Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ağustos '14

 
Kategori
Kimya
Okunma Sayısı
533
 

Kimyanın bahtsız çocuğu: kolesterol

Kimyanın bahtsız çocuğu: kolesterol
 

Hani bazı insanlar vardır, ne yapsa olmaz, ne dese kimseyi mutlu edemez.

Bir çeşit şanssız olma durumu yani. Bilimin, açıklayamayacağı türden.

Kolesterol içinde, aynen böyle bir tablo geçerlidir.

Sanki yaşam karşıtı, tanımlı bir düşman gibi görülmektedir.

Adeta ölüm lehine çalışan bir tetikçi gibi algılanan, başka bir kimyasal bileşik de yoktur.

Geçmiş dönemlerde cellatların toplum dışına itilmesi gibi, kolesterolde adeta canlılığın dışına itilmiş, varlığı kusur, yaptığı her fonksiyon suç kabul edilmiştir.

Gerçekte doğrudan kolesterole yüklenebilecek bir suç yoktur ve sanıldığı gibi ölüm adına çalışan bir tetikçi filan da değildir.

Kendi yaşama biçimindeki sorunlardan kolesterolü sorumlu tutarak, bilimsel bir bahanenin ardına sığınan modern insanın, bir çeşit günah keçisi konumunda, vücuttaki binlerce bileşikten biridir.

Sadece rolü biraz daha büyük bir oyuncudur, o kadar.

Bugün kolesterolle ilgili sohbet edelim ve kolesterolü daha iyi anlamak adına bazı kavramları da mümkün olduğunca öğrenelim istiyorum.

KOLESTEROLÜN TANIMI

Kolesterol, insan ve hayvanların, bazı dokularında bulunan, lipit ana grubundan sterol yapısında bir bileşiktir.

İlk defa 1754'te safra taşlarında kolesterol bulunduğu için bu maddenin ismi Yunanca chole- (safra) ve steros (katı) sözcükleri ile kimyadaki -ol ekinden türetilmiştir.

Sterol yapısına bitkilerde bazı bileşiklerde rastlansa da, birebir kolesterol yapısı bitkilerde bulunmaz.

Kolesterol bitkilerde bulunmayan bir bileşiktir.

KOLESTEROLÜN KİMYASAL YAPISI

Kolesterol kimyasal olarak oldukça büyük, halkalı yapılar içeren bir bileşiktir.

(Formül: C27H46O, Molar kütle: 386,65 g/mol, IUPAC Kimliği: (3ß)-?cholest-?5-?en-?3-?ol, Erime noktası: 148 °C, Yoğunluk: 1,05 g/cm³, Kaynama noktası: 360 °C )

Tatsız, kokusuz, beyaz kristaller halindedir.

Kanda serbest ve ester halinde bulunur.

KOLESTEROLÜN FONKSİYONLARI

Kolesterol sanılanın aksine vücutta işlevi olmayan zararlı bir bileşik olmayıp, son derece önemli görevleri olan, olmazsa olmaz bileşiklerimizden biridir.

Kolesterol; vücuda sadece besinlerle girmeyip, biyosentezi yapılan bir bileşiktir.

Yapım ve yıkım reaksiyonları karaciğerde gerçekleşir.

Kolesterolün vücuttaki biyosentez hızı, dışarıdan besin yoluyla vücudumuza giren kolesterolün miktarından etkilenir.

Dışarıdan çok kolesterol girdisi varsa sentez kızı yavaşlar, tersi durumda ise artar.

Vücudumuzdaki en önemli görevi, hücre zarının temel bileşenlerinden biri olmasıdır.

Kolesterol olmasa, hücre zarları adeta erir ve dayanıklılığı azalır.

Kolesterol vücudumuzdaki yağların taşındığı Lipoprotein yapısınada girer.

En önemli işlevlerinden biri de, yağların sindiriminde çok önemli bileşikler olan safra asitlerinin öncül maddesi olması, yani bunların kolesterolden sentezlendiği gerçeğidir.

Diğer rollerinden biride; STEROİD YAPIDAKİ HORMONLARIN, YANİ KADIN VE ERKEKTEKİ CİNSİYETLE İLGİLİ; TESTOSTERON, ÖSTROJENİN, AYRICA KORTİZON GİBİ BAZI HORMONLARI VÜCUTTA KOLESTEROLDEN YAPILDIĞI GERÇEĞİDİR

Tüm steroid hormonlar, kolesterolden türetilen ve sadece yan zincirlerinin farklı olması ile ayırt edilen bileşiklerdir.

Vücut, kolesterolü kullanarak hormonlar (kortizol, üreme hormonları), D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini üretir.

Bütün bu bilgiler ışığında kolesterolün kötü şöhretine üzülmemek elde değil.

 

KOLESTEROLÜN AZ BİLİNEN ÖZELLİKLERİ

 

Bitkilerde bulunmayan kolesterol, bakteri toksinlerine, yılan zehirlerine, diğer hemoliz yapıcı kimyasal bileşiklere karşı antihemolitik etkiye sahiptir.

Yani dışarıdan gelen bu zehirlere karşı, kan hücrelerimizin şişerek patlaması olarak ifade edebileceğimiz hemolizi engeller ve sağlığımızı korur.

 

KOLESTEROL NEDEN KÖTÜ BİR ÜNE SAHİP!

 

Bunu anlamak için tatsızda olsa,ülkemizdeki ölüm nedenlerine bir göz atmamız lazım.

Türkiye İstatistik Kurumunun; Sayı: 15847, 16 Nisan 2013 tarihinde açıklanan sonuçlar, aşağıda verilmiştir.

Ölüme sebebiyet veren hastalıkların 2010, 2011 ve 2012 yılları oranlarına bakıldığında, en fazla ölüm nedeninin dolaşım sistemi hastalıkları olduğu görülmektedir.

2012 yılında ölümlerin %37,9’u dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklanmaktadır.

(2012 yılında ölüme sebep olan ilk altı hastalık grubu sırasıyla; %37,9 ile dolaşım sistemi hastalıkları, %21,1 ile kötü huylu tümörler (malign neoplazmlar), %9,7 ile solunum sistemi hastalıkları, %6,0 ile endokrin, beslenme ve metabolizmayla ilgili hastalıklar, %4,3 ile sinir sistemi ve duyu organları hastalıkları ve %4,1 ile dışsal yaralanma nedenleri ve zehirlenmeler olarak görülmektedir).

Dolaşım sistemi (veya kardiyovasküler sistem) oksijen ve diğer maddelerin, vücuttaki dolaşımını sağlayan organ sistemidir.

Dolaşım; tüm vücudu bir ağ gibi saran ve kılcal damarlar yardımıyla en uç noktalara kadar oksijen taşıyan bir sistem olarak düşünülebilir.

Bu sistemin doğru çalışabilmesi, sağlığımızın en önemli göstergesi olarak bilinir.

Damarlarımızın çeşitli sebeplerden elastikiyetini kaybetmesi ve zamanla tıpkı içi kurumla dolan, dumanı çıkaramayan bir soba borusu gibi atıklarla dolması, bu grup ölümlerin temel sebebini oluşturur.

Tıkanan damarlar, kan geçişine müsaade etmeyerek, oksijen taşınmasını gerçekleştiremez hale gelir. sonrasında da buna bağlı ölümler meydana gelir.

İŞTE TAM BU NOKTADA; ÇARMIHA GERİLECEK VE ÖLÜMÜN GETİRDİĞİ ACIYI TAHVİL EDECEK BİR BİLİMSEL SUÇLU ARANIR Kİ, ONUN ADI; KİMYANIN BAHTSIZ ÇOCUĞU KOLESTEROLDÜR.

Kolesterolün, çeşitli faktörlere bağlı olarak, damar içinde zamanla birikmesi, plakalar oluşturması ve bu şekilde damar çapını daralttığı doğrudur.

Ama bu sonuç; sadece kolesterolün var olması ile ilgili olamayacak kadar büyüktür.

Bu sonuca giden yolda, kişisel olarak değiştiremeyeceğimiz risk faktörleri vardır.

Bunlar; Yaş, cinsiyet, genetik faktörler ve etnik yapı ya da ırka bağlı sebeplerdir.

Öte yandan, değiştirebileceğimiz risk faktörleri de vardır:

Bunlar ise; Anormal kan lipit düzeyleri ( yüksek toplam kolesterol, yüksek LDL kolesterol, düşük HDL kolesterol) ve yüksek kan basıncı yani tansiyondur.

Doğrudan yaşam şeklimizle ile ilgili faktörleri değiştirmemiz mümkündür.

Bunlar nedir dersek?

Sigara, fiziksel hareketsizlik, şişmanlık, sağlıksız diyet ve belki çevresel faktörleri sayılabilir.

Bunlar bizim değiştirebileceğimiz, böylece yaşam süresi ve kalitesini iyileştirebileceğimiz faktörlerdir.

Aslında bu tablo kolesterole değil, doğrudan bize bağlı bir sonuçtur.

Sonuç da kimse ölümsüz değildir ve ölümle sonlanacak bir yaşamın parçası olduğumuz da nettir.

Bu süreci doğru yaşamaksa, bizim sorumluluk alanımız içindedir.

.......................

Üstünde durmak istediğim başka bir konu daha var.

Bu ölümcül tablo karşısında, kimse gerçek nedenleri görmek istemiyor ve tüm suç kolesterol üstüne kurgulanarak, olay tam bir kolesterol düşmanlığı kampanyasına dönüştürülüyor.

Bu en az ölümlerle ilgili tablo kadar kötü sonuçlar doğurabilecek bir durumdur.

Örnek verecek olursak;

Bir dönem yumurta, içinde kolesterol olduğu gerekçesi ile lanetli bir besin gibi lanse edildi. 

Yumurtada, kolesterol olduğu doğrudur ama öte yandan, kalbi krizlere karşı koruduğu bilinen lesitin diye bir bileşik olduğu ve lesitinin en önemli kaynağının yine yumurta olduğu da doğrudur.

Yumurta yenildiğinde, yumurtadaki kolesterolün çoğunun emilmeden atıldığı, lesitinin kolesterol emilimini azalttığı da doğrudur. Yani yumurta toplamda son derece faydalıdır.

Yine yumurtadaki kolin de vücut için çok önemlidir.

Yumurta yenmediği zaman, vücuda alınan lesitin ve kolin girdisi % 20 azalır ki bu da sakıncalı bir durumdur.

Yumurtada yüksek düzeyde bulunan Lesitin kolesterol metabolizmasını düzenleyici rol oynar. (Kolesterol emilimini önemli derecede düşürür)

Kolinde, özellikle sinir sistemi ile ilgili çok önemli bir bileşiktir.

Alzheimer vb. sinirsel hastalıklardaki hafıza kaybının, kolin eksikliğine bağlı olabileceği ileri süren çalışmalar vardır.

Buradaki kar zarar ilişkisine, doğru bakmak lazımdır sonuç olarak.

Yumurta bir örnektir ve bu örnekler çoğaltılabilir.

Konuyla ilgili olarak, paylaşmak istediğim,kendi bilgi, araştırma ve gözlemlerime dayalı bazı düşüncelerim de var.

Konuyla ilgili biraz tarama yapan herkes; içi sebze/meyve dolu kalp resimleri ile karşılaşır, tıpkı benim karşılaştığım gibi.

Verilen mesaj basittir.

KALP DOSTU; SEBZE/ MEYVELERİMİZ!

Sadece sebze meyve yiyerek kalp krizi, riskini azaltamayız. Tersine yanlış uygulanan bir çok diyette olduğu gibi, kalp kaslarımız hasar görürse bu olayı çabuklaştırırız.

O yüzden, hayvansal gıdalara duyulan bu gereksiz öfkeyi yenmek zorundayız.

Et, süt, yumurta, tereyağı ve neredeyse tüm hayvansal besinler, adeta aforoz edilmiş durumda.

Bu durumu, sorgulamak lazmdır. 

Mevcut tabloyu anlamakta, gerçekten çok büyük zorluk çekiyorum.

Neden mi?

İnsan kuru ağırlığının en büyük bileşeni proteindir. Her proteinin bir yaşam süresi vardır, yıkılır ve yenisi yapılır. Bu doğumdan ölüme dek süren bir döngüdür ki bu sayede önce büyür, sonra yavaşça değişerek yaşlanırız. Kalp kaslarımız da proteindir, hasarlandığında tamirleri için de yine protein yapılabilecek girdilere ihtiyaç vardır.

Proteinlerin asıl kaynağı ise, hem zengin içerikleri hem de daha yüksek biyoyararlanım oranları ile hayvansal besinlerdir.

Ortadaki denklem özetle şudur; biz protein ağırlıklı canlılar iken, karbonhidrat ağırlıklı, sebze ve meyveleri yiyerek nasıl yenilenir ve hayatta kalabiliriz? 

Bu sadece meyve/sebze parametreleri ile çözümsüz bir denklemdir.

Her besin grubunun gerektiği kadar tüketilmesi esastır.

Etin yerine mercimek, sütün yerine badem koymak, kesinlikle bilimsel de değildir,doğru da değildir.

Çünkü vücut neye tanımlıysa onla çalışacaktır. 

Doğada, sütün, yumurtanın, kırmızı etin karşılığı olabilecek kalitede, bir bitkisel ürün yoktur.

B 12 gibi sadece hayvansal gıdalarda olan çok önemli bileşiklerin,elde edileceği bitkisel kaynaklarda yoktur.

Konunun güncelliğinden hareketle, kolesterol düşürdüğü iddiasında olunan, hiçbir geçerli bilimsel veriye dayanmayan, çeşitli bitkisel önerilerde mevcuttur.

Bu ricari önerilerden uzak durmak, bizi aşan sağlık sorunlarının çözümünü hekimde aramak gerekir.

 

…………………….

 

Beslenme ve sağlık ilişkisi çok önemlidir.

Yediklerimiz doğrudan sağlığımızla ilgilidir.

Öncelikle kendi bedenimizi, bir atık, bir çöp ev durumuna düşürmeme bilincine sahip olmamız gerekir.

Sigara, içki, şeker ve hazır gıdalardan uzak durmak, varsa fazla kilolarımızdan kurtulmak bir mecburiyettir.

 

Sağlıklı ve mutlu yaşamın anahtarı, sadece ve sadece sizdedir.

 

Saygılarımla.

 

Prof. Dr. Nazan Apaydın Demir

07.08.14

Muğla

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 130
Toplam yorum
: 56
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1261
Kayıt tarihi
: 08.04.14
 
 

Muğla Üniversitesinde Prof. Dr. olarak çalışmaktayım. Kozmetik Ürünler Uygulama ve Araştırma Merkez..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster