Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ekim '13

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
9866
 

Kişisel Gelişim: Doğrucu Davud olmak!

Kişisel Gelişim: Doğrucu Davud olmak!
 

infethiye.net


Ben bu yazıları kimin için yazıyorum. Benim hesabıma göre, üniversite son sınıfta olan; belki de üniversiteyi bitirmiş, hayata atılma, insanları tanıma evresinde olan genç arkadaşlar için yazmak istedim. Doğru mu?

Hiç kimsenin öğüt almaya hazır olmadığını çok iyi biliyorum. Herkes şu veya bu şekilde öğüt vermeye hazırdır da , almaya gelince.. “Hayır!”  . Çünkü herkes en büyük aklın kendisinde olduğunu inanır.

Ama olsun; bir iki arkadaşımız gelir belki buraya takılır ; yazıyı okuyup; düşünmeye başlar. Bir şiir, bir yazı bazen insanı alır,  ta nerelere kadar götürür.  Yani insan bir yazıdan kalkar gider, başka bir dağın eteğine konar ve orada işittiği bir darbı mesel aklına gelebilir.

Doğrucu Davut hikâyesine gelince… “Farklı rivayetler var elbette… Ancak, en meşhur olanı ve hoşuma gideni şu: Padişahın birinin Doğrucu Davut adında bir veziri var imiş… Padişah bir gün savaş hazırlıkları yaparken sormuş “Davut ne dersin, bu savaşı kazanabilir miyiz?” Doğrucu Davut bakmış bu işin sonu iyi görünmüyor… “Padişahım gelin bu savaştan vazgeçin, şu şu sebeplerden dolayı kaybederiz…” Padişah bu ya, “Bre Davut sen nasıl benim irademe karşı gelirsin… Atın derhal zindana” demiş… Padişah savaşa gitmiş ve kaybetmiş, ama Davut hala zindanda… Aradan altı ay geçmiş, yine bir savaş durumu olmuş…  “çağırın şu Davut?u soralım bakalım bu defa ne diyecek” demiş… Davut huzura gelince, padişah “Söyle bakalım Davut yine bir savaş durumu var, bu defa ne diyeceksin?” Davut savaşla ilgili şartları şöyle bir gözden geçirmiş ve “Padişahım siz en iyisi beni zindana geri gönderin” demiş… çünkü, Davut yine doğruyu söyleyecek ve yine zindana gönderilecek zaten…

Doğrucu Davutun gerçek hikâyesi bu… Doğrularla yaşadıktan sonra, zindanlar Davutlar için muhteşem saraylar gibidirler…” (M.Akif Çukurçayır; yenimeram.com) 

Çünkü, Doğrucu Davutlar esen rüzgara göre yön değiştirmezler.

Bazen, hikayelerdeki örnekler, doğrudan doğruya hayatta da karşımıza çıkıyor.

Biliyorsunuz: BİNGÖL M Tipi Kapalı İnfaz Kurumu’nda yaklaşık 100 metre tünel kazan 14’ü hükümlü 4’ü tutuklu 18 PKK’lı firar etti.(hürriyet.13.Eylül.13)

Arkasından firarın öyküsü yayınlandı. Çok ilginç..

“BİNGÖL M Tipi Kapalı İnfaz Kurumu’nun infaz memurlarından M.Y., geçtiğimiz aylarda TBMM’ye dilekçeyle başvurarak kurum hakkında soruşturma açılmasını istedi. M.Y. dilekçesinde kurum müdürünün PKK-KCK mahkûmlarından korktuğu için mevzuatı uygulamadığını belirtti. Dilekçeyi işleme alan Komisyon, konuyu Adalet Bakanlığı’na sordu…” Neticede bir işleme gerek olmadığına karar veriliyor ve arkasından da bu firar olayı geliyor.

Adam bu olayın olacağını anlamış mı, anlamış…

İlgilileri hiçbir şeyden korkmadan uyarmış mı? Uyarmış… Yani Doğrucu Davud’luğunu yapmış…

Adamları sonunda dağda yakaladılar ama, Olaydaki M.Y’e ne oldu çok merak ediyorum… Ve okkanın altına gitmesinden kuşku duyuyorum. Adamı doğru söylemekten sürmesinler de!

İşte böyle … Bazı insanlar , “Dan…” diye , hiç de gerçeğin söylenilmesinin beklemediği bir yerde “Kral çıplak…” diye bağırırlar. Herkes de bunu bilir ama, söylemekten şu veya bu nedenle (çoğu kez kellem gidecek ..) diye söylemek istemezler.

Böyle insanlar, gerek aile terbiyesi : “Her zaman doğruyu söyleyeceksin… Hiçbir zaman yalan söylemiyeceksin…!” şartlandırmaları altında. Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, doğruyu söylerler. Bazıları da müthiş KORKARLAR!

Hangisi iyidir. Hiç düşünmeden, çekinmeden… “Her türlü şerait altında..” hiç çekinmeden , doğruyu bağırmak mı, yoksa evirip çevirip… Gerçeği, doğruyu , doğruluktan çıkarıp, karşıdakilerin isteklerine benzer bir duruma sokmak mı? Yani yalakalık yapmak mı?

Bu bir, bireysel ve toplumsal  “Aktöre” meselesidir. Bize nasıl öğretiyorlar: “Her zaman doğruyu söyleyeceksin…” mi diyorlar; yoksa :”Evladım, günün şartlarına göre hareket et; biraz siyasetçi ol (bu anlamda bu, biraz yalancı ol…demektir) . Bize öğretilen, kazandırılan ETİK hangisi. Biliyorum eskiler , mutlaka çocuklarına “Her zaman doğruyu söyle..!” demişlerdir. Ama bu günlerde artık bilemiyorum. Çünkü yalakalık o kadar moda; yalakalar o kadar muteber yerlerde ki … Değme gitsin.

İşte toplum biraz da böyle değişiyor. Kendi değerlerimizi böyle yitiriyoruz. Kapitalizm, dünya değerlerini ezbere benimseme, işte böyle davranış biçimlerini getiriyor. Yeni davranışın adı ne?

“Survive…” etmek… Yani , yaşamaya çalışmak, işten atılmamak… Patronların istediği kadar doğruları, onların istediği doğruları, onların istediği biçimde, söylemek… “Aman efendim… sepet efendim…” demek.

Bunlar biraz da “Global” ahlakın sonucu. Çünkü artık ulusçuluk yok; bu ülkenin insanlarının öz değerleri yok. İş hayatının kendi gerçekleri var!

“Doğrucu Davud” olmak mı, olmamak mı? Çünkü Doğrucu Davud’lar pek de sevilmezler ve onların toplumun içinde dimdik yaşayabilmeleri hiç de kolay değildir.

Hayatın gerçeklerini herkes biraz da kendisi yaşayarak öğrenecektir. Ona doğrudan “Şöyle ol..” demenin alemi yok. Bizim yapabileceğimiz sadece, dünyadan, çevreden bazı örnekler getirmek. Yoksa herkesin aklı var, fikri var. Keşke herkes kendi aklına göre davranabilse, onu kullanabilse… İşte asıl mesele orada. Memlekette  “akıl” kaldı mı

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ancak işte “herşey”, “aslında” son derece basittir, kolaydır. Ve evet işte karıştıran, karmaşıklaştıran ve zorlaştıran "insan"dır sadece. Çünkü şu “gerçeklikte”-işleyişte bir “yansıma” mevcuttur ve bundan dolayı da bir “paradoks”, paradoksal bir alan ve bir “kendilik” de oluşur insan ruhunda ve zihninde!! Yani insanın da, “aslında” bunu ve bunun “niye” olduğunu ve nasıl olduğunu-oluştuğunu anlatması ile, insanların da bunu kavrayabilmesindedir asıl da zorluk. Keza hayat da işte yine sırf bu nedenle zordur. Yazmak istediğim kitabımda da yada kimi yazı-yorum ve cevaplarımda da hep bunları zaten anlatıyor ve anlatmak istiyorum, insanların bunu “hemen ve anında” zaten kavrayamayacağını bile bile… AMA eninde sonunda bir ışık mutlaka onlarda da yanıverip o an geldiğinde de "aniden kavrayıvereceğini" de bile bile! bunun niyesini ve nasılını ve dolayısıyla asıl olanı ve olması ve bilinmesi “gerekeni” de kavramalarını sağlamaya çalışıyorum, “elimden geldiğince”... Tekrar selam ve saygılarımla.

Filiz Alev 
 01.11.2013 16:24
Cevap :
Sayın Filiz Hanım, kitabınızı merakla bekliyorum. Tabii insanlar bazen işleri fena halde karıştırırlar; bazen de çok basite indirgerler. Bu, o insanın yaşatılarına eşittir. Kişi ne biliyorsa, onu işler... Bu bilimin kendisinde de vardır. Bir kere kafa karıştıran ayrıntıları atacaksın. Meselenin esası nedir onu görmeye çalışacaksın. Ve sorunu tanımlanabilir hale getireceksin. Ondan sonra çözüme hazırsın. Ama çözüm yıllar alabilir! Saygılar efendim.   01.11.2013 22:59
 

Aslında sadece öteden beri uygulayageldiğim "doğru düşünebilmenin" sistematiğini aktardım. Hatta herkesin yapabileceği son derce basit bir akıl yürütmeyle soru- cevap şeklinde "doğru cevaba ulaşmanın yolunu-mantığını" sunmuş oldum. Malum,şu hayatta herşey yaptığımız bir "seçim"den ibarettir zaten. Asıl yaptığımız iş, birşeyi birşeylere "tercih" etmektir.Ve haliyle de en doğru tercihi yapmaya çalışırız, başarmak için, mutlu olmak için, yanılmamak için, zararLI olmamak, zararDA olmamak için. Ben de işte, zaten doğruluk-"doğrucu davutluk" lazımdır, bu doğrudur, bu yararlıdır sadece insana-insanlara ve "niye?", bunu açıkladım. Felsefe midir peki bu, bir anlamda belki ama bence asıl, çok daha temel, felsefeden de öte, daha "basic" (basit değil de ingilizcedeki basic, daha ana-daha gövde, hem sebep hem sonuç) bişeydir. Zira felsefe esasen arayıştır,o yüzden de girifttir, bense zaten "buluşu" yazdım:) "Erim"i, doğru sonuca varımı, bulunanı-ulaşılanı, çözümü, "çözümlemeyi" yazdım. Saygılarımla

Filiz Alev 
 30.10.2013 19:41
Cevap :
Doğru da , keşke gerçek hayatta her şey bu kadar basit olsa. Her şey siyah- ve beyaz gibi doğrudan olsa... Ne yazık ki , çoğu meselenin , bir çok yanları vardır ve insanoğlu bazen Siyah veya Beyaz diyemeden kalakalır... Çünkü bir bakarsın cisim GRİ'dir ; hadi bakalım Siyah de; hadi bakalım Beyaz ,de.. Olmaz. Yarı yarıya dolu olan bir bardağın DOLu mu- BOŞ mu olduğunu söylemek kolay değildir. Anlatmak gerekir. Çoğu kez de bu anlatım yetersiz kalır... Gibi şeyler de var dünyada Filiz Hanım ve bu durumlar oldukça fazla... Sağolun, açıklamalarınız için. Teşekkürler.Saygılar.  31.10.2013 3:52
 

Maalesef aklını kullanamayan insanlar yanlışları alışkanlık haline getiriyorlar ve üstelik bunu akıllılık da sayabiliyorlar.Oysa doğruluk mu muteberdir, yanlışlık mı muteberdir? Özü sözü doğru olacak insanın,yani doğrucu davut olacak,mecbur buna zaten ama bunu yapmak için "yürek" de istiyor tabii.Peki yüreklilik mi muteber-makbul, yüreksizlik mi? Yüreklilik tabii ki. Ancak işte elalemde yürek-akıl ve doğruluk olmayınca,evet,dediğiniz gibi doğrucu davutluk da "onlara göre" tu-ka-ka olmuş oluyor.Yani sebebi gene onlar. Sevmiyorlar,sevilmiyor doğrucu davutluk, neylemeli o halde? Ben karşımdaki gibi aynen kendimi de peki, doğru olduğumda mı severim, yanlış olduğumda mı? Doğru olduğumda severim. Peki insanın kendini sevmesi-sevebilmesi mi,yoksa başkalarının sevmesi mi daha önemli,daha elzem? İnsanın kendini sevebilmesi herzaman daha elzem,hatta şart ve evladır.O zaman yeterki ben kendimi seveyim, ben kendimi kutlayabileyim, kendimle onur duyabileyim de, varsın elalem beni sevmesin:) Sevgler

Filiz Alev 
 29.10.2013 8:26
Cevap :
Sağolun Filiz Hanım benim yazımdan hareket ederek, bayağı bir felsefe yapmışsınız "Doğrucu Davut" olmanın felsefesini. Bütün vatandaşlara sorsanız. %95'i belki de "Arkadaş ben hiç yalam söylemem.." der. Ama gerçek hayatta belki de %50'si hiç yalan söylememeye çalışır (Doğrucu Davut'lar) Ama gerisi... pek de emin değilim. Bazen hayat ne getirdiyse..! Galiba önemli olan, biz insan olarak "Doğrucu Davut" ları ve ötekileri ayırt edebiliyor muyuz? O bile kolay değil? Ne dersiniz.  29.10.2013 13:31
 

İnsan sosyal bir varlık olduğuna göre sözünü ettiğiniz unsurlardan etkilenmemesi mümkün değil fakat o etkilerden arta kalan da kendi ulaştığı öz doğrularıdır. O saatten sonra başkalarının doğruları ya da bize dayattığı ile yaşayacak halimiz yok. Yanlış yapsak da ceremesini çekecek olan biziz. O ceremelerdir ki bizi biz yapan en doğrumuza ulaştırır. Sonuç olarak sen de doğrusun hocam deyip işi bağlasak? :))

Ayrıntıda gezinmek 
 25.10.2013 23:42
Cevap :
Ama milletin çoğu kendi doğrularıyla yaşasa, amenna... Fakat hiç sanmıyorum!  26.10.2013 19:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 2579
Toplam yorum
: 10204
Toplam mesaj
: 237
Ort. okunma sayısı
: 759
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster