Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mart '09

 
Kategori
Siyaset
 

Kusura bakmayın, yine Ergenekon.

Kusura bakmayın, yine Ergenekon.
 

Ergenekon sürecini değerlendirmeye başlayalım... Operasyon üstüne operasyon… Çetelerle mücadele… Demokratikleşme… Solun şaşkınlığı…

Tüm bunlar, Ergenekon sürecinde karşımıza çıkmış olan bazı başlıklar. Şimdi, genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, Ergenekon diye bir örgüt var mı, buradan başlayalım.

Ergenekon diye bir örgüt var mı, yok mu; bilmiyorum. Zaten ilgilenmiyorum da; çünkü önemli olan, işin bu kısmı değil. Önemli olan, Ergenekon sürecinin Türkiye’yi nereye götürdüğü ve götüreceğidir.

Bildiğiniz gibi, ABD’nin Ortadoğu halklarına ilişkin en önemli projesi, ılımlı İslam projesidir. Türkiye’de de projenin koşulları adım adım oluşturuldu, uygun ortam hazırlandı ve “uşak” bulundu.

Türkiye’nin egemen devlet yapılanması ve kadroları, dünya konjonktürüne ve sermaye gereksinimlerine uygun olarak, bazı dönemlerde değiştirilmiştir. Sermaye birikimi yaratmaya çalışılırken devletçi, iç pazarı geliştirmeye çalışırken ithal ikameci, dünya emperyalist ve kapitalist sistemine eklemlenmeye çalışırken liberal ve sonunda uygun “uşak”ın da bulunmasıyla dünya emperyalist ve kapitalist sistemine uygun neo-liberal bir maşa, emperyalizmin bölgesel çıkarlarında ön plana atılmaya hazır bir köle… İşte, yaratılmaya çalışılan budur.

Egemen devlet yapılanması değiştiğinde, bunun kadrolara sıçramamasını düşünmek imkansızdır. Devletin kurumsallıkları, şu anda -en azından kâğıt üzerinde- resmi olan Kemalist doktrine bağlı insanlarla döşenmiştir; ancak şu anki gereksinim, neo-liberal bir yapılanmadır ve kılıfı “ılımlı İslam”dır. Devlet yapılanmasındaki dönüşümde Kemalist kadrolar gözden çıkarılmış, konjonktüre uygun olarak, daha Amerikancı ve daha AB yanlısı kesimler seçilmiştir. Ergenekon olayı, bunun derin devlete yansımasıdır.

Egemen olan sermaye güçleri, işçi sınıfı hareketlerini ve solu boğmak için derin devlete her zaman ihtiyaç duymuş ve onu kullanmıştır. Sonuçta, derin devlet de sermaye ihtiyaçlarını karşılayan bir kurumdur. Bu kurum da var olan devlet yapılanmasına göre şekillenir; ancak devlet yapılanmasında dönüşüm yaşanan şu süreçte, bu dönüşüme ayak uyduramayanlar ya da ayak uydurmak istemeyenler ve hatta ABD’de değil de başka mecralarda “çözüm” aramak isteyenler çıkmıştır.

İşte, yaşanan Ergenekon süreci, bu sivriliklerin törpülenmesidir.

Süreç, AKP-TSK savaşı değildir. Aksine, AKP ve TSK’nin imzaladığı Amerikan barışının resmidir. ABD’nin, sermayenin, dünya sisteminin verili koşullarının Türkiye’yi sürüklediği devlet yapılanması; ılımlı İslam kabuğuyla örülmüş neo-liberal bir yapılanmadır ve bu yapılanmaya uygun kadrolar; AKP’nin kadrolaşma hareketiyle eğitimde, sağlıkta, medyada hâkim kılınmıştır.

Son olarak, TSK de “olmazsa Rusya’yla ittifak yaparız, NATO’dan çıkılmalı” diyen paşaları Ergenekoncu yapıp projeye bağlılığını göstermiştir.

Geçmişte, AKP ile TSK arasında kimi sürtüşmelerin çıkması normaldir. TSK’yi sürtüşmeye iten şey, AKP’nin vurdumduymaz tavırları ve dinciliğiydi. Bu konuda da her iki tarafın sivri uçları (yani yeni dönemin ihtiyaçlarını karşılayamayacak ve yeni döneme ayak bağı olacak kişiler) törpülendi ve bir Amerikan barışı imzalandı.

Dincilik konusunda, yeni dönemde de bazı sürtüşmelerin çıkması normaldir; ama bu sürtüşmeler, AKP ve TSK‘yı iki ayrı kutba yerleştirmeye yetmez.

“AKP ile TSK arasında gerilimler bitmez, görüş ayrılıkları bitmez, rekabet de bitmez; ancak bu, Türkiye’deki taraflaşmayı TSK ile AKP arasında ya da TSK, yargı ve AKP arasında kurmak için yetmez. Böyle bir taraflaşma yoktur. Türkiye’de taraflaşma, işbirlikçi ve piyasacılarla emekten yana yurtsever güçler arasındadır.” (1)

Sözün kısası, Ergenekon süreci, asla bir demokratikleşme süreci değildir. Amerikancılaşma sürecidir, liberalleşme sürecidir. Amerikancılaşmaya giden bu yola çakıl olacağı düşünülen ya da bu yolda yürüyemeyeceği düşünülen kişiler “yoldan çıkarılmış” ve kadrolar bu yola uygun kişilerle doldurulmuştur. “Yoldan çıkarılanlar” içinde; gerçekten eli kanlı katiller ve halk düşmanları olması, Ergenekon sürecini “demokratikleşme” olarak adlandırmamızı gerektirmez. Egemenlerin, yoluna yeni katillerle devam edeceği açıktır.

Solun şaşkınlığı burada başlıyor. Bakıyorlar ki devletin her alanına girebilmiş -ama nedense darbe yapamamış- bir hareket var ve AKP bunu tasfiye ediyor; yapıştırıyorlar “demokratikleşme” damgasını. Kimisi Nazlı Ilıcak’la beraber darbeye karşı yürüyor, kimisi Muhsin Yazıcıoğlu’yla beraber darbeye karşı demokrasi mücadelesi veriyor…

Solun, bu yolun gittiği yeri görmesi gerekmektedir. Tasfiye edilen iddianamede belirlenmiş şekliyle, asla bir çete değildir*. Tasfiye hareketi de bir demokrasi hareketi değildir. ABD projelerine “okey vermeyenlerin” yeni dönem için elenmesidir.

Bir başka yanılgı ise solun -temel referans kaynağı olması gereken- sınıfsallığı yitirmesindendir. ABD emrindeki gerici ve liberal tayfadan demokratikleşme beklemek, bunun göstergesidir. AKP, Ergenekon’un sermaye düzeniyle bağını kopartıp onu salt bir iktidar odağı gibi gösteriyor. Böylece; geçmişte dincilerin, gericilerin ve halk düşmanlarının yaptığı bütün kanlı eylemlerin suçu; sermaye, ABD, CIA sorgulanmadan Ergenekon’a atılıyor ve düzen temizleniyor. Sınıfsal referansını kaybeden sol; Ergenekon’un bir zamanlar sermaye düzenin “ihtiyaçlarını” karşıladığını, Ergenekon’u ortaya çıkaranların da şu an sermaye düzeninin “ihtiyaçlarını” karşılıyor olduğunu anlamıyor. Sermaye bağından ve ABD’den koparılmış, tek başına ve bağımsız iktidar odağı görünümündeki; geçmişteki tüm kanlı eylemlerin sorumlusu olan Ergenekon görüntüsü, solu yanıltıyor…

Yani, ilk görev, Ergenekon’un muhasebesinin düzgün yapılmasıdır. Solun bu süreci tartışması, değerlendirmesi ve açığa çıkarması gerekir. Ancak bundan sonra oluşturulacak direnç noktaları Türkiye’yi bu “yol”dan döndürebilir…

*Burada kastettiğim, Ergenekon’un bir çete olmadığı değildir. Ergenekon bir çete örgüt olabilir ve sermayenin geçmişteki gereksinimlerini karşılamıştır; ancak bunun iddianamede geçen haliyle bir örgüt olmadığı açıktır.

Kaynaklar

(1) Kemal Okuyan- Genelkurmay darbesi… haber.sol

 
Toplam blog
: 22
: 831
Kayıt tarihi
: 10.02.08
 
 

Üniversite sebebiyle İstanbul'da oturan, burslarıyla geçinmeye çalışan, okumayı yazmayı seven, ortal..