Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Haziran '07

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
2551
 

Kıbrıs adası ile Anadolu yarımadası arasındaki siyasi ilişkinin tarihsel bir analizi

Kıbrıs adası ile Anadolu yarımadası arasındaki siyasi ilişkinin tarihsel bir analizi
 

İÇİNDEKİLER

1. Giriş

2. Kıbrıs Adası’nın Jeopolitik Konumunun ve Kontrolünün Öneminin Değerlendirilmesi

2.1. Global Güç İngiltere’nin Sahneye Çıkışı ve Kıbrıs Adası’nın Önemi

2.2. Bölgesel Güç Olarak Yunanistan’ın Sahneye Çıkışı - Sevr Antlaşmasında, Kurtuluş Savaşı Sürecinde ve Lozan Antlaşmasında Kıbrıs

2.3 İngiliz Sömürge İdaresi Dönemi - İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş Dönemi - Türk Tezinde ve Londra-Zürih Antlaşmalarında Kıbrıs Adası

2.4 1960 Anayasası ile Kurulan Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyetinin Tıkanması ile Türkiye’nin Müdahalesine Giden Süreç ve Jeopolitik Nedenleri ve Sonuçları

2.5 Kıbrıs - Avrupa Birliği İlişkileri

2.6. Kıbrıs Adasının Avrupa Birliği - ABD Açısından Önemi ve Yeniden “Çözüm” Çabaları

3. Değerlendirme ve Sonuç

1. Giriş

Kıbrıs Adası tarihin ilk dönemlerinden itibaren jeopolitik önemine esir olmuştur. Otonom bir yönetime sahip olduğu kısa sayılabilecek bir dönem dışında özellikle emperyalizm çağından itibaren bölgede etkinlik sağlayan güçlerin kontrolü altında olmuştur. Bu nedenle coğrafi anlamda adeta uzantısı olduğu Anadolu ve Mezopotamya’ya sahip olan güçlerin gözü her zaman Kıbrıs Adası’nın üzerinde olmuştur. Böyle değerlendirildiğinde Anadolu’da kurulup genişleyen Osmanlı İmparatorluğu ve onun küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti için Kıbrıs Adası her dönemde adeta kader birliği etmişcesine kritik önemde olmuştur.

Bu çalışmada Kıbrıs Adasının, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu için içerdiği jeopolitik önem çerçevesinde Anadolu Yarımadası (Anadolu) ile olan siyasi ilişkisi tarihsel bir perspektifte değerlendirilerek bazı saptamalar ortaya atılmış ve bu saptamaları doğrulayan tarihi bulgular analitik olarak ortaya konulmaya çalışılarak bu doğrultuda konu ile ilgili son gelişmeler geleceğe dönük olarak yorumlanmıştır.

2. Kıbrıs Adası’nın Jeopolitik Konumunun ve Kontrolünün Öneminin Değerlendirilmesi

Bu bölümde Kıbrıs Adasının Doğu Akdeniz ve Ortadoğuda gerek bölge ülkeleri, gerekse bölgede etkin olmak isteyecek global güç açısından önemine yönelik saptamalar tarihsel olgularla desteklenmeye çalışılacaktır.

Saptama I: Kıbrıs Adası Doğu Akdeniz’de ve Ortadoğuda jeopolitik bir öneme sahiptir.

Jeopolitik kavramı; coğrafi politika, coğrafyaya dayanan politika ya da coğrafyanın yön verdiği politika olarak açıklanmaktadır(Kuloğlu 2004). Bir başka tanıma göre ise jeopolitik, “coğrafi bölgenin ve tarihi gelişmelerin etkisi altında değişen siyasi hayat şeklinin (yani devletin) üzerinde yaşadığı yer ile münasebetidir.”(1)

Bu açıdan değerlendirildiğinde Kıbrıs Adası coğrafi konumu nedeniyle gerek Doğu Akdeniz’e, gerekse dünyada üretilebilir petrol rezervlerinin %65’ini barındıran bölgeyi de kapsayan Ortadoğu’ya giden yolları kontrol eden bağlantısız bir liman ve üs niteliğine sahiptir. Yüzölçümü 9283 km2 olan Adanın, bölgenin önemli merkezlerinden olan uzaklığı bu önemini ortaya koymaktadır. Adanın:

- 100 km alanında bulunan merkezler; Türkiye ve Suriye sahilleri.

- 300 km alanında bulunan merkezler; Mersin, Şam, Beyrut, Hayfa.

- 400 km alanında bulunan merkezler; Antalya, İskenderiye, Amman.

- 600 - 700 km alanında bulunan merkezler; Ankara, Girit Adası, İstanbul, Irak, S. Arabistan.

Coğrafi konumu ve adaya olan uzaklıklar dikkate alındığında Kıbrıs Adası’nın Türkiye, Suriye, Mısır ve İsrail’in güvenliği açısından önemi gözardı edilemez boyuttadır. Ayrıca, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da etkin olmak isteyen global bir güç için de Kıbrıs Adası vazgeçilmez önemdedir.

Saptama II: Kıbrıs Adası, Anadolu’ya ve/veya Mezopotamya’ya hakim olan bölgesel gücün, bu gücün olmadığı ya da zayıfladığı dönemlerde ise bölgede çıkarı olan global gücün egemenliğinde ve/veya kontrolünde olmuştur.

İnsanlığın tarihine damgasını vuran iki olguyu tarım ve endüstrinin bulunuşu olarak niteleyen Sander’e göre uygarlıklar, tarım insan yaşamında başat geçim kaynağını oluşturduğu sürece yerel ya da çeşitli coğrafi bölgelerle sınırlı kalmış, endüstrinin ilkel biçimiyle olsa da başlamasıyla birlikte genişlemiş, modern teknolojinin ortaya çıkmasıyla evrensel ya da global bir nitelik kazanmıştır(Sander 1989 : 6)

(1) Armağan Kuloğlu C. Houshofer’den aktarıyor.

Kıbrıs tarihi incelendiğinde adanın sürekli otonom (kendi kendini idare eder) bir yönetime MÖ 107-83 ile MS 1192-1489 arası dönemler haricinde kavuşamadığı görülmektedir. Son 3500 yıllık tarih diliminde adayı egemenliği altında bulunduran güçler insanlığın gelişimine ilişkin yukarıda belirtilen ayırıma göre aşağıdaki gibi sıralanabilir:

1. Tarıma Dayalı Bölgesel İmparatorluklar Dönemi (925 Yıllık Süreç);

- MÖ 1450 - 1320 Mısırlılar

- MÖ 1320 - 1375 Hititler

- MÖ 1375 - 1000 Mısırlılar

- MÖ1000-709 Fenikeliler ve Fenikeliler Kontrolünde - Grekler (Yunanistan’dan Göç ile)

- MÖ 709 - 569 Asurlular

- MÖ 569 - 525 Mısırlılar

2. Uygarlıkların Giderek Global Bir Nitelik Kazandıkları Dönem (959 Yıllık Süreç)

- MÖ 525 - 333 Persler

- MÖ 333 - 107 Makedonlar (İskender’in Hükümranlığı)

- MÖ 107 - 83 Kıbrıslılar

- MÖ 83 - MS 395 Roma İmparatorluğu

- 395 - 1184 Bizans İmparatorluğu

- 1184 - 1192 Haçlı Seferleri Dönemi (İngiliz Kralı Arslan Yürekli Rişar Hükümranlığı)

- 1192 - 1484 Luzinyan Hanedanı (Yerel)

3. Global Dünyaya Geçiş ve Avrupa’nın Dünya Egemenliğini Sağlaması Dönemi (Son 520 Yıllık Süreç)

- 1484 - 1571 Venediklilerin İdaresi

- 1571 - 1878 Osmanlı İmparatorluğu

- 1878 - 1914 Antlaşma ile Geçici Olarak İngiltere’nin İdaresi

- 1914 - 1923 İngilterenin İlhakı

- 1923 - 1960 İngiliz Sömürge Dönemi


- 1960 -1974 Kıbrıs Cumhuriyeti (1959 Zürih, Londra ve 1960 Lefkoşa Antlaşmaları ile kurulan ve 15 Temmuz 1974 Darbesi ile kaldırılan)

- 1975 - Türkiye’nin Müdahalesi ve sonrasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin İlanı

Yukarıda değinilen Saptama II’ nin desteklenmesine yönelik bulguların analizinde temel olarak “Global Dünyaya Geçiş ve Avrupa’nın Dünya Egemenliğini Sağlaması” olarak nitelenen dönem esas alınacaktır. Bu dönem etkin olduğu coğrafyada denizlere sürekli hakimiyet sağlayamayan karasal bir güç olan Osmanlı İmparatorluğu’nun gücünün ve sınırlarının doruğa ve dolayısıyla sonuna dayandığı, aynı zamanda ise, Batının (Avrupa ve sonrasında Kuzey Amerika) ekonomik, sosyal ve kültürel dönüşümünü tamamlayarak dünya egemenliğini ele geçirdiği dönemdir.

Kıbrıs adasına hakim olan güç Saptamada I’de belirtilen nedenle her devirde Akdenizdeki ulaşımı, ticareti ve güvenliği etkileme olanağına da kavuşmuştur. Nitekim adaya MS 1192-1489 arası dönemde hakim olan Luzinyan (Lusignan) Hanedanı döneminde (Fikret Alasya’dan aktaran)(2) Kökdemir’e göre ...Kıbrıs donanması Anadolu ve Suriye sahillerini mütemadiyen tahdit ediyordu. Hatta bir aralık Kıbrıs Kralı Piyer zamanında 1366 da İskenderiye bile az bir zaman için işgal olunmuş ve bu cür’et Kıbrıs adası, Kıbrıs sahillerinde yerleşmiş olan Venedik ve Memlükleri telaşa düşürmüştü (Kökdemir 1957: 12). Bu dönemin sonlarına doğru dışarıdan saldırılarla hanedanın egemenliği zayıflarken bir taraftan da Venediklilerin Kıbrıs’a müdahaleleri başlamış ve sonunda 1489’da ada Venedik idaresi altına girmiştir.

(2) Fikret Alasya, Kıbrıs Tarihi, Lefkoşa, 1939.

Benzer şekilde Kıbrıs’ın Türkler tarafından fethinin nedenlerini belirtirken Kökdemir (1957) , Ragıp Hulusi Özmen’in çevirisi ile Herbert Adams Gibbons’tan şu aktarmayı yapmıştır: “Kıbrıslılar 14. Asır müddetince Anadolunun cenup kısımlarında kuvvetli bir tesir icra etmişlerdir. Gördüğümüz vehiçle, Adalya’yı (Antalya) birkaç sene ellerinde bulundurmuşlardı. 1360 da cenubi Anadolu beylerinin aralarında birbirlerine karşı o kadar tefrika ve husumet vardır ki Osmanlılardan ziyade korktukları Karamanlılara karşı Kıbrıs’ın muavenetine o derece muhtaçtılar ki, bir çok seneler haraçgüzar oldular” (Kökdemir 1957: 32). Buradan da anlaşıldığı üzere Anadolu’da birliğin olmadığı dönemlerde güçlü bir Kıbrıs Güney Anadolu’da etkili olabilmiş hatta bu bölgeleri haraca bağlayabilmiştir. Ayrıca yukarıda belirtildiği gibi Antalya Kenti 1361-1373 yılları arasında Kıbrıs Hıristiyan Krallığı’nca yönetilmiştir (Pitcher 2001: 59). Yine İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın bir çalışmasından aktaran Kökdemir, Kıbrıs adasının Osmanlı’larca fetih nedeni olarak “Akdeniz’in doğu kısmını tamamen kucaklayan Anadolu ve Suriye ile, Afrika’nın şimaline hakim Osmanlı İmparatorluğu’nun bu sahiller arasında sefer eden ticaret gemilerine, Kıbrıs adasını bir üs olarak kullanan Venedik korsanlarının saldırmakta devam etmeleri” ne gönderme yapmıştır(Kökdemir 1957: 32).

Venedik egemenliğinin son döneminde Kıbrıs ile Anadolu arasında zaman zaman gemiler gidip gelmekle birlikte ada Anadolu ile sıkı bir ticari ilişki içinde bulunmamaktadır. Ancak fetihten sonra durum değişmiştir. Hem Suriye hem de Anadolu uzun süredir Osmanlı toprakları içinde bulunduğundan, Payas, Trablusşam (Suriye) ve Anadolu’dan asker, göçmen ve ihtiyaç maddesi getirilebiliyordu. Askeri açıdan Kıbrıs İstanbul’a “köşegen yol” olarak bilinen anayol ile bağlıdır(Faroqhi 2000: 106-107).

Osmanlı’larca fethinden önce 1489’dan sonra Kıbrıs’ı elinde bulunduran Venedik’liler, 1517’de Memluklara ödedikleri vergiyi, adaya karşılık olarak I. Selim’e (Yavuz) devretmeyi kabul ettiler (Pitcher 2001: 158). Bu padişahın torunu II. Selim döneminde gerçekleşen Kıbrıs’ın Osmanlı’larca ele geçirilmesi ise Temmuz 1570 ile Ağustos 1571 arasındaki yaklaşık bir yıllık sürede tamamlanmıştır (Kökdemir 1957: 49). Böylelikle 308 yıl Osmanlı egemenliğinin hüküm sürdüğü Kıbrıs Adasında bu dönem sükûnet dönemi olarak tanımlanmaktadır (Zia 1975: 8).

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 183
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1047
Kayıt tarihi
: 12.06.06
 
 

Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F mezunuyum. Yüksek Lisans diplomalarımı G.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü'nd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster