Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Haziran '16

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
260
 

İstikraz // Türk fırtınası

İstikraz // Türk fırtınası
 

"Cebimizde bir ele dolaşıyor canı ne kadar istiyorsa o kadar alıyor." // Önder Karaçay


İstikraz kısaca borçlanmak demektir.
 
Daha bilimsel tarif edecek olursak istikrazı; 'belli miktardaki bir satın alma gücünün belli bir süre için ve iade edilmek vaadi ile bir bedel karşılığında üretim, istihdam amaçlı gerçek kişi veya tüzel kişi kurumlarına verilmesidir.'
 
Tarifteki unsurları tek tek açıklamazsak borçlanmak nedir? Nasıl yapılmalıdır? Ne zaman gereklidir? Gerekli midir? gibi sorulara asla yanıt bulamadığımız gibi o tür her borçlanmanın sonunun bir felaket, iflas, israf ve batış olduğunu önceden göremeyiz.
 
Belli miktardaki satın alma gücü mal veya para olabilir. Buna iktisat dilinde trampa veya takas denir. Günümüzde bugün borçlanma mal yerine para kredisi şeklinde cereyan eder. Oysa takas veya trampa sistemi maliyeti daha da düşüren ve bankacılık sistemini devre dışı bırakan bir yöntemdir.
 
Satın alma gücü belirli bir müddet için verilir. Kredinin ayırıcı vasfı buradadır. Borçlanmanın sürekli olmayıp geçici bir süreyi kapsaması borcun iktisadi mahiyetini gösterir. O geçici sürede satın alma gücü borç altına girenin mülkiyetine girer ve satın alma kapasitesini artırır. Günümüzde satın alma gücünü kullanan borçlular bu gücü istediği gibi kullanır ve vade sonunda da iade etmesi gerekirken, aynı borçlanma yeni borçla sürekli yenilenerek süresiz bir borçlanmaya dönüşür. İşte en tehlikeli borçlanma şekli budur. Bunu bankaların bu hale getirdiğini ve ticari işletmeleri borca bağımlı ve sürekli sömürmek amaçlı zihniyetin bir ürünü olarak sonunda iflasla sonuçlanma sebebi budur. Son otuz beş yılda her beş veya on yılda ekonomik krizlerin sebebi borçlanmanın sağlıklı yapılmamasından kaynaklanmaktadır. Buna kredinin donması, iade imkanının kalmaması veya batması denir. Ülkemizde yaygın olan süreç budur. Bu sebeple bankalar kendilerini garanti altına almak için sözleşmeyi tek taraflı güçlendirmek ve hiç zarar etmemek amaçlı ipotek teminatlı kredi vererek her ne sonuç olursa olsun sonuçta banka kazanacaktır şeklinde cereyan eder. Oysa ticari işletmelerin finans yönetimini desteklemek, yönlendirmek gibi söylemler, reklamların aslında sözde ve algı değiştirmek amaçlı olduğunu çoğu insan göremez.
 
Bir diğer unsur satın alma gücünün iade vadidir. Satın alma gücünü bir başkasına teslim edenlerinde teslim ettikleri gücü bir başkasından aldıklarını ve bir gün teslim etmeleri gerektiğinden bir itimat gerekmektedir. Kredi, mevcut malların itimada dayanılarak ilerideki mallarla mübadelesidir. Bugün bu kuralın birinci unsur olmadığını görmekteyiz. İtimat hayatın genel bir unsurudur. Çünkü tüm sosyal ve ekonomik ilişkilerimizin temelini aslında itimat oluşturur. İtimat olmazsa hayat durur. İpotek gibi teminatlarla aslında itimadın da olmadığını veya kalmadığını söylemek gerekir. Çünkü borçlandırarak esir alma, sömürme zihniyeti insanların itimatları boşa çıkaracak bir niyete sürüklemekte teslim edilen satın alma gücünü kötüye kullanan da bir o kadar artmaktadır. Toplumlarda bu sebeple büyük sıkıntılar yaşandığı da bilinmektedir.
 
Her borçlanmanın bir bedeli vardır. Bankacılık buna faiz demektedir. İşte en kritik konu budur. Ticari bir işletme bir borca girmeden önce bunun maliyet hesabını çok iyi yapmazsa hem satın alma gücünü veren ve hem de alan için sonu hüsranla bitebilir. O zaman borca girmeden önce yapması gereken şudur; bu borç karşılığında ana para ile birlikte toplam maliyetim nedir önce bunu tespit etmelidir. Aldığı satın alma gücü ile nasıl bir üretim veya ticaret yapacak, ne kadar kazanacağını da çıkarmalıdır. Her iki tutar arasında borç alan lehine bir sonuç çıkmıyorsa, başa baş sonuç çıkıyorsa o borçlanma asla yapılmamalıdır. Bankaların aslında borç alanlara vermesi gereken hizmet bu olmakla birlikte bunun yerine teminata göre borç verme zihniyeti hakim olduğu için ticari işletmenin bu konuda bilgi ve çalışmasına sonucun bağlı olması vade sonunda genelde sorun yaşanması muhtemeldir.
 
En önemli konu aslında her işletmenin borçlanmadan kendi öz kaynakları ile üretim ve ticari faaliyetlerini sürdürmesi en doğru yöntemdir.
 
Çünkü; 'borç veren hem parasını hem dostunu, borç alanda tasarrufunu kaybeder.'
 
Bir toplum için en tehlikeli borçlanma yöntemi ticari faaliyeti olmayan gerçek kişilerin borçla hayatlarını sürdürmesidir ki; eğer o ülkede bankalar bu tür bir zihniyetle iş yaptıklarını sanıyorlarsa niyet başkadır. O niyet o toplumu borçla, tüketimle esir alarak varlıklarını ve geleceğini ele geçirmektir.
 
'Borç yiyen kesesinden yer' ata sözünü asla unutmamak gerekir.
 
Borç yiğit olmanın asla kamçısı değildir ve yalan bir sözdür.
 
Önder Karaçay
Mobbing Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam yorum
: 24
Toplam mesaj
: 3
Kayıt tarihi
: 09.07.14
 
 

Okunması için değil dokunması için yazıyorum. Önder Karaçay ..