan, güç ve yetkiyi aynı amaçla örgütleyen yeni bir hükümet kurmak o halkın hakkıdır"

6-Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi:

Fransız İhtilâli’nin ardından, insan haklarını korumak amacıyla Fransa Millî Meclisi’nde kabul edilen “Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi”, 1791’de Fransız Anayasası’na önsöz olarak eklenmiştir. Bildirinin maddeleri incelendiğinde, insan hakları konusunda büyük aşama kaydedildiği görülür.

<ı>-Hiç kimmse inançlarından dolayı rahatsız edilemez.
-Düşünce ve ifade özgürlüğü garanti altındadır.
-Hiç kimse yasaların gösterdiği durumlar dışında suçlanamaz ve tutuklanamaz.
-Keyfî emirler verilmesini isteyenler ve bu emirleri yerine getirenler cezalandırılır. Suçlu olduğu ispat edilene kadar herkes masumdur.
-İnsanlar özgür ve eşit değerdedir ve öyle de kalırlar.
-Hak ve özgürlüklerin sınırı yasalardır. Özgürlük bir başkasına zarar vermeden herşeyi yapabilme gücüdür.
-Kral dahil kimse halktan kaynaklanmayan iktidarı kullanamaz.
-Tüm yurttaşlar bizzat veya temsilcileri aracılığıyla yasaların yapılmasına katkıda bulunma hakkına sahiptir.

17 maddeden oluşan bildiri, insan hakları konusunda en yüksek değere sahip olmasına karşın, Avrupa Devletleri’nin iki Dünya Savaşı’nda birbirlerini boğazlamalarını önleyememiştir.

7-İnsan Hakları Evrensel Bildirisi: (<ı>Universal Declaration of Human Rights-<ı>UDHR) İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun Haziran 1948'de hazırladığı ve birkaç değişiklik yapıldıktan sonra 10 Aralık 1948'de, BM Genel Kurulu'nun Paris'te yapılan oturumunda kabul edilen 30 maddelik bildiridir.

Büyük devletlerin, bireylere tanınan hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması konusunda birleşmelerinin ana nedeni, insanlara özgürlük tanınmasının, devam ederse uygarlıkların sonu olabilecek savaşları da önleyebileceği düşüncesidir.

ABD. Başkanı E.Roosevelt bildiriyi, “Bütün insanlık için Manga Carta olarak tanımladı. Bildirinin imzalandığı 10 Aralık, her yıl “<ı>Dünya İnsan Hakları Günü” olarak kutlanır.

*"İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi" için bkz: http://www.aytendirier.com/blog/blog.asp?id=487

*Kaynaklar:

-Emin Oktay: TARİH-III

-http://tr.wikipedia.org/wiki/Spartak%C3%BC

-http://www.diyanet.gov.tr/turkish/hutbe/vedahutbesi.asp

-www.kerkük.net

-Ntvmsnbc-19:37 TSİ 13 Eylül. 2010 Pazartesi

Abdülkadir Güler, Muharrem Soyek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bir zamanlar yeryüzü coğrafyası bu gün ki gibi olmadığı,karaların yer değiştirmediği zamanarda,iki uygarlık varmış,Lemurya ve Atlantis.Atlantisler aynen bu günün batısı,Lemuryada da doğusu imiş.Atlantisler,Lemuryalıları küçümseyen gözlerle bakarlarmış,hatta onların üzerlerinde insanlığa yakışmayan bir takım genetik deneyler yaparak DNA larıyla oynamış,Lemuryalıları hilkat garibesine çevirmişler.Bu yoldan çıkış üzerine Marduk(!) Gezegeni dünyaya çarparak,gezegenimizi bir gecede yerle bir etmiş (Nuh Tufanı) olarak geçen tufanmış bu sözü edilen.O zamanlar Dünya gezegenin iki Ay'ı varmış,Ay'ın birisi bu savaşta yok olmuş.Şimdi biliyorsun sıkca söz edilen bir 12 Aralık 2012 Marduk Gezegeni Dünyaya çarpacak felaket senaryoları söylenmkte.Bu günden, bu anlatılanlarla düne bakarsak ,o günden bu güne değişen bir şey yok.Tarih tekerrür olduğuna göre ,insanlık istenen olgunluğa erişemediğine göre ,MARDUK hakkında söylenen kehanetler haklı çıkacağa benzer.Bu emek dolu paylaşımına içten sevgi ve

Şerife Mutlu 
 16.12.2010 13:39
Cevap :
Şerifeciğim, Yazıma bir ek olan değerli yorumun için çok sağol. Gerçekten değişen hiçbir şey yok durum aynı... 12 Aralık 1012'de Marduk'un kötü ruhlulara, zalimlere çarpması ve Atlantis'in akıbetine uğramaları dileğiyle, sevgiyle kal...  16.12.2010 15:11
 

ve müslümanlığın doğuda yeşermesine bugün baktığımızda, medeniyetin ve insan haklarının en üst seviyede olması lazım gelirken, tam tersi yaşanmaktadır.Yüzyıllar önce bu medeniyeti ve insan haklarını düşünebilen, dolayısiyle uygulayabilen akıl nasıl olduda dumura uğradı. Ve bugün batı hegemonyasının koltuğunun altında eziliyor? Saygılarımla..

Hasan Göksu PBahçe 
 15.12.2010 0:13
Cevap :
Çok güzel ve yerinde bir teşhis Hasan Bey. VIII.asırda içtihat kapısı kapanınca güçlükler başladı, akıl değil korkular öne çıktı. Selçuklu ve Osmanlı Döneminde yine akılcılık öne geçti. Kadızadelilerin baskısıyla yine korku öne geçti. Gelişmeler şaşırtmasın. Her şeyin aslına dönmesi gibi, hümanist akıl yine öne geçecek. Teşekkür eder, esenlikler dilerim.  15.12.2010 16:29
 

Akıl, “insan önceliklidir” derken, duygularımız, “hayır, haklarım, çıkarım önceliklidir!” demekte ve insanın insana zulmü bu anlayışla başlamaktadır. Peki, nedir aklımızı geri plana iten sebepler, maddi çıkarlarımız veya inançlarımız mıdır? Belki de samimi olarak düşüncelerimizde daha insancıl olabiliyorken, uygulamalarımızda neden katı olabiliyoruz? İnsanlık bu sorulara doğru cevap bulmadan, gerçeğinde ne insana insan olduğu için saygı duyacak, ne de insan olmasından doğan haklarına. Görülen o dur ki, medeniyetin, şehirleşmenin gelişmesine paralel olarak, insanın haklarına duyulan saygı o oranda artmamış, gelişmemiştir. Doğru soru herhalde şu olmalıdır; Akıl ve duygular birbirlerini nasıl dengelemelidir? Dengelemelidir ki, insanın insana zülmü devam etmesin? Saygılarımla.

Canmehmet 
 13.12.2010 22:56
Cevap :
Merhaba Mehmet Bey! Yazımı tamamlayan değerli katkınız için teşekkür ederim. Bir bölge insan haklarını en doğal haliyle yaşarken, bu haklar ne yazık ki başka bölgelerde en katı şekilde çiğnenmektedir. Bunun ortalaması geçmişte de, günümüzde de tutturulamadı ne yazık ki... İnsanlık havarisi kesilenlerin, eline fırsat geçtiğinde neler yaptıklarını çok iyi biliyoruz... Ne de olsa insanoğlu çiğ süt emmiştir. Çıkarı için bencilce başkalarını çiğneyebilir. Böylelerinin maskelerini indirmek görevimiz... Esenlikler dilerim.  14.12.2010 13:54
 

Değerli Ayten Hanımefendi, “İnsan hakları”, dediğimizde, ortada bir insan ve insan olduğu için bir hakkı olduğu kabul edilmektedir. Tarihe baktığımızda, sizlerin de örnek verdiği dönemlerde insan haklarına atıfta bulunularak çeşitli düzenlemeler yapıldığı ortadadır. Ve bu manada, “medeniyetlerin gelişmesine paralel olarak insanların konforlarının arttığı oranda insan hakları da gelişme göstermiş ve uygulamada ileri dereceye taşınmıştır.” Dediğimizde yanlış yapmamış olmalıyız. Peki, gerçekte durum böyle mi olmuş, insan hakları medeniyetin gelişmesine paralel mi gelişmiştir? Örneğin, günümüzdeki Filistin, Irak, Afganistan, kimi Afrika ülkeleri, hatta Çin, Hindistan, Rusya veya otoriter yönetim altında yaşayan insanların durumlarını nasıl değerlendirmeliyiz? İşte bu noktada insan ve gerçeği sorgulanmalıdır. İnsanlar bilindiği gibi kararlarını akıl ve duygularıyla vermekte ancak, çoğu zaman duyguları aklının önünde gitmektedir...

Canmehmet 
 13.12.2010 22:50
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 214
Toplam yorum
: 1200
Toplam mesaj
: 138
Ort. okunma sayısı
: 5358
Kayıt tarihi
: 03.08.08
 
 

Emekli eğitimci, araştırmacı yazar, şairim. Ülkemin cennet ile cehennemi bir arada yaşadığı bir zama..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster