Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mart '18

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
129
 

Kadına Bakış Değişmeli, Ya Aile?

Kadına Bakış Değişmeli, Ya Aile?
 

Kadınlara yönelik uygulanan şiddet, diğer şiddet türlerinde de olduğu gibi, hız kesmeden devam ediyor. Soruna çözüm önerileri geliştiren uzmanlar, teşhisteki yanlışlıklarında ısrarcı oldukları için de çözümleri etkisiz kalıyor. Çünkü konu, çok büyük oranda feminist yaklaşımların ataerkil aile yapısına ve kadın-erkek ilişkilerine yönelik eleştirileri çerçevesinde ele alınmaktadır.

Bilindiği gibi ataerkil aileden kasıt, erkek otoritesine dayanan ve hayatın her alanında erkek üstünlüğü fikrini temel alan aile yapısıdır. Erkelerle iktidar mücadelesi içine sokulan kadınlara verilen aydınlatıcı(!) bilgilendirmelerde hep bu konu üzerinde durulmaktadır. Yani erkekler sizi ezmekte, fiziksel olarak güçlü oldukları için size şiddet uygulamaktadırlar. Bunlara karşı yapılacak şey, her açıdan güçlü olmak ve erkeğe aynı güçle karşı koymaktır.

Burada erkeği şiddete iten sosyal ve kültürel yozlaşma ve bataklık üzerinde durulmadığı gibi, kadınlar aile içi iletişim ve evlilik konularında da yeterince doğru bilgilendirilmiyorlar. Şiddetin azalması, en azından asgari bir düzeye gelmesi için tabii ki, toplumun kadına bakışında ciddi anlamda değişiklikleler olması gerekiyor. Kadınla ilgili tüm aşağılayıcı ve değersizleştirici bilgilerler mücadele edilmelidir. Ancak bu yapılırken, sadece kadının bireysel özgürlüğü vurgulanır ve sadece bireyin yaşam hakkı şeklinde indirgemeci anlayışa gidilirse, öncelikle kadın-erkek arasındaki mücadele alevlendirilmiş olacaktır. Bundan daha da önemlisi, devlet organlarının “önce kadın” şeklindeki bir anlayışla koruma önlemleri alması, eşlerin boşanmalarını artıracağı gibi, aile hayatının önemini de azaltacaktır.

Nitekim erkeğin evden uzaklaştırılmasından, hapis cezasına veya diğer cezalara kadar alınan tüm önlemlerin büyük bir kısmında aile hayatı ve ailenin bütünlüğünün korunması kaygısının güdülmediği görülmektedir. Çünkü hiçbir şiddet olayında çocukların durumu ve ailenin dağılma tehlikesi ve bunun bireyler üzerinde oluşturacağı psikolojik tahribat hiç konuşulmamaktadır.

Oysaki kadınlara yönelik olan ve ölümle sonuçlanan birçok cinnet ve vahşet olayında dikkat edilirse mutlaka çocuk da olayın bir yerinde vardır. Çünkü babanın, daha önce eşine uyguladığı şiddetten dolayı, yasal olarak veya olmadan evden uzaklaşması, çocuğundan uzakla kalması onda ciddi bir travma oluşturmaktadır. Muhtemelen bunun da etkisiyle çocuk da olayın kurbanı olabilmektedir.

Batı toplum yapısında aile hayatını bitirme noktasına getiren bu feminist yaklaşım, görüldüğü gibi kadına yönelik şiddete bir çözüm getirmediği gibi, toplum hayatını da ciddi anlamda sarsmıştır. Çözüm, şüphesiz öncelikle sarsılan sosyal sermayenin, değerlerin topluma yeniden kazandırılmasıdır. Ancak aile içi iletişime önem vermek ve eşler arasındaki uyumlu ilişkinin mücadele ve bireysel çıkarları öncelemekle değil, yardımlaşma ve fedakârlık duygularıyla güçlenebileceğini benimsetmekle olur.

Kadınları koruyalım derken, toplumu ayakta tutan aile hayatını yok saymanın bedelini ağır ödeyebiliriz. İfrat her zaman tefriti doğurur ve dengeyi sarsar

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 64
Toplam yorum
: 38
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 326
Kayıt tarihi
: 18.10.17
 
 

1963 yılında dünyaya geldim. 1985 yılında Atatürk Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster