Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ocak '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
164
 

İran'da Sonun Başlangıcı

1979 yılında İran’da tersine devrim sonucunda dünyadaki en bağnaz devletlerden birisi haline gelen İran 1960-1970’lerdeki görüntüsüne tam tezat teşkil eden bir görüntü arkasından sekiz yıl süren İran-Irak Savaşı haberleriyle büyüyen insanlar olarak doğrusu pek de ilgimizi çekmedi.

1980’de Türkiye’de darbe oldu ve aslına bakarsanız pek de İran’a bakacak halimiz yoktu. İran’ın başına getirilen Ayetullah Humeyni Paris’ten uçağa bindirilip, Allah’ın izniyle, Paris’in ve elbette müesses nizamın onayıyla Amerika’nın da desteğiyle İran’ın başına geçti ki; bu durum bizim dünyamızda bizim coğrafyamızda asla sorgulanmaz.

Son olaylar da gösterdi ki; Amerika’ya sözde kafa tutan kapalı kutu İran aslında kâğıttan kaplan ve sözde ortalıkta gösterdikleri silahlara rağmen kof bir varlıktan pek de öte bir güç değilmiş ki; kendi ülkesindeki bir havaalanından kalkan sözde füze sanarak indiriveriyorlar. Ve olayın başından beri özellikle Kanada ki kaç milyonluk bir ülkeden bahsediyoruz elinde deliller olduğunu ve İran’ın yanlışlıkla! vurduğunu ve ellerinde sağlam deliller olduğunu ileri sürüyor ve İran ise konuyu psikolojik savaş olarak nitelese de herhalde ikna edilmiş olacak ki, tezlerinden vaz geçip, uçağı yanlışlıkla vurduğunu kabul etti ve kara kutuyu Paris’e! göndermeyi kabul etti.

Paris’in ne kadar önemli bir ülke olduğunun bir kez daha kanıtı olan bu ikinci durum; aynı zamanda mevzu savaşmak olduğunda sadece diğer grupları bastırmak üzere ki bunların arasında Sünni dünya ile savaştırmak üzere özel olarak batı tarafından desteklendiğini anlamakta zorlanmıyoruz. Azeri-Ermeni savaşında net olarak Ermenilerden yana tavır alan Müslümanlığın havarisi kesilen İran kendi vatandaşları arasında da milyonlarca Azeri’nin ölümüne ses çıkarmak bir yana taraf olan bir ülke olarak sözde insanları zorla İslami davranmaya, gerekirse kırbaçlatmaya yönelik ciddi yaptırımlar uygulayan İran halkı devlet zoruyla Müslüman olmaya zorlanan ve dinin en temel ilkesi “Dinde zorlama yoktur” ile de açıkça çelişmekteyken böyle davranmak suretiyle insanların alenen yapmak yerine gizli olarak yapmalarına neden olması, akıllarını kullanmak yerine tamamen dogmalarla idare edilen bir halk görüntüsü veriyordu ki; diğer İslam ülkeleri de İran’dan nüans farkıyla ayrışsalar da Sünni dünyadaki başat Suudi Arabistan da pek farklı bir ülke değil. Tepe yönetimi Amerika ve Batı tarafından belirlenen kendi iradesi kesinlikle olmayan sözde devletlerdeki diğer yapılar da aynı derece izi kaybetmiş yanlış yol ve yöntemlere sürülmüş, bastırılmış karşı çıkanlar ise infaz edilmiş dolayısıyla baskının oluşturduğu fikri münafıkların en yoğun yaşadığı ülkelerin başında olmaları kaçınılmazdır.

İnsanlara fikirlerin söyledikleri için baskı yapmaya başlandığında insanlar susar, toplum susar. Susmayanlar da Amerika ve müttefikleri yerli işbirlikçiler hatta yönetimler tarafından susturulursa söz konusu ülkenin adının ne olduğu önemli değil, ülkede bilim ölür ve ortada bolca yalanın kurduğu imparatorluk dogmalarla İran örneğindeki gibi üfleyince yerle yeksan oluverir.

Bu darbelerden sonra İran’da efsanenin ölümünü izleyecek olmamız sürpriz olmasa da Irakla aynı kaderi yaşaması da o denli imkân dâhilinde görünüyor. Yapan el, vakti geldiğinde yıkmasını da pekâlâ bilir ki; bunun çok zor olduğuna görünen “köy kılavuz istemez misali” inanamıyor insan. Bizi de benzer tehlikelerin beklediğini anlamazlıktan gelmek, başı kuma sokmakla eşdeğer bir aymazlık desem muhtemelen çok ses yükseltenler olabilir. Bunun içinse Güneydoğu Anadolu Bölgesini yıllardır kana bulayan bazı askerlerin anılarına bakmak dahi yeterli geçektir diye düşünüyorum. Dikkati elden bırakmadan, daha fazla birleştirici olmak zorundayız. Şimdi ve her zaman kenetlenmekten başka çaremiz olmadığını görmemek siyasi partilerin, şu anda geçerli olan bağlar diğerlerini dinlemeksizin reddetmeye dayanıyorsa kesinlikle zincirde kopmayı kolaylaştırıcı etkendir ki; zincirleri zayıflatan her türlü düşünce, inanış kesinlikle parçalanma sürecini kolaylaştıracak ve tam da istenen duruma zemin hazırlayacaktır. Sonrası ise Arap coğrafyasından naklen izlediğimiz parçalanmış cesetler ve yerlerde sürünen insanlık bedeniyle onuru. Dil din mezhep fark etmeksizin…

 

 

 

NAHİDE ÇELEBİ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Sökeli, bize bizden başka dost yok.Selam sevgi ve saygılar, sağlıklı mutlu günler.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 12.01.2020 11:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1837
Toplam yorum
: 295
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 171
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ihti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster