Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Eylül '20

 
Kategori
Alışveriş - Moda
Okunma Sayısı
106
 

Mavi Gözlü Kadın

Memleketimden İnsan Manzaraları: 287

MAVİ GÖZLÜ KADIN

mavi gözlü bir kadındı o

1965’te tanıdığım

yüzü gibi

kalbi de güzel bir hanımdı

                ve hâlâ unutamadığım.

                                               H. E.

                Değişmez doğa yasaları vardır; bilirsiniz. Eskiden “tabiat kanunu” derlerdi. “Yer çekimi” gibi, “suyun kaldırma gücü” gibi…

                Uymak zorundayız; bu yasalara. “Hayır, ben uymuyorum.” deme lüksümüz ve ayrıcalığımız yok. İster kadın olun, ister erkek… İster zengin olun, ister yoksul… İster Müslüman, ister Hristiyan… İster Afrikalı, ister Avrupalı, ister Amerikalı

                Herkes için eşittir; doğa yasaları.

                Meclislerin ya da meclis gücüne sahip yöneticilerin yaptıkları, resmi gazetede yayımlanan yasalar da vardır. Sık sık değiştirilir bunlar.

                Sözgelişi, diyelim ki siz, inşaat yapan bir müteahhitsiniz. Herkesin en çok 5 katlı konut yapabildiği bir bölgeye, 40 katlı bir gökdelen yapmak istiyorsunuz. Mümkün mü bu?

                “Var olan belediye meclisi kararlarına ve onca yıldır uygulanan yönetmeliklere göre mümkün değil.” derseniz, yanılırsınız. Niçin mi?

                Akıllı bir girişimci, aklını kullanarak pek âlâ delebilir bu kararı, bu yasayı. Nasıl mı?

                “Bana ne soruyorsunuz kardeşim? Gidin de delenlere sorun.” deyip kolaya kaçmayacağım.

                Kendimi o akıllı girişimcilerin yerine koyup düşüneceğim şimdi:

                Beş katlı bir inşaat… Her katta 4 daire… Toplam 20 daire… Arsa sahibiyle % 40 anlaşılmış ise 8 daire ona, % 35’i de maliyet sayarsak 7 daire eder o da. Toplam, 15 daire gitti. Kalan 5 daire de müteahhidin kârı… Olmasın mı o kadar?

                Var mı itirazı olan?

                Pekiyi, bu arsaya 5 değil de 40 katlı bir gökdelen dikersek, yukarıdaki hesabı hiç bozmadan aynen uygularsak, 5 katlı binada 5 dairelik kârı olan girişimcinin, 40 katlı bir binada 40 dairelik bir kazancı olmaz mı?

                Var mı bir yanlışımız?

                “Yok, yok da… 40 katlı bir gökdelen dikme iznin yok ki senin.” diyorsunuz, haklı olarak.

                Zurnanın zırt dediği yer burası işte!

                Girişimci olarak ben, 40 katlı bir gökdelen dikme izni koparırsam, fazladan 35 dairem olacak değil mi? Pekiyi ben bu büyük kazancın, % 40’ını bana izin vereceklere bıraksam… 35’in % 40’ı 14 daire eder. 35’ten 14’ü çıkarırsak, 21 kalır. Haydi, oldu olacak bir tane daha vereyim. Onlara 15, bana 20 daire…  

                Neden mi veriyorum; onca daireyi?

                Kaz gelecek yerden, tavuğu niçin esirgeyeyim!

                İzninizle, şimdi de ben sorayım:

                Siz belediye başkanı olsanız, siz belediye meclisi üyesi olsanız, böylesine akıllı bir girişimcinin isteğine hayır mı dersiniz?

                Al gözüm, ver gözüm! Kimsenin bir zararı yok ki bu işte. Parmaklar kalkacak, imzalar atılacak, yasak kararı değişmiş olacak. Hepsi bir günlük, bir saatlik iş… Siz sağ, ben selamet!..

                1946’da dünyanın en büyük gücü ABD, “Size yardım edelim. Kapatın silah ve cephane fabrikalarınızı. Bizde çok, alın istediğiniz kadar ” diyor. Devlet büyüklerimiz ve hükümetimiz de memnuniyetle kabul ediyor bunu. Aman ne güzel! Herkes sevinçten oynarken, başta Sabahattin Ali ve Aziz Nesin olmak üzere, sosyalist aydınlar “hayır” demesin mi buna!

                Siz hükümette olsanız, bu mızıkçı oyunbozanlara gereken dersi vermez misiniz?

                O günkü yöneticilerimiz de, aynen sizin gibi düşünüp ülkemizin kalkınmasını istemeyen bu “münafıkları” hapse tıkmışlar hemen. Nâzım zaten hapistedir; kaç yıldır.

                Böyle zamanlarda hükümete yardım edenler de oluyor. Sözgelişi, Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Dekanı Enver Ziya Karal, öğretim görevlisi Pertev Naili Boratav, Niyazi Berkes,  Mediha Berkes veBehice Boran’ın, Zekeriya Sertel’inGörüşler isimli dergisini okuduklarını, bu dergiyi yazılarıyla desteklemeye karar verdiklerini bildirip gereğinin yapılmasını ister.

                İşin garibi, CHP’ye karşı kurulan muhalefetteki Demokrat Parti (DP) de destekler; bu tür istekleri. Ve 1948’de bu dört genç bilim insanının üniversitedeki görevlerine son verilir.

                Amerika ve Kanada üniversiteleri kapıverirler hemen bu gençleri. Tamam canım, bizim ülkemizden gitsinler de, nereye giderlerse gitsinler!

                Biliyorsunuz; Behice Boran, 1960’tan sonra kurulan Türkiye İşçi Partisi’nin, Mehmet Ali Aybar’dan sonraki genel başkanıydı.

                Benim, bu isimlerin hiçbirini yakından tanıma fırsatım olmadı. Ancak Niyazi Berkes’in sonraki eşi, “Türkiye’de Köy Enstitüleri” adlı kitabın yazarı Amerikalı akademisyen ve yazar Bayan Fay Kirby’yi (Fey Körbi) tanıdım.

                1965’te öğretmen olarak görev yaptığım Hasanoğlan Öğretmen Okulu’na gelmişti. Kitabını yazmadan önce ziyaret ettiği birçok Köy Enstitüsü’nden tanıdığı öğretmenler Musa Okay, Ahmet Tuncer, İhsan Aksu, Himmet Şahin, Osman Işık, Müzeyyen Işık, Osman Aybastı, Naciye Aybastı, Rıfkı Can veŞenay Can sarıvermişler çevresini. Çok güzel Türkçe konuşuyordu.

                Ben, henüz yeni okumuştum; o harika eserini. Ve görmeden hayran olmuştum kendisine. Niçin mi?

                Amerika’da üniversiteyi yeni bitirmiş bir genç kız düşünün. Türkiye’de “Köy Enstitüsü” adlı dünya eğitim tarihine damga vuracak bir eğitim kurumu açıldığını öğrenir. Heyecanla koşarak gelir ülkemize. Türkçe öğrenir önce. (1947 - 1950) Sonra Edirne’den Kars’a, İzmir Kızılçulla’dan Van Erciş’e kadar bütün köy enstitülerini dolaşır. Kurucu müdürlerini, yardımcılarını, efsane olmuş öğretmenleri arayıp bulur.

                Bu kurumlardan mezun olmuş öğretmenleri köy okullarında ziyaret edip hem öğrencilik anılarını dinler, hem yetiştirilme amacına hizmet edip etmediklerini görerek değerlendirir. (1950 – 1954)

                Henüz 40’ına basmamıştı; ben tanıdığımda. Hem güzel, hem bilgili, hem de kendinden emin ve cesur bir kadındı. Tokalaşırken, adamakıllı sıkıyordu elinizi, laf olsun, âdet yerini bulsun diye değil.

                Dersime davet etmiştim:

                “Gelmeyeyim Erkan Bey, dedi; size zarar vermek istemem.”

                “Niçin zarar verecekmişsiniz ki bana?” deyince:

                “Görüyorum ki, ziyaretimden memnun olmayanlar var. Ve yine farkındayım ki, size dostça bakmıyor onlar. Dersinize geldiğimi görür ve duyarlarsa, adım gibi biliyorum ki, şikâyet ederler sizi. Nasıl bir hükümetle yönetildiğinizi siz benden iyi biliyorsunuz. Kısa bir süre sonra, ‘Niçin o komünisti dersinize davet ettiniz?’ diye soruşturma açarlar hakkınızda.” demişti.

                “Boş verin!.. Önemli değil. Açarlarda açsınlar.” deyip ısrar edince, kabul etmişti.

                Çok değil, birkaç ay sonra, üç müfettiş gönderen bakanlık, gerçekten de soruşturma açtı hakkımda. İçinde, “Öğrencilerime solcu kitap ve dergiler okuttuğum, içinde müstehcen ifadeler bulunan İbrahim Kaypakkayanın öyküsünü yarışmada birinci seçip duvar gazetesinde ve okulun aylık bülteninde yayımladığım, ‘Anayasam raftan köye/Girene dek yazacağım’diyen Halk Şairi Âşık İhsani’yi okula davet ettiğim” gibi sorular vardı ama Fay Kirby ile ilgili bir soru yoktu. Unutmuşlardı O’nu nedense!

                Onlar unutmuştu ama 55 yıl sonra bile ben unutmadım; o mavi gözlü yiğit hanımı.

                Çok ilginçtir, Köy Enstitüleri’ne gönül veren bu akademisyen hanım, Köy Enstitüleri’nin kuruluş günü olan 17 Nisan’da Ankara’da yumdu; hayata gözlerini. (1990)

                1965’te Türkiye’ye niçin gelmişti, bilir misiniz?

                O yıllarda Kıbrısta yönetimi tek başına ele geçiren Papaz Makarios, Türkleri adadan kaçırmak için birçok zulümler yapıyor; Türk köylerini ve mahallelerini yakıp yıkıyordu.

                Bir insan olarak Fay Kirby bu haksızlığa isyan eder. Kıbrıs’ta zor durumda olan Türkler için Amerika’da bir yardım kampanyası düzenler. Çoğunlukla ev eşyası, giyecek ve para olarak toplanan yardımları, Kıbrıs’taki ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmak üzere Ankara’ya gönderir.

                Haftalar, aylar geçer; hiçbir haber gelmez. Telefon üzerine, telefon eder; sonuç yine sıfır…

                “Siz benim kim olduğumu bilmiyorsunuz; ben bunu size yedirmem.” deyip kalkıp gelir; Ankara’ya.

                Ankara’ya gelmişken, Köy Enstitüleri’nin en ünlüsü Hasanoğlan’a uğramadan geçip gidebilir miydi? Bayan Kirby idi O! Doktora tezi olan, “Türkiye’de Köy Enstitüleri” adlı o muazzam kitabın yazarı Fay Kirby

                Var mı, sizin de tanımış olmaktan mutluluk duyduğunuz, böyle yiğit bir hanım?

 

                                                               GÜLDÜŞÜN ŞİİRLERİ

                Nasrettin Hoca’yı niçin severiz? Güzel fıkralarıyla bizi hem güldürüp hem düşündürdüğü için, değil mi? Halkımızın, 700 yıldır O’nu hiç unutmaması, bunun içindir işte!

                Kimi ozan ve şairlerimiz de güldüren ve düşündüren şiirler söyleyip yazmışlar. Ahmet Köklügiller dostumuz, bu tür şiirlerin en ünlülerini bir kitapta toplamış.(*) Yunus Emre, Karacaoğlan, Pirsultan Abdal, Âşık Veysel de var bu antolojide, Ziya Paşa, Tevfik Fikret, Neyzen Tevfik, Nâzım Hikmet, Orhan Veli, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Ahmet Ârif, Ümit Yaşar Oğuzcan veAtaol Behramoğlu da… Kazak Abdal, Namdar Rahmi Karatay, Melih Cevdet, Oktay Rıfat ve daha niceleri…

                Şiirle birlikte gülmeyi ve düşünmeyi sevenlerin arayıp da bulamadıkları bir eser bu…

 

---------------------------------------------------------------------

(*) Güldüren ve Düşündüren Şiirler Antolojisi, Ahmet Köklügiller, Baygenç Yayıncılık 2020

      alanyaguncel@gmail.com; (0242) 522 53 58; Yazarla İletişim: (0544) 591 46 49

 

                                                                                                                                  Hüseyin Erkan

                                                                                                             huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

 

Cemile Torun bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 131
Kayıt tarihi
: 19.02.20
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster