Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Haziran '07

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1160
 

Tarihimizle övünmek

Tarihimizle övünmek
 

Fatih Sultan Mehmet, 29 Mayıs 1453 tarihinde Topkapı surlarından Doğu Roma İmparatorluğu topraklarına girmiştir. Bu sırada İ.S. 329 yılında ikiye bölünen ve 1453 yılında milyonlarca kilometrelik alandan bugün Suriçi bölge dediğimiz yerde sıkışmış kalmış Doğu Roma İmparatorluğu, en iddialı rakkama göre 60 bin nüfusa sahiptir. Osmanlı Devleti'nin yalnızca sur çevresinde bulunan ordusu ise yaklaşık 300 bin kişidir.

Sultan Mehmet'in, Osmanlı'da bir gelenek olan, savaşa başlamadan önceki "Teslim olun canınıza, malınıza dokunulmayacaktır" önerisini Doğu Roma İmparatoru Konstantin kabul etmemiştir. Böylece çok kez ele geçirilmek için kuşatılan İstanbul şehri bir kez daha kuşatılmıştır.

Her kuşatmada çok korunaklı İstanbul surları şehrin ele geçirilmesini önlemişti. Bu kez ellidört gün dayanabilmişti. Girilimez denilen ve girilemezse İstanbul ele geçirilemez denilen Haliç'e Osmanlı orduları girmiştir. Doğu Roma İmparatoru Konstantin'in kahramanca savunduğu İmparatorluğu bu tarihte yıkılmış, Konstantin de bu savaşta ölmüştür..

Doğu Roma İmparatorluğu çok imparator görmüştür. Kaderin cilvesine bakın ki; Konstantin'in kurduğu İmparatorluk, yine bir Konstantin zamanında yıkılmıştır.
Ellidört gün süren kuşatma ve savaş sonunda Sultan Mehmet İstanbul'a Topkapı surlarından girmiştir. At üzerinde ilerlerken yüzyıllardır atalarının bir düşünü gerçekleştirmenin onurunu yaşamıştır.

Sultan Mehmet, yol boyunca su kemerlerini, kiliseleri, anıtsal dikilitaşları görerek, adını çok duyduğu Ayasofya Kilisesi'ne gelmiştir. O gününün tarihyazıcıları, Sultan Mehmet'in bu yapıdan çok etkilendiğini ve içine girip ilk namazını kıldığını yazarlar.
Ayasofya'nın hemen arkasında Aya İrini kilisesi vardır. Çevresinde ise Doğu Roma İmparatorluğu'nun Büyük Saray'ı. Ancak, Büyük Saray eski şatafatlı günlerinde değildir. Çünkü Dördüncü Haçlı Seferine çıkan Latinler İstanbul'u yaklaşık elli yıl işgal etmişler ve yağmalayıp, yıkmışlardır.

Sultan Mehmet İstanbul'u aldıktan sonra "Fatih" ünvanına kavuşmuş ve artık tarihe Fatih Sultan Mehmet olarak geçmiştir.

Fatih, İstanbul'u başkent yaptığında ilk sarayını bugün İstanbul Üniversitesi bulunan Beyazıt'ta yaptırmıştır. Burada 15 yıl kadar oturan Fatih, daha sonra Yeni Saray olarak adlandırılan ve bugün, kapısında topların bulunduğu için halk tarafından Topkapı Sarayı olarak adlandırılan saraya taşınmıştır. Bu Saray'da değişik dönemlerdeki eklemelerle günümüze kadar gelmiştir.

1453 yılı Türk-İslam ve dünya uygarlığı için önemlidir. Çünkü, Ortodoks aleminin önemli bir kalesi çökertilmiştir. Bununla beraber İslâm dünyasının itibarı ve güveni artmıştır. Ancak, fetihten sonraki üçgünlük kenti yağmalama izni ne yazık ki çok kötüye kullanılmıştır. Osmanlı'nın kin dolu askerleri çok değerli el yazması eserleri, birçok sanat eserini, ikonaları ve kiliseye ait başka değerleri eserleri yoketmişlerdir. Yine bu fetihten sonra ilginç olan Osmanlı Devleti'nin 150 yıllık tarihine imzasını atmış olan Çandarlı ailesinden Halil Paşa'nın, Fatih tarafından idam edilmesidir. Böylece Türk soyundan gelen Çandarlı ailesi saltanatına son verilmiştir.

Osmanlı savaş geleneklerine göre, fetihten sonra üç gün "ganimet toplama" izni veriliyordu. İstanbul'un fethinden sonra da bu izin verilmişse de, Fatih'in bir çok olaya el koyduğu ve daha fazla yıkıma izin vermediği söylenir. Nitekim bir çok yapıyı korumak için kiliseleri cami yapma hareketi başlatılmıştır. Ayasofya camiye çevrilmiştir. Sergois Baküs kilisesi Küçük Ayasofya; Aya Yani Stüdyon kilisesi İmrahor Camisi; Hora Kilisesi Kariye Camisi; Aya Andra kilisesi Kocamustafapaşa Camisi; Teotokos kilisesi Kalenderhane Camisi; Aya Filyos kilisesi Fethiye Camisi gibi isimler takılarak yaşatılmıştır.

Ama daha da önemlisi, bugünkü Topkapı Sarayı'nın yapımı sırasında, saray avlusunun biraz dışında bırakılan Ayasoyfa ve Aya İrini kiliselerine dokunulmamasıdır.

Doğal afetler dışında Fatih Sultan Mehmet döneminden başlayarak Osmanlı'nın son padişahına kadar hiç bir dönemde Roma ya da Doğu Roma (Bizans) eseri yıktırılmamıştır. Yıktırılmamış üstelik yıkılmaması için onarımlar yapılmıştır.
Bunlar neyin ifadesidir?

Bunlar Osmanlı'nın uygarlığının ifadesidir. Yaşadıkları zaman içinde yaşayan dünya dillerinden en az üçünü bilen; her biri bir sanatkâr olan Osmanlı padişahlarından da bu beklenmez miydi?

Neden bunları küçümsüyorsunuz? Bugün bile "çağdaş" dediğimiz "süper" dediğimiz ülkeler işgal ettikleri ülkelerin tarihi eserlerini bombalayıp, yağma etmiyorlar mı? Afganistan'da mollalar Buda heykellerini yıkmıyor mu? Sırplar, Bosna'nın Osmanlı yapılarını bombalamıyor mı?

Özellikle kuruluşunun 700. yılından sonra başlayan Osmanlı'yı yeniden keşfetme yolculuğunda gerçekleri görelim. Tarihte kalmış bir Osmanlı Devleti uygarlığını okuyalım. Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin bir bireyi olarak tarihimizden övünmekten korkmayalım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 681
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3212
Kayıt tarihi
: 26.05.07
 
 

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdum. Bir daha da Kadıköy'den ayrılmadım. İstanbul Üniversitesi, Ede..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster