Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Şubat '18

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
82
 

Maddeci Kültürün Ruhsal Dayatması

Gerçek doğalarını gizleyen üstün varlıkların sıra dışı  nitelikleri ne kadar dikkatle baksak da bizim gibi sıradan insanların gözünden kaçar. Öte yandan sıradan şarlatanlar bile bir aziz gibi davranarak insanları  aldatma konusunda ustadırlar”- RINPOCHE

 

İnsan varolduğundan beri bir şeyleri arar durur. Aslında en çok aradığı da kendisidir ama onu  da pek bilmez ya da nerede nasıl arayacağını pek bilmez. Zaman, teknolojinin en üst seviyede kullanıldığı  ve insan hayatına hükmettiği bir zaman. Ama vakti bilen pek yok gibi... Ruhsal olan değerlerle ifadeler ve madde olan ederlerle ifadeler elbette örtüşmemekte ve birbirlerinin dilini de pek anlamamaktalar. Günümüzde insan pek çok şeyin ederini bilirken değerini kaçırmakta ve kendisine pul gibi bakan sistemlerin oyuncağı olmakta.

Dereden tepeden bir girişmiş gibi olsa da günümüzün önemli bir konusu, işte böyle derelerle tepeleri bir arada bulmaya çalışan insanın öyküsüne dair.

Antik Yunan’dan bu yana pek çok öğreti varoluşunu sorgulayan insana “Kendini bil” der. “Kendini bilen Rabbini bilir” Kutsi Hadisi de bu yoldaki yapı taşlarındandır. Bu soruyu  soran insan da sormayan insan da içindeki boşluğu ve anlamsızlığı kapatmak için asırlardır çabalar. Çok güçlü öğretiler, aşramlar, dergahlar, yollar, teknikler, üstadlar, mürşidler, kamlar hep bu amaca hizmet etmişlerdir. O yol kutsaldır, hizmet veren eller ise öpülesidir. O yolun kutsallığı, ilahi olandan, özünden kopmayışından, Sahibine ve yarattığına duyulan saygıdandır.

Günümüzde ise bu insanın kendini arama sarhoşluğu ve ihtiyacını maddeci kültürün sektörel kurum ve faaliyetleri karşılamakta. Değerlerin yerini paranın, maddenin, ederlerin aldığı bu süreçte “ruhsal gelişim, mânâ veya maneviyat eğitimleri” (!) adı altında bir yandan insana madde olarak bakarken diğer yandan çok yüksek paralar karşılığında ortaya attığı amaca tamamen ters işlemektedir.

İnsanlık öylesine bir karmaşanın, öylesine bir mânâ açlığının içindeyken yolu bilmeyenler yol göstermeye çalışmakta, popüler olma, alkış toplama ya da ticari heves ve kaygılarla insanlara umut tacirliği yapılmakta. Üstelik madde kültürüne karşı çıkanlar bile bilerek veya bilmeyerek bu sistemin bir şekilde içinde yer almakta veya desteklemekte.

Elbette ruhsallık bir yoldur. Kapitalizm de kendince kuralları olan maddeye dayalı bir ekonomik sistemdir. Ancak parayı verenin düdüğü çaldığı, kürklerin yemek yediği, alışveriş ve kâr zihniyeti ile tuzaklara düşürülen insanların olduğu bir sistem ile mânâyı önemseyen, öze dönüşü amaçlayan, sıklıkla infak diye bağıran, kendisinden önce yanı başındakini düşünerek sade bir yaşam sürmeyi salık veren öğretilerle çok da bağdaşmamakta. O eğitimden bu eğitime (!), o seminerden bu seminere, o hocadan bu hocaya (!) ya da o koçtan bu koça koşmak zaman, para, enerji kaybından başka bir işe yaramayacağı  gibi tıkanıklık yaratmakta.

Oysa derin ve köklü  eğitimler ve deneyimler göstermiştir ki kendi doğasını keşfedebilmek, kendi merkezinde kalabilmek için bir insanın eğitimler arasında koşuşturmaya, insanlara geçici, sahte mutluluklar sağlayan yerlere paralar saçmasına ihtiyacı yoktur. Kendisine verilen görevi keşfetmek için insanın kendi içine, kendine bakması gerekmektedir. Ancak  sessizlikle ve doğayla keşfedilebilecek bu sürecin, maddenin hakim olduğu bir dünyanın maddi araçlarıyla mümkün görünmediği gibi saptırıcıdır.

En güzel surette yaratılan ve bunun bilgisine sahip olan (Tin: 3) insan biricikliğinin farkına varmadıkça, ona gösterilen ana yolları yürümedikçe dallin (gaflette olan) olmaktan (Fatiha:7) kurtulamayacaktır. Bu gafletten çıkmanın yolunun da bu para tuzağı sözde eğitimlerin olmadığı açıktır.

İnsanoğlunun uyarılmasına rağmen bilinmeyeni her zaman merak ettiği bilinen bir gerçektir. Kendi  sorumluluğunu almamak, farklılık yaratmak, diğer insan veya olaylar üzerinde kontrol geliştirmek amacıyla fallar, büyüler, cinler vs. hiçbir öğretide uygun görülmeyen bilgi edinme ve başkasının iradesinin önüne geçme uygulamalarına eğilimli olmuştur. Ne yazık ki günümüz inançlı (!) toplumlarında da bu tür uygulamaların rehberlik veya şifacılık (!) adı altında yaygınlaşmakta olduklarına tanık olmaktayız. Belli tarihlerle ilgili kehanetlerde bulunmak, bilimlik olmayan bilgilerle insanlara korku salmak, çaresizliğe düşmüş pek çok insan üzerinden para kazanmak bilgi toplumlarının değil cahiliye toplumlarının özelliklerinden olsa gerektir. Bilgisizliğin ortasında durup, kendilerini bilge ve kültürlü zannedenler,  en küçük ve basit ilkeleri kendileri uygulamayıp başkalarına öğretmeye kalkanlar ve üstelik insanların mana arayışları içindeki umutlarına tacirlik yapanlar için körlerin körleri ağırlaması benzetmesini yapmak çok  da yanlış olmayacaktır.

Elbette köklü ve güçlü öğreti ve gelenekleri, ehil olanları ve ustaları, gerçek mürşidleri, aldıkları ve verdikleri eğitimi hâl etmiş olanları, beklentisi olmaksızın insanlara ve insanlığa hizmet edenleri bu söz meclisinin dışında tutuyorum. Hepsinin önünde sonsuz saygı ile eğiliyorum. Ancak insanlığın içine düştüğü bu çıkmazda yaygın, kitlesel bir faaliyet halini almış ruhsal şarlatanlıkların maddi ve manevi boyutta daha fazla kişiyi sömürmesi tehlikesine karşı uyanık olunması gerektiğini düşünüyorum. Ruhsal çalışmaların adeta süpermarket alışverişine döndüğü günümüzde kendini bulmak, ruhsal yolu izlemek isteyen herkesin sonunda buluştuğu bir yol/ öğreti olduğunu düşünüyorum: Samimiyet ve iyi yüreklilikle, beklentisizce insanlığa hizmet etmek… Alkış toplamak için maneviyatı kullanmak değil; manevi ve gerçek kalarak yol almak…

Bugün kimsesiz yaşlı ve çocukların bile bu istismara maruz kaldıklarına tanık oluyoruz. Düzenlenen birkaç pahalı yemek ya da sinema/tiyatro v.b. etkinliklerle insanların kendilerini tatminden öteye gidemeyen sözde yardım faaliyetleri içinde olunması, ruhsal eğitimler düzenleyen kârhanelerin patronlarının kendi çalışanlarının bile haklarını gaspetmeleri, sözde eğitimlerine katılmak istemeyenlerle ilgili olumsuz söylemlerde bulunulması, çalınıp çırpılan bilgilerle telifi göz ardı edilen yayınlar yapılması, “sevgi, şifa, şefkat, sonsuzluk, bilgelik” gibi sözlerin duvarlarında yankılandığı mekanlarda “ticari kaygı” adı altında (ne demekse) faaliyetlerde bulunulması, içilen suyu bırakın nerdeyse alınan havanın satılacak olunması ne yaman bir çelişkinin ve tehlikenin içinde olunduğunu göstermiyor mu? Oysa ne kadar sessiz kahramanların gerçek sorumluluklar alarak hizmet ettiklerini de biliyoruz.

Şifa, sevgi, bilgelik Tanrı’dan gelen, Tanrı’nın yuvası olan kelime ve kavramlardır. Bir toplumu yücelten, diri tutansa vazgeçilemeyen erdem değerlerdir. Çok kolay harcanmamaları gerekir. İnsanı, mânâyı, değerleri hep birer “eder” olarak gören madde kültürüne karşı durabilmek isteyen herkesin önce bu değerleri koruması, savunması gerekir. İnsan onuru ve değerler korunduğunda ve yüceltildiğinde, gerçek olana, samimi olana hizmet edildiğinde insanlık da yükselecektir. Dileyelim de Hakikat yolunda hakiki olanlardan, bu yola gerçekten hizmet edenlerden, eder kaygısı değil, değer kaygısı  taşıyanlardan olalım.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 35
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 126
Kayıt tarihi
: 07.01.14
 
 

Hacettepe Ü. İİBF Yüksek Lisans Ankara Ü. Din Psikolojisi Doktora Araştırmacı- Yazar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster