Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
414
 

Kuşlar yasına gider

Kuşlar yasına gider
 

‘İnsanlar araba tamir eder gibi çarçabuk tedavi edilmiyor, biliyorsun.
 
Karbüratör temizlemeye, hava filtresini değiştirmeye ya bujileri yenilemeye benzemiyor’ Kitaptan.
 
Alımlı çalımlı, güngüllü söz/sözcüğü iyi alımlayan laf ebesi okura, köşe bucak (ikinci el/korsan) kitap aratan Hasan Ali Toptaş’ın, yine ismiyle iç atmosfere denk düşmeyen ‘Kuşlar Yasına Gider’ son romanı.
 
Yazın diliyle sanat yapan herkese önerilecek bir roman yazan Toptaş, Anadolu’daki somut gerçeklere bağlı kalarak, anıları sezgi/duyguya yaslayıp zengin sözvarlığı, imgesel/düşsel anlatımla devinimi anlara indirgeyerek dile getirdiği kitabına, elinden geldiği kadar otobiyografik roman izlenimi vermeye çalışmış.
 
Rüyalarla başlayan roman kurgusuna atmosfer/iklim yaratırken anlatı, batıl itikat/söylencesel anlatılara bürünse de gerçekçilik duygusuna bağlı kaldığı söylenebilir. Rüya: ‘..İzzet dayımla karşılaştım. Allah sizi inandırsın, boyu hayattaki boyunun en az iki katıydı; sırtında kefeni.. ..yahu Bekir, ben Aziz eniştemi almaya geldim.. ..boşuna gelmişim ben, enişteyi daha hazırlamamışlar’ (s.147)
 
Çok katmanlı, döngüsel bir yapı ve serim, düğüm, çözüm katmanları oluşturmadan; ‘Babalar, alınlarımıza yazılmış’ kader der gibi (kentsel yaşamda bu kültür kalmadı) hasta babasını hastane hastane, doktor doktor gezdiren ‘roman yazarı’ (isimsiz) figürü yaratan Toptaş, yaşadığı Ankara’dan Denizli’ye arabasıyla giderken, yolun kenarında ‘orada beni bekliyormuş gibi at da aniden ortaya çıktı’ (s.78) ‘gövdesindeki oynaşan yaprak gölgeleriyle yine o sütkırı at çıktı bu hışırtıların içinden’ (s.91) Bu (fantastik gibi gelen) hayal ürünü anlatıyı 72, 78, 91, 98, 108, 110, 118, 178, 220 sayfalarında dile getirmiş. Bu anlatıların açıklamasını gelin birlikte yazarın kaleminden okuyalım: ‘hâlâ koşuyormuş gibi yelesi dalga dalga uçuyordu atın. ..Koşmaya kendi gövdesinin içinde devam ediyordu sanki. Kim bilir benim gözümde durmuştu da başka birinin gözünde koşuyordu o sırada; böyle olunca da iki hâl, zamanın yırtılan yerinden sızıp ister istemez birbirine karışıyordu. (s.179)
 
Sütkırı at ağartısı gördüğü gibi bir de, çocuk ağartısı görüyor. ‘o beyaz gömlekli çocuk’ (s.228) gibi, 98, 156, 154, 192, 228 sayfalarında küçük yaşta ölen Suat adlı kardeşini gördüğünü dile getirmiş.
 
Azrail’in sinek sıfatında (gibi) geldiğini, ‘..Derken yavaş yavaş aşağıya yürüdü sinek, hani babamın yanağında bazen bir çukur oluşurdu ya, işte geldi, geldi o çukurun içinde durdu ve olduğu yerde, birkaç kez kanat çırptı. ..o sırada sekerattaydı bacanak. O çukurda birkaç kere kanat çırpınca, babam kuş gibi, hafifçe teslim etti canını.’ (s.247) diye anlatım yapan Toptaş’a sormak gerekir.., kentte veya kırsal kesimde bu tür hurafe veya batıl inanışı olan kaldı mı? Şoför, yolun kenarında arabayla kilometrelerce hızla giderken, şahlanıp koşan sütkırı bir atı iki kere görse, doktora gider… Bu bir roman yazar ise psikiyatriste gider. Gerçekçi bir kurgu değil.
 
‘Altı ay sonra, bir ikindi vakti aradığımda yine annem açtı telefonu. Ne yapıyorsun anne, babam nasıl, diye sordum. Nasıl olsun oğlum, dedi; değişen bir şey yok, geçen gün anlattığım gibi işte.’ (s.89) ‘Altı ay sonra’ aradığı halde, ‘geçen gün’ demiş..? ‘o eşeklerin yemi var, suyu var, nalı var, mıhı var.’ (s.222) Hiç olmazsa gelişine beygir, deseydi/n.., nal takılırdı ayağına…
 
Katman/resim/bölümler arası gidiş gelişler yaparak heyecanı gıdıklamadan (merak: 10 üzerinden 6 puan)  masal anlatır gibi benöyküsel bir dille düzayak anlatım yapan Toptaş’ın, kurguya göre yarattığı atmosfer/iklim (10 üzerinden 10 p): ‘..aniden hıçkırmaya başladı babam. ..sesi dağlara gitti bu kez, kayalıkların bağrında yankılandı. Dağlar da hıçkırıyormuş gibi oldu birden.’ (s.234)
 
Küçük kız çocuğunu ‘n’olmuş bab, n’olmuş ha’ (s.53) diye konuşturduğu halde Denizlili, hiç olmazsa köylü dayılarından birini yöresel bir dille konuşturmayan Toptaş, tam karşılığı olmasa da Tanrısal anlatıma benzeyen farklı bir anlatım şekli denemiş (5 üzerinden 5 p) : Ölüm döşeğinde yatmakta olan babasının yanından sigara içmek için bahçeye çıkan ‘roman yazar’/anlatıcı, ‘İşte tam o sırada babam çıktı cümle kapısından, telaşlı bir yüzle, neredeyse koşarcasına bana doğru yürümeye başladı. Yıllardır yanında içtiğim halde, onu görünce ben elimdeki sigarayı sakladım hemen, dizlerimi bükerek, usulca taşın dibine bıraktım.’ (s.168)
 
…..
 
Evin önüne gelince, nicedir sigara içmediğim için, ben onun gerisinde kaldım. Bunu fark etmedi sanki babam, çevik adımlarla rampayı çıkıp eve girdi. Ben de bahçe kapısının önündeki taşın yanına gittim o içeri girince, usulca oturdum ve eğilip baktım. Taşın dibine bıraktığım sigara hâlâ yanıyordu.’ (s.174) Hz Muhammet’in Tanrı katına çıktığı andan dönüş anına kadar geçen onca süreden sonra, yatağın hâlâ sıcak oluşu gibi bir şey…
 
Televizyon dizilerini izlerken sıkça karşılaştığımız gibi.., sahiden vuruluyor/ölüyormuş gibi sonra bakıyoruz ki, rüyayıymış..! Bu teknikler, neden roman sanatında da kullanılmasın.
 
Otobiyografik roman yazmadıysa.., köylü bir ailedeki iki oğul ve eşin vefa/insanlık borçlarını ödemek ister gibi birbirlerine olan bağlılıklarını anlatan Toptaş’ın kitap içi eleştirisi (5 üzerinden 3 p): ‘kalemini ruhunun derinliklerinde tepinip duran cıvık ağızlı magazincinin’ (s.142) ‘Babamı hastanedeki tekerlekli sandalyelerden birine oturtup yine kum gibi insan kaynayan upuzun koridorlarda’ (s.82) Parmakla sayılacak kadar az.  
 
Belki biraz abartılı olacak ama; söylem yoksa, roman da yoktur, diye düşünür eleştirmen/okur… Toptaş’ın yaşama bakışı, söylemi (10 üzerinden 4 p): ‘büyük ihtiyaçların küçüldüğü, küçük ihtiyaçların büyüdüğü döneme yaşlılık’ (s.204) ‘Para eşektir zaten, başka nedir ki?’ (s.223)Yazarın güncelle bir sorunu yok gibi.., hiç dokunmamış..!?
 
Romanı alıp tek başına yukarılara taşıyan ‘kahraman’ yaratma gibi bir derdi olmayan Toptaş, köylü anne babayı da ‘roman yazarı’nın anlatısı gibi aynı üslupta konuşturmuş. Anne, ‘tepesine de ak saçlı bir leylek gibi tünemiş, pat pat pat diye çıktı geldi’ (s.55) Baba, ‘usûl var âdab var, denmiyor hâliyle.’ (s.10) ‘Körleme gidip pusuda bekleyen boynu kravatlı kurtlara kapılmaktansa illâki o profesörü bulalım’ (s.12)
 
‘sana aldatılmak yakışırdı zaten’ diyen babanın bu sözünü okura (bu söz, büyük resme giden kurgu yolunda ucu açık bırakılan bir imge/resim… kaç okur anlar?), Çin resmi gibi havada asılı bırakan Toptaş’ın, yazın diline işlevsellik katan ayrıntıları (10 üzerinden 10 p): ‘oturduğu yerden hareketlendi birden, ellerini görebileceğim bir şekilde, torpido gözünün üstüne doğru âdeta çırpınırcasına hızlı hızlı hareket ettirerek, buradan yavaş geç, buradan yavaş geç, dedi. Tecrübeli olduğu için onun radarı fark ettiğini düşündüm’ (s.75)
 
Babası Aziz’in başından geçenleri anlatırken bile alt anlatıcılar kullanmayan Toptaş, Kuşlar Yasına Gider’i yüzde 27.1 diyalogla yazmış. (20-35 arası 10 p) Roman için en ideal oran olarak düşünüldü.
 
Okuru sıkmama adına sayfada ortalama 7.6 paragraf yapmış. (5-8 arası 2 p)
 
Çağrışım gücü yüksek imgeler yaratmayı seven Toptaş’ın, alımlı çalımlı güzel sözleri (10 üzerinden 10 p): ‘üstadın sesi ve bağlaması ruhumun dağlarında, ovalarında ve koyaklarında saatlerce yankılandı’ (s.128) ‘dantel ipliğine benzeyen incecik sesle’ (s.123)
 
İktidara inat, romanını kutupluluktan uzak (7 üzerinden 2 p), İslam’a yakışan huzur, sevgi ve hoşgörü üzerine bir kurgulama yapan Toptaş, ‘Kuşlar Yasına Gider’i yüzde 10 yabancı sözcükle yazmış. (0-10 arası 20 p) Hasan Ali Toptaş’a yakışan bir oran.
 
Geleceğin romanını yazmak için, arayış içinde olduğu kanısına vardığım Toptaş, soru çengeline sayfada ortalama 1.2 kez yer vermiş. (3.6 p) ‘Azrail’i ak urbalar içinde gezen, ak sakallı biri mi sanıyorsunuz? Elinde ecel defteriyle bulutların arasından süzüle süzüle çıkıp gelir mi sanıyorsunuz?’ (s:231)
 
Alt kültürün anlamadığı imgesel/düşsel dile, bezayağı bir doku seçen* Toptaş, özgün yüzlü benzetmeyi sayfada ortalama 1.6 kez kullanmış. İyi bir oran. (6.4 p) (*- gelgitleri olan çok katmanlı, zor d/okunur bir kurgu olmalıydı. Ustaya o yakışırdı.)
 
Türkçe söz/sözcüğü, Türk d/ilinin bayrağı yapan Anadolu’nun aydınlık yüzlü çocuğu Toptaş, eğretilemeye sayfada ortalama 1.8 kez yer vermiş. Yüksekçe bir oran. (5.4 p) ‘acı biberdir el kapısı.’ (s.222) ‘Len Müslüman niye düşünüyorsun öyle’ (s.96)
 
‘heyecandan yerinde duramayan mavi gömlekli bir kuş olup hemen atın sırtına doğru uçtu dayım.’ (s.62) diye yazarak imgesel/düşsel anlatımla gerçekçiliğin sınırlarını zorlayan Toptaş, deyime sayfada ortalama 1.4 kez yer vermiş. Yüksekçe bir oran. (9.8 p) ‘yarım saat dil döktü ama Nuh dedi peygamber demedi.’ (s.23)
 
Halk diliyle edebiyat yapmasına karşın, sözvarlığı atasözünü kullanmayan Toptaş, betimlemeyi sayfada ortalama 11 satır kullanmış. (2.2 p) ‘hıh, hıh sesleri eşliğinde bin bir güçlükle eşiği aştı ve orada yüzünü kilimin nakışlarına gömüp soluklandı bir müddet. Ağzı, burnu ve o akıllı yeşilli elibelindelerle pıtrakların arasından kayboldu’ (s.125)
 
Cep telefonlarıyla görüşmelerinden iki binli yıllarını anlattığı izlenimi veren Toptaş, ruh çözümlemesine sayfada ortalama 0.2 kez yer vermiş. (0.6 p) ‘Kalbi elindeymiş gibi, inanılmaz bir şefkatle, tatlı tatlı dizini ovuşturdu yine.’ (s.11)
 
‘bir elinde bardak, bir elinde peçete, ne yapacağını bilmeden onun etrafında günlerce kelebek gibi dönen’ Anadolu kadınını, romanına kahraman yapan Toptaş, gülmeceyi sayfada ortalama 0.008 kez kullanmış. Oldukça düşük bir oran. (0.1 p)
 
Romanına, kendine özgü bir dil oluşturan Toptaş, bilinç akışı iç çözümlemeye sayfada ortalama 0.028 kez yer vermiş. (0.1 p) ‘rüzgârlı bir bıçak gibi sallayarak, dinime imanıma, bir minibüs daha alınırdı bu parayla, diye söylendi durdu.’ (s.36)
 
‘Roman bittiğinde kendimi işe yaramaz bulurum’ diyen Toptaş, imgeyi sayfada ortalama 0.8 kez kullanmış. (6.4 p) ‘arabada, dünya iki yanımızdan çeşitli renklere bürünmüş çeşitli görüntüler hâlinde, bulutlarla birlikte uğul uğul aktı durdu.’ (s.71) ‘Gözlerinin içi, yeşil yeşil titredi bakarken’ (s.152) ‘ruhunu ölen atından yana döndü’ (s.103)
 
Yöresel sözcükleri dipnot ile açıklamayan Toptaş, terime sayfada ortalama 3.6 kez yer vermiş. Yüksekçe bir oran. (10.8 p) ‘vesikalık fotoğraf çektiriyormuş havasından çıkarak’ (s.100) ‘çocukların cep telefonunu öyle ayarlamış’ (s.100)
 
Hayatı boyunca ailesine karşı sorumsuz davranan bir babaya gösterilen aşırı ilgi ve ‘roman yazarı’ figürünün ‘Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklar’ (s.194) demesi.., okura, kurguyla örtüşmüyor izlenimi verdirten Toptaş, bilinççakımına sayfada ortalama 0.016 kez yer vermiş. Düşükçe bir oran. (0.1 p)
 
Diğer roman yazarlarımıza göre beş altı yıl geç de olsa, ‘roman yazarı’ katarına katılan Toptaş, yananlamı sayfada ortalama 0.6 kez kullanmış. (4.2 p) ‘yüzündeki durgunluğun etrafından da aşağıya doğru bir kucak sakal akıyordu.’ (s.28)
 
Belleğe sözcükten önce varan noktalama imlerine yer vermeyen (oysa anlam akıtan imgesel/düşsel, şiirsel yazılarda gerekli, diye düşünüyorum) Toptaş, sosyal konu çözümlemesine sayfada ortalama 1.4 kez yer vermiş. İyi bir oran yakalamış. (4.2 p) ‘..paldır küldür suyun içine düştüm tabi. Üstelik düşmemle birlikte elimden kayan koltuk değneğini de kaybettim. Sonra işte ben orada, buz tabakalarının arasında can havliyle çırpınırken, yanımdan yöremden bir sürü insan geldi geçti ama hiçbiri, hiçbiri başını çevirip bakmadı oğlum. Anlıyor musun, hiçbiri…’ (s.22)
 
Sahada olmayan edebiyat akademisyenlerine doğru bir eleştiri yapan Toptaş, sıfatı sayfada ortalama 9.8 kez kullanmış. Yüksek bir oran. (19.6 p) ‘koluna taktığı sarı taneli tespihi’ (s.101) ‘iki koltuk değneğiyle bile’ (s.70)
 
Diyalogları, konuşma çizgisi veya tırnak içinde göstermeyen Toptaş, içmonologa sayfada ortalama 0.036 kez yer vermiş. (0.2 p) ‘Şu hâle bak, dedim kendi kendime’ (s.54)
 
Yunus Nadi Roman Ödülü, Orhan Kemal Roman Armağanı ve Sedat Simavi Edebiyat Ödülünü alan Hasan Ali Toptaş, ikilemeyi sayfada ortalama 1.6 kez kullanmış. Oldukça yüksek bir oran. (3.2 p) ‘vıcır vıcır insan kaynıyordu’ (s.181) ‘hakır hakır gülüşüyordu’ (s.191)
 
Güzel betimlemeleri kıvamında bırakan Toptaş, ‘düşündü’ye sayfada ortalama 0.028 yer vermiş. (0.1 p) ‘vakti saati gelince kendiliğinden anlatır diye düşündüm.’ (s.10)
 
Kendini yazmış gibi duygusal bir izlenim veren Toptaş, pekiştirmeyi sayfada ortalama 1.6 kez kullanmış. Oldukça yüksek bir oran. (4.8 p) ‘fıskiyenin etrafında cambul cumbul itişip kakıştılar’ (s.188)
 
Halkın kültürünü yansıtan türküyü seven Toptaş, montaj tekniğine sayfada ortalama 0.044 kez (25 dize türkü, 1 satır söz) vermiş. (0.4 p)
 
Absürt ve argolu sözü az kullandığı gibi kullanıldığı yere estetiklik katan ikileme ve şiirsel dili tercih eden Toptaş, rüyayı sayfada ortalama 0.023 kez kullanmış. (0.1 p)
 
Düşüngülü Eleştiri kriterlerine göre Hasan Ali Toptaş’ın Kuşlar Yasına Gider romanına 164.3 puan verildi. En yaman eleştiri kıyaslamaktır!.. Düşüngülü Eleştiri, son söz değildir. Romanları türlerine göre kıyaslamayı size bırakıyorum. Muzaffer Koçer’in ‘Gökçek Ölmemiş’ 110.9 p, Nurgün Erdinç’in ‘Kan Kırmızı İhanet’ 85.3 p, Muammer Yüksel’in ‘Cennet’ 94.5 p, Orhan Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’ 96.2 p, Çetin Yiğenoğlu’nun ‘Kırmızı Koku’ 105.6 p, Yavuz Bahadıroğlu’nun ‘Kırım Kan Ağlıyor’ 76.8 p, Ahmet Ümit’in ‘Bab1 – ı Esrar’ 121 p, Hasan Hüseyin Gündüzalp’in ‘Yuğ’ 118 p, Ayşe Kulin’in ‘Umut / Hayat Akan Bir Sudur’ 109.4 p, Canan Tan’ın ‘En Son Yürekler Ölür’ 115.4 p, Elif Şafak’ın ‘Aşk’ 118.1 p, Ayfer Tunç’un ‘Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi’ 102.2 p, Sinan Akyüz’ün ‘Sevmek Zorunda Değilsin Beni’ 91.3 p, Ece Temelkuran’ın ‘Muz Sesleri’ 130.2 p, İnci Aral’ın Sadakat’ine 122.1 p, Oya Baydar'ın 'Çöplüğün Generali'ne 104.2 p, Tolga Gümüşay’ın ‘Hiç Kimsenin Kenti’ne 105.9 p, Ahmet Ümit’in İstanbul Hatırası’na 117.8 p, Sinan Yağmur’un Aşkın Gözyaşları / Tebrizli Şems’e 84.8 p, İskender Pala’nın Şah ve Sultan’a 112.6 p, Sürayya Köle’nin ‘Yakası Kürklü Yeşil Parka’ 107.9 p, Sinan Akyüz’ün ‘Piruze / Şam’da Bir Türk Gelin’ 102.9 p, Zülfü Livaneli’nin ‘Serenad’ 118.6 p, Nedim Gürsel’in ‘Şeytan, Melek ve Komünist’ 124.3 p, Elif Şafak’ın İskender 126.5 p, Ayşe Kulin’in Gizli Anların Yolcusu 127.8 p, İskender Pala’nın Od / Bizim Yunus romanına 95.5 p, Ahmet Ümit’in ‘Sultanı Öldürmek’ 142.7 p, Sinan Akyüz’ün İncir Kuşları 95.2 p, Celal Çalık’ın Naziler İstanbul’da 82.6 p, İskender Pala’nın Efsane / Bir ‘Barbaros’ 102. 6 p, Ayşe Kulin’in Bora’nın Kitabı 137.1 p, Ece Temelkuran’ın Düğümlere Üfleyen Kadınlar 146.6 p, Ahmet Altan’ın Son Oyun 97.2 p, Ayşe Kulin’in Dönüş 105.2 p, Zülfü Livaneli’nin Kardeşimin Hikâyesi 119.2 p, Hamdi Koç’un Çıplak ve Yalnız 86.9 p, Ahmet Ümit’in Beyoğlu’nun En Güzel Abisi 139.1 p, Elif Şafak’ın Ustam ve Ben 95 p, İhsan Oktay Anar’ın Galîz Kahraman 142.9 p, Ayfer Tunç Dünya Ağrısı 140.4 p, Orhan Pamuk’un Kafamda Bir Tuhaflık romanına 91.7 p, Ahmet Altan’ın Ölmek Kolaydır Sevmekten romanına 101.4 p, Ahmet Ümit’in Elveda Güzel Vatanım romanına 99. 7 puan verilmişti. Hasan Ali Toptaş / Everest / 248 s.
 
Ali Akdemir
 
13. 04. 17
 
Çukurova

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 172
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 404
Kayıt tarihi
: 15.07.09
 
 

Ali Akdemir, Adana tarihinin en büyük sel felaketini yaşadığı 21. 02. 1948 tarihinde doğdu. Edebi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster