Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Aralık '08

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
252
 

İş mi yapacağız, kendimizi mi satacağız?

İş mi yapacağız, kendimizi mi satacağız?
 

Adam, orta yaşlarını hayli geçmişti. Atadan kalma ve şehrin iyi sayılabilecek bir yerinde bulunan dükkanını kiraya vermeye niyetlendi.


Gazetelere ilan verdi. İnternet işlerinden pek anlamıyordu. Birkaç tane de emlak komisyoncusuyla görüştü. Kiracı adayları birer ikişer arayıp sormaya başlamışlardı.


Telefondaki ses; orta yaşlarda, düzgün bir Türkçe ile şivesiz konuşan bir kadına aitti. Dükkanın durumunu, özelliklerini, tam yerini falan sorduktan sonra, kira olarak ne gibi bir rakam düşünüldüğünü öğrenmek istedi.


Adam, öyle bir kira bedeli istiyordu ki emsal dükkanlara göre dudak uçuklatacak cinstendi. Telefondaki kadın önce şaşırdı, biraz da öfkelendi ama anlaşma yolunu deneyerek söze devam etti.


Kendisi gibi bir bayan ortağı ile dükkanda, ev yemekleri ve soğuk mezeler yapmayı planladıklarını, dükkanın tam istedikleri yerde olduğunu ama bu kirayı ödeyerek çok uzun ömürlü olamayacaklarını ifade etti, kibarca.


Adam, burnundan kıl aldırmıyordu. Ve son derece ukala bir tavırla, fiyatta hiçbir şey yapamayacağını söyledi.


Kadının sabredecek gücü kalmamıştı ve patlayıverdi telefonda: “<ı>Beyefendi, söylediğiniz rakamı kulağınız duyuyor mu, sizin? Biz burada iş mi yapacağız, kendimizi mi satacağız?


Adam, böyle bir tepkiyi hiç ama hiç beklememesine rağmen, son raddeye kadar kibarlığını bozmamış olan bayana nihai darbesini vurdu: “<ı>Bakın Hanımefendi, ister yemek satın ister kendinizi. Beni alakadar etmez. Dükkanın fiyatı budur, kuruş aşağı da olmaz.


Kadın, telefonu adamın yüzüne kapattı. Hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı ve adam duysun istemedi.


* * *


Aylar geçmişti. Dükkan kiraya verilmiş, hem de istediği rakam üzerinden, bir yıllık kirası da peşin yatırılmıştı. Cafe-bar türü bir yer açılmıştı mekanda. Ancak birkaç ay sonra adamın kulağına hoş olmayan sözler gelmeye başladı. Hem de hiç hoş olmayan şeyler...


Mülk sahibi olduğu dükkan, nerede ise randevu evi gibi çalışmaya başlamıştı. Resmen fuhuş pazarlıkları yapılıyor hatta uyuşturucu alınıp-satıldığı, içildiği bile kulaktan kulağa söyleniyordu. Birkaç kez polis baskınları da yaşandı ama faaliyet her nedense devam etmekteydi.


Çevre esnaf ve apartmanlardan, kiracılarını dükkandan çıkarması için baskılar görmeye de başlamıştı. Bir süre sonra, sanki kendisi o işi yaparmış gibi nerede ise mahalleli tarafından linç edilmeye başlandı. Parası her ne kadar çok tatlı olsa da adam için artık dayanılacak bir taraf kalmamıştı.


Birkaç kez telefon etti, çıkmaları, dükkanı boşaltmaları için ama adamlar karanlık tiplerdi. Israrları artınca, ufak yollu tehdit etmeye kadar götürdüler işi.


Durum, olacak gibi değildi. Bir kez de yüz yüze konuşmaya karar verdi. Bir akşamüzeri dükkana gitti. Kapıdaki çam yarması neden geldiğini, kime baktığını sordu. Öyle ya hiç de buranın müşterilerine benzemiyordu.


Bu mekanın mülk sahibi olduğunu ve patronlarıyla görüşmek istediğini söyledi. Çam yarması; “<ı>geç o zaman babalık, ben bir içeri bakayım, patron buradaysa haber vereyim” dedi, en bıçkın ve piyasa tavrıyla.


İçeride neredeyse göz gözü görmüyordu, loş kırmızımsı ışıklardan ve sigara dumanından. Kesif bir bira-patates kokusu vardı. Kapının hemen yanındaki masaya ilişti ve beklemeye başladı.


Üç-dört tane garson-konsomatris kadın gözüne ilişti. Masa aralarında dolaşıyorlardı. Ve içlerinden biri kendisine yaklaşmaya başladı bile. Tam seçemiyordu ama bu gelen, galiba içlerinde en genç olanıydı.


Önce uzun topuklu siyah ayakkabılarına takıldı gözleri. Ve uzun ve düzgün bacaklarını daha bir güzelleştiren siyah dantelli çorabına. Dizlerinin neredeyse bir karış üzerinde kalmıştı mini kot eteğinin boyu.


Ve kadının yüzüne bakmaya çekindiğinden olsa gerek, kim bilir belki de görüntünün tadına varmaya çalıştığından; başını yavaşça yukarılara kaydırırken parlak kumaştan siyah gömleğini fark etti. Kısaydı ve eteğinin hemen üzerinde bitiyordu. İnce beline sıkı sıkıya oturmuştu gömleği. Ve üstten üç düğmesi iliklenmemişti. Adama biraz daha eğilecek olursa neredeyse, göğüslerinin tamamı görünecekti.


Ve tüm bu manzaranın son kısmına gelmişti adam birkaç saniye içinde. Başını iyice kaldırdığında, yüz yüze geldiler. Ve bira-patates kokan, loş kırmızı ışıklar, keskin bir “<ı>Baba!” çığlığıyla dağıldı. Ortalık önce aydınlandı ve sonra bir daha ışımamak üzere kararmıştı.




@Geçen sene bugün "Joker Mağazası, Jackpot ve İyi Bayramlar Türkiye !": http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=81776

@İki sene önce bugün "Arabamın Canına Okudular": http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=17973

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Etkileyici ve sürükleyiciydi.Emeğinize sağlık.saygılar

mavi yelken (ESEN ÖZDUR) 
 19.12.2008 10:09
Cevap :
Çok teşekkür ederim Sevgili mavi yelken. Sevgi ve selamlarımla.  19.12.2008 10:58
 

Güzeldi... Elinize sağlık...

Hasan ARSLAN 
 19.12.2008 9:18
Cevap :
Teşekkür ederim Hasan Bey. Sevgi ve selamlarımla.  19.12.2008 9:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 922
Toplam yorum
: 2451
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3633
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

İzmir'de yaşıyorum.    Çok uzun yıllar öncesinden başlayıp, hiç ara vermeden bugünlere kada..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster