Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
203
 

mahkum hayatlar mı?

mahkum hayatlar mı?
 

hesapsız kitapsız canlı toplulukları...


Zor geliyordu yaşamın her anı bazen. Üstüne gelen günün her kırıntısı... Her selamın "ne için" verildiğini düşünmeden yaşamak bu kadar zordu.

Oysa gönlünce dolu dolu selam vermek ve selam almak istiyordu.

Sıkışıp kalmış hissetmek. Bu koca dünyada bir köşecik bulamamak!...

Asi miydi?

Ruhu neye açtı?

Doymuyormuydu elindekilerle?

Herkesi dinlemek... Ama duyamamak mı derdi?

Kimsenin onu dinlememesi mi? Konuşamamak mı?

Neden? Neden yakalanmıyordu ucundan olsun hayat?

Birey olunmadan toplumsallaşmak olur mu? Kendini topluma adayan insanlar ve görüntüleri... Lider olma, ben ben ben derdi. Herkesin kendine ihtiyaç duyduğunu bildiklerinde, birilerinin onlara el açtığını bildiklerinde, acaba neden egoları bu kadar şişiyor? Kendimize "bağımlı" kişiler çoğaldıkça mutluluğumuz mu artıyor? Kime ne için adanmışlık? Önce kendisi var olduğunun bilincinde olmayan bir insan.

Çok basit bir örnek: Okula giden çocuğuna ders çalışımasında yardım eden bir veli, soruları kendi okuyup, kendisi cevaplandırmışçasına yönlendirme yaparsa, o çocuk soru okumayı seçer mi? Hele soru üzerinde cevabını bulmak için kafa yorar mı? Peki veli bunu neden yapıyor sizce? Tamam iyi niyetlidir büyük bir ihtimalle. Ama kim uğraşacak o çocukcağızı düşündürmeye. O kadar zaman var mı?

Görevler... Toplumsal görevler... Toplumsal görevler bireyseldir. Her kişi kendisine düşen görevi layıkıyla yerine getirirse toplumsal sorunlar da kalmaz. "Ben senin yerine düşünürüm. Ben senin yerine karar veririm. Ben senin yerine hoşlanırım ya da hoşlanmam"... "SEN KARAR VEREMEZSİN..." Bu mudur toplumsallaşmak, toplumsal görevleri yerine getirdiğini düşünmek? Çoğumuzun yaptığı gibi... Toplumu sırtına almak, daha doğrusu -mış gibi yapmak...

Oysa sorumluluk yüklenenlerin sırtında mıydı bu görevlerin hepsi? Çırpındıkça "ben de varım" demeye çalıştıkça bu suskunluk nedendi? Neden susmuştu? Susturulmuştu? Asiliği bu yüzden miydi?

"Ya şunu yaparsın ya da kendin bilirsin..." Veeeee kendini toplumsal olarak gören, tüm toplumsal görevlerini yerine getirmekle "böbürlenen" birisi...

Ne demekti bu söz? Tüm dünyası bu sözle çıldırıyordu...

İşte bu toplumsallığı algılayamayan köşeye sıkışmışlık yaşayan ve asi olduğu düşünülen, çaçaron...

Çoğunlukla kendi ayakları üzerinde durma çabası veren çaçaron fert, sıkılmıştı artık bu çaçaron benzetmesinden...

Ne, neden, niçin sorgulaması; ben ne istiyorum? O ben olsam ne isterim? Düşünmek neden bu kadar zordu anlayamıyordu bir türlü...

Eline verilmiş bir lokmadan mutluluk duyup "geviş getirmekle" neden yetinmiyordu?

Sonra dönüp kendi yalnızlığında, fiziksel yalnızlık mı, düşünsel yalnızlık mı canını acıtandı? Bir kısır döngü işte. Her ikisi birbirini doğuran...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

böyle ... Ve sorgunlanmayı sevmiyor... Yazını çok sevdim yüreğine sağlık. Sevgiler

Ozlem Ozkulak 
 15.10.2007 1:05
Cevap :
Teşekkür ederim. Sorgulanmayı sevmeyen hayatı bir de sorgulamamayı öğrenebilsem:) Çok düşünürüm, sorgulamamaktan mı geçiyor mutluluğun yolu... Sevgiler...  15.10.2007 10:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 41
Toplam yorum
: 118
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 750
Kayıt tarihi
: 23.08.07
 
 

Üniversiteyi bitirdiğimden ve işe başladığımdan bu zamanabir hayli yıl geçmiş:). Bir de baktım ki em..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster