Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ekim '13

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1018
 

İnsanın en büyük korkusu nedir?

İnsanın en büyük korkusu nedir?
 

Korku


“Kim çevresine korku salarsa, biliniz ki, o da korkuyordur.”

EPİKUROS

“Korku, batıl inançların kaynağıdır. Bunlar da gaddarlığın asıl kaynaklarıdır. Korkuyu yenmek, bilgeliğin başlangıcıdır.”

Bertrand RUSSEL

“Saygı olan yerde korku olur; ama korku olan yerde her zaman saygı olmaz.”

PLATON

İnsanın en büyük korkususu nedir? Başarısızlık korkusu mu? Ya da ölmek mi? Peki ya sevdiklerini kaybetmek mi? Acı çekmek mi? Aç kalmak, açıkta kalmak mı? Sevilmemek mi? Başarısız olmak mı? Suçlanmak mı? Yeterince iyi olamamak mı? Bilinmeyenler mi? Duygusal acı mı? Hata yapmak mı?

Liste daha uzatılabilir ancak hangi korku türünü seçerseniz seçin, o korkunun arka planında, en temelde, derinlerde yatanın, tüm korkuların temeli olanın “KAYBETME KORKUSU” olduğunu göreceksiniz.

Mesela ölüm korkusunu ele alalım. Çoğu insan ölümden korkar zira ölümle ilgili net bir bilgi sahibi değildir. Çoğu insan diyorum çünkü bazı insanlar ölüm hakkındaki güçlü inançlarıyla bu korkuyu yenerler ya da aldırmazlar. Korku onlara ulaşamaz. Bazıları da yaşamın ağır yükü altında ezilmekten Savaş Sanatı kitabının yazarı Sun Tzu’nun savaşta “5 tür tehlike” başlığı altında incelediği gibi ölüme karşı aşırı istekli davranırlar; bir nevi korkmazlar. Çoğu insan korkar, çünkü ölüm konusunda cahildir. Ölünce mal, mülk, paye, makam, mevki, para, imkanlar, sevdikleri eşyalar ve insanlar gibi tüm dünyevi ve geçici olan güzellikleri yitireceklerini bildikleri için korkarlar. Kim dünya malını diğer tarafa götürmüş ki? Ölüm korkutucudur çünkü bir bilinmezlik içerir. Kişinin bildiği ve iyisiyle zorluğuyla mutlu olduğu konfor alanının dışına çıkıştır ölüm. Gerek konfor alanı dışına çıkmak olsun, gerek elindekileri geride bırakmak olsun, kişi sonuçta “elindekini kaybetmek”ten korkar. Farklı bir açıdan bakarsak, kişi ölümü sonrası sevdikleri geride kalınca onsuz ne yaparlar diye sorabilir ve bu onu korkutabilir. Ancak, bu da derine indiğimizde bencil bir sorudur zira “bana ihtiyaçları var” egosunu taşır. Neden yapamasınlar? Zor da olsa yaparlar. Yaparlar sadece alışmaları gerekir. Bu tür bir korku da başkalarını düşünmekle alakalı olsa bile “elindeki gücü kaybetme korkusu”dur.

Her korku türünü ele alsak safyalar yetmez. Özetle, ilk paragraftaki tüm korku türlerini bir bir ele alıp en derinde yatan korkuyu, bir soğanın kabuklarını soyarak cücüğünü çıkartmak gibi soyar ve incelersek göreceğiz ki temelde yatan korku KAYBETME KORKUSUdur. Bunun en önemli nedeni doğumla birlikte bedene bürünen ruhun doğum öncesi geldiği İlahi Bütünlük’ten kopması sonucu yaşadığı ama hatırlamadığı derinlerdeki acıdır. Geldiği İlahi Bütünlüğü kaybetmiştir ve buna geri dönmek arzusundadır. Doğduktan sonra ise dünya yaşamına çeşitli duygular, tutkular, amaçlar, arzular, hırslar, düşünce kalıpları, izlenimler vs ile bağlanan ruh bu sefer de, ne kadar ironiktir ki, elindekilerin geçici değil kalıcı şeyler olduğu yanılgısına kapılır ve onlara bağlanır. Elindekilere sımsıkı sarılır. Kaybetmek istemez ve o zor elde ettiği geçici dünya mallarını KAYBETME KORKUSU yaşar. Tezata bakın!!!...Geldiğimiz kaynağa geri dönmek arzusu ile yanıp tutuşurken bir bakıyoruz ki “dünya okulu”nda geldiğimiz kaynağı unutmuşuz ve sonra hatırlamaya çalışıyoruz. İşte budur Hint Felsefesi’nde “MAYA” diye geçen yanılsamalar dünyası. İşte budur “Matrix” filminde işlenen tema. İşte budur tüm ezoterik sistemlerin farklı isimlerle tanımladıkları “ten kafesinde” olmak tanımı. Ama kurtulmak mümkün.

Şükür ki bu yanılsamalar dünyasından kaçmak dünyada yaşarken bile mümkün. Bunun için önce kaçmaya ve korkumuzu yenmeye gerekli aksiyona geçmemizi sağlayacak bize güç verecek bir çelikten irade lazım. İrade ise sarsılmaz bir amaç duygusu ve bunu gerçekleştirecek bir mutlak cesareti gerektirir. Herkes ama herkes korkar. Sadece az insan bunu kendisine itiraf edebilir ve bunu başkasına itiraf edebilen ise çok daha azdır. Önemli olan korkmak ya da korkmamak değil, korkuyu cesaretle yenmektir. Kadim Çin Felsefesi Taoculuk’ta bahsedildiği gibi bu zıtlıklar aleminde “yumuşak serti yener”.

Sevgiler,

Kenan Kolday

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 333
Kayıt tarihi
: 29.10.12
 
 

Son 15 yıldır tarih, felsefe, ezoterik ögretiler, psikoloji, strateji ve liderlik, kişisel gelişi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster