Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Şubat '12

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
615
 

Kahvehane Kıraathane

Kahvehane Kıraathane
 

Kahvehane Kıraathane


“Gönül ne kahve ister ne kahvehane gönül muhabbet ister kahve bahane”...

Muhabbet kahvehanelerde daha bir güzel oluyordur mutlaka…

Kahve ile alakalı olarak kahvehane denilmiş. İstanbul’da ilk kahvehane 1554 yılında Halep’li Hâkim ve Suriye’li Şems namında iki şahıs tarafından açılmış. Kahvehanede açmışlar.

Birde kıraathane vardır. Kıraat arapça okumak anlamına geliyor, hane de bildiğimiz gibi ev olduğundan okuma yeri denilen kıraathane de çaylar içiliyor, kahveler içiliyor ve gazetelerr, dergiler okunuyormuş.

Düşününce, ne kadar çok şairler, yazarlar böyle kahvehanelerde oturmuşlar, kahvelerini içerken, ya da nargilelerini nefeslerken, akıllarına bizleri ruh ve bilgi zenginliğine götüren eserlerin temellerini atmışlardır.

Kahvehaneler bizden sonra Avrupa’da açılmaya başlamış. İlki 1645’de Venedik’te açılmış. 1650’de londra’da açılmış ve diğer ülkelerde de açılmaya başlamış.

Bir de kısa zamanda bir hayli fazla kahvehaneler açılmış. İlgi görmüş. Burada bir araya gelmek, sohbet etmek, arkadaşlarla buluşmak, tavla, santraç, değişik oyunlar oynamak yanında çaylarını, kahvelerini içmek erkeklere cazip galdiği içinde gün geçtikçe kahvehane kültürü daha bir yerleşir olmuş.

Ancak, Osmanlı geleneksel toplum kültürünü şekillendiren saray, medrese ve cami dışında,

“sivil” bir anlayışla ortaya çıkan kahvehane:

XVI. ve XVII. yüzyılların İstanbul’unda, pek sık rastlanmayan bir tepkiyle karşılaştı.

‘Miskinlerin buluşma mekânı ve fitne yuvası’

Olarak görülen kahvehane, başta iktidar olmak üzere toplumun çeşitli kesimlerinin tepkisini çekti.

1567 yılında başta Suriçi İstanbul olmak üzere İstanbul’daki bütün kahvehaneler kapatıldı.

Hatta IV. Murat, bu gerekçelerle kahvehaneleri top yekûn kapatmaya yönelik şiddetli ve kapsamlı girişimlerde bulundu.

Sadece Eyüp ve çevresinde 120 kahvehane kapatıldı.

XVI. yüzyılın ikinci yarısında ve XVII. yüzyılın ilk yarısında ‘tehlikeli yerler’ olarak görülen kahvehaneler ‘külliyen’ kapatılımış.

XVII. yüzyılın ortalarından itibaren otorite, ‘tehlikeyi’ önlemek için toptan kapatmak ve yıkmak yerine, diğerlerine ‘ibret olsun’ babında tek - tek bazı kahvehaneleri kapatarak bir tür yıldırma siyaseti takip etti.

Ancak kahvehanelerin sayısı günden güne artmaya devam etti.

Kanuni Sultan Süleyman’ın hükümdarlığının son dönemlerinde İstanbul’da 50 kahvehane bulunduğu belirtilirken, bu sayı, XVI. yüzyılın sonunda altı yüze ulaştı.

XIX. yüzyılın başlarında ise 2.500’lere kadar çıktı.

Hem sayı olarak, hem de itibar olarak kahvehanelerin önemi arttı.

Kahvehane zaman içerisinde mevcut kültürel ve toplumsal hayatın içerisine dâhil olmayı başardı.

Kültürün üretildiği ve tüketildiği bir mekân haline geldi.

Birçok değişikliklere uğrayarak hayatiyetini devam ettirdi.

Her ne kadar sadece erkek sosyalliğini barındırsa da Osmanlı şehrindeki kamusal yaşamın önemli bir kısmını oluşturdu.

İlk başlarda marjinal bir yenilik olarak görülen kahvehane, çok geçmeden normalleşti ve toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayan merkezî bir konuma geldi.(alıntı)

Şimdi artık kadınların da kahveleri var. Kadınların da gittikleri, okey, tavla oynadıkları, çaylarını, kahvelerini içtikleri sohbet ettikleri kahvehaneler var. Bazı kahvehanelerde kadınlarla, erkekler birlikte okey oynayabiliyorlar, sohbet edebiliyorlar.

“Gönül ne kahve ister ne kahvehane gönül muhabbet ister kahve bahane”...

Ne kadar doğru değil mi? Bazen muhabbet etmek bir araya gelmek, keyifli oluyor.

Burada söylemeden edemeyeceğim bir iki sözüm olacak. Bütün bu güzellikeri anlatırken:

Akşamları evlerinde eşi ve çocukları ile vakit geçirmeyen, akşam yemeğinden sonra işe gider gibi kahveye giden,

Bazende kendi aralarında para ile okey oynayan,

Ya da gecenin çok geç saatlerine kadar oralarda vakit geçiren, çocuklarına zaman ayırmayan erkeklerimiz içinde aynı hoşluktan söz etmek doğru olmaz.

Karar denilen bi şey vardır.

Her şeyin fazlası zararlıdır.

Kıraathanelerde buluşmak üzere…

 

Nazan Şara Şatana

 

http://www.facebook.com/#!/profile.php?id=100002892442552

 

https://twitter.com/#!/nazansarasatana

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1079
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 2032
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Nazan Şara Şatana (d. 1957, İstanbul), Türk yazar. Eğitim hayatından sonra; Günaydın Gazetesi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster