Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Temmuz '14

 
Kategori
Sinema
 

MAYMUNUN KÖTÜSÜ İNSANIN KÖTÜSÜNDEN DAHA BETERMİŞ…

MAYMUNUN KÖTÜSÜ İNSANIN KÖTÜSÜNDEN DAHA BETERMİŞ…
 

Sıkı mesajlar veren “Maymunlar Cehennemi Şafak Vakti” gerilim dolu sahneleriyle izleyiciyi şoke etmeyi başarıyor. Maymunların gerçekçi canlandırmalarıyla (özellikle konuşuyor oluşları) film çok farklı bir yere oturuyor. Müzikler için söylenecek hiçbir şey yok!

Maymunlar Gezegeni’ne yaptığımız son yolculukta Ceaser’ın insanlardan uzak bir yerde, maymun ordusu kurmuş oluşu, bize ‘evrim teorisi’ tersine mi döndü diye sorduttu. Medeniyetten uzaklaşan Ceaser’ın kendini vahşi yaşamın kollarına bırakarak, doğanın sorunlarıyla ilgilenmesi filmin rotasını çok farklı bir yere çekti. Dolayısıyla film, baştan nasıl bir hikaye çizeceğini belli etti. Ne yazık ki,  bu son seride insanlar ve maymunlar arasındaki ilişkiyi inceleyemeyeceğiz, tam tersine maymunlar arasında yaşanan gerilimi çözmeye çalışacağız. Önceki serilerde Darwinizmin temelleri atılıyordu, bu filmde dost ve düşman ilişkisi irdeleniyor. Yani yeri gelince maymunların da tıpkı insanlar gibi kötü olabilecekleri tasvir ediliyor. Yönetmenin vurgulamak istediği şey şu: maymunun da, insanın da kötüsü var. Gerçi bir önceki seride maymunun kötüsünü görmemiştik, bu filmde bunu da görmüş olduk.

“TRANSFORMERS KAYIP ÇAĞ”İLE KURULAN BAĞ…

“Transformers Kayıp Çağ”ile bağ kuran hikaye, ‘iyi robotları, iyi insanlar, iyi maymunları da iyi insanlar kurtarır’ düşüncesini öyle güzel filme yaftalıyor ki, ortaya şöyle bir sonuç çıkıyor: “İnsanlardan medet ummak her zaman daha makuldur”. İşte bu düşünce filmin mayasını oluşturuyor. Başka bir ifadeyle derleyecek olursak; önyargıyı bir kenara bırakın, dostunuzu ve düşmanınızı iyi tanıyın! Yoruma açık… Filmde izlencek o kadar detay var ki, bazen hepsini bir araya toplamakta zorlanıyoruz. Peki, sorarım size maymun maymunun düşmanı mıdır? Bazen durum bunun tersini gösterse de, bu düşünceye katılmamak neredeyse imkansız, çünkü kötülükten beslenen maymun ya da insan her zaman kötüdür. Örnek sekans: Ceaaser arkadaş olduğu insana bakarak; “meğer ne kadar çok insanlara benziyormuşuz” der… Evet Ceaser çok haklısın gerçekten çok benziyoruz sana.

“SEN MAYMUN DEĞİLSİN”

Filmdeki insanların sayısını azaltarak, maymunların sayısını çoğaltan yönetmen Matt Reeves onlara insanı özellikler yüklüyor. Maymunlar hem işaret diliyle, hem de sesli olarak konuşuyorlar. Böylece onların duygularını öğrenmiş oluyoruz. Ceaser ve Malcolm’un birbirlerine sarıldıkları sahne, bunu güzel bir şekilde ortaya koyuyor. Hatta Ceaser’ın Malcolm’a ‘arkadaşım’ diye hitap etmesi seyirciyi bir hayli hassaslaştırıyor. Duygusal sahnelere kendi yorumunu katan Reeves, kötülüklerin kol gezdiği dünyayı biraz olsun yumuşatmaya çalışıyor. Malcolm ve Ceaser’ın muhteşem dostluğu, sürekli savaş çıkarmaya yeltenen insanlara adeta kapak oluyor. Ama filmde bizi çok etkileyen çok önemli bir sahne var, o da şu: Ceaser kötü maymun Koba’yı öldürürken, ona; “sen maymun değilsin” diyor. Ceaser haklı, Koba maymun değil, o kötülüğün vücüt bulmuş hali. Çünkü Ceaser’a göre; maymun maymunu korumalıdır. Nitekim öyle olmadı. Koba, Ceaser’ın liderliğini düşürmek için onu silahla vurup suçu insanların üzerine attı. Böylece iç savaş başlamış oldu. Egoları çakışan maymunlarla, egoları çakışan insanlar arasında cereyan eden olaylar, filmi bilimsellikten uzaklaştırarak yepyeni bir akıma yelken açmasına sebebiyet verdi. Bu akımda sorgulanması gereken en önemli şey, hayvanlar ve insanların dost olup olamayacağı yönündeydi. Filme göre düşünecek olduğumuzda; bu belki mümkün ama, gerçek yaşamda nasıl olacağını maalesef kestiremiyoruz.

GÜVENDİĞİ DAĞLARA KAR YAĞDI

Burada aklımıza direk Edward Muybridge geliyor. Muybridge çektiği maymun resimlerini arka arkaya koyarak ufak bir ‘slow-motion’ filmi elde eder.  Bu film; maymunlara ne kadar çok benzediğimizi gösterir. Zaten uzun yıllardır maymunlar ve insanlar bir arada yaşıyor. Tıpkı Maymunlar Cehennemi Şafak Vakti’nde olduğu gibi… Buradan hareketle; filmin vurgulamak istediği şeyin dostluk olduğuna kanaat getiriyoruz. Ama şu bir gerçek ki; düşmanını bilmeden dostunu iyi tanıyamazsın. Çünkü aramızda dost görünüp düşman olanlar da var. Örneğin; Ceaser, Koba’nın gerçekten kötü olabileceğine inanmamıştı. Hele  maymun halkına ihanet edebileceğini hiç aklından geçirmedi.  Resmen güvendiği dağlara kar yağdı. Koba her zaman Ceaser’ın insanlara güvendiğini öngördü. Ama bu doğru değildi! Çünkü Koba’nın  amacı Ceaser’ı devirip ormanın kralı olmaktı. Bunların hepsini kıskançlığından yaptı. İçindeki kötülüğün en önemli nedeni, kötülükle besleniyor oluşuydu. Hayattan büyük darbe alan Koba’nın tutunacağı bir dal kalmadığı için kendini baskın göstermek istedi. Diğer bir deyişle Ceaser’ın temiz kalbini karalamaya çalıştı. Çamur at izi kalsın misali… Ama tüm bu yaptıkları işe yaramadı. Her zaman olduğu gibi iyilik kazandı!

BİLİMİ ÜRETEN VE GELİŞTİREN KİM?

Geldik filmin en can alıcı kısmına… Filmin en can alıcı kısmı, Ceaser’ın herşeyin başladığı noktaya geri dönüşüydü. Neresiydi bu herşeyin başladığı yer? Tabiki Ceaser’ın doğup büyüdüğü ev… Tüm anıları öylece duruyordu. Ceaser resimlere bakıp bir hayli duygulandı. Evde sadece resimler yoktu, videolar da vardı. Ceaser videoları seyretti ve Malcolm ona; videodaki kim diye sordu, Ceaser Malcolm’a dönüp, “tıpkı o da senin gibi iyi bir insan” dedi. Demek ki, iyilik halen ölmemiş. Bir yerlerde varlığını sürdürüyor.

Filmde çok fazla bilimsellik olmadığından bahsettik ama yönetmen Reeves bilimselliği bize üstü kapalı olarak aktardı. Bunu şu şekilde irdeleyelim: Bilimi üreten ve geliştiren kim? Yanıt: insanlar… Bu fikirden yola çıkan film, insan ve maymun ilişkisini bilimselliğe dayandırdı yine. Eğer bilimsel buluşlar olmasaydı Ceaser kurtulamayabilirdi. Şunu unutmayalım maymunlar insanlarla beraber her zaman daha güçlüdür, çünkü birlikten kuvvet doğar. Malcolm Ceaeser’a insanlara yeniden güvenmeyi öğretmesi filmin gücünü ortaya koydu.

Sonuç itibariyle; insanların kendi sonlarını kendilerinin getirdiğini öne çıkaran film, insanoğlunun doğayı yanlış kullanışından ötürü doğan problemleri yansıtıyor. İnsanın doğaya karşı verdiği mücadele güzel bir şekilde resmediliyor. Post-apokaliptik türe sırt çeviren film, içerdiği olağanüstü diyaloglar, aksiyon sahneleri ve dramatik kurgusuyla yepyeni bir alana doğru genişletiyor çerçevesini. Görsel efektlerdeki inandırıcılık ve ‘hareket yakalama’ tekniğindeki yenilik de kesinlikle gözden kaçmıyor. Son olarak şunu hatırlatalım; nefretle başlayan savaşlar, nefretle biter.

www.arzucevikalp.com

twitter.com/Cine_Deseo

sinemamilliyet@gmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Sinema sitesinde de yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 36
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 829
Kayıt tarihi
: 24.05.10
 
 

1982 yılında İstanbul'da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kod..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster