Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mayıs '06

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
367
 

Ne kadar hatırlamalı?

Unutkanım. Bugünlerde çok ama çok unutkanım. Bazen kendi ev numaramı bile hatırlayamıyorum, durumumu anlayın artık. Balık gibi dolanıyorum ortalıklarda. Hal böyleyken, pazar günü gazetede gördüğüm haber başlığı beni tuttuğu gibi içine çekiverdi. Başlığı görün de, haklı mıyım haksız mıyım varın siz karar verin: "UNUTMAK ARTIK TARİHE KARIŞACAK..."

Nasıl, dedim kedi kendime, gerçekten bir çaresi olabilir mi bu unutkanlık illetinin? Varmış. Bu "illet"i, bir "alet" yok edebiliyormuş! Tamam, durumu bilmeceye çevirmeden açıklıyorum. Efendim, Microsoft'u biliyorsunuz. Malumunuz dünya bilişim devi. İşte orada çalışmakta olan bir bilim insanı, zannediyorum ki o da aynı dertten muzdaripti, düşünmüş taşınmış, bir çip geliştirmiş.

Öyle bir şey ki bu çip, gözünüze ve kulağınıza takılıyor -hemen bu çipin "micro" olduğunu belirteyim, yani ortalıkta unutkanlığınızın alamet-i farikasıyla dolaşmak zorunda kalmıyorsunuz-, gün boyunca duyduğunuz, gördüğünüz, konuştuğunuz, tanık olduğunuz, kısacası yaşadığınız her ne varsa, hafızasına kaydediyor.

Gün sonunda da bu bilgiler bir bilgisayara aktarılıyor. Böylece bu sistemi kullanmaya başladığınızda, hafıza kayıtlarınız da düzenli olarak tutulmaya başlanıyor. Yani unutkanlık tarihe karışıyor. Artık istediğiniz, istemediğiniz her şeyi hatırlıyorsunuz. İşte bence problem de burada başlıyor!

Sizce insan her şeyi hatırlamak ister mi? Şöyle bir bakın geçmişe, unutmak istediğiniz kaç olay el sallıyor size? Tüm bunları kendi adıma düşünürken, aklıma birkaç sene önce izlediğim bir film geldi:Final Cut. Belki izlemişsinizdir. Başrolünde Robin Williams vardı.

Film, tam da buna benzer bir öykü üzerine kurulmuştu. Ama bu defa söz konusu olan, doğumun hemen ardından bebeğin beynine takılan bir çipti. Yani aile, böyle bir şeyi isterse, tabii bir de yeterli parası varsa, çocuğunun beynine tüm hayatını kaydedecek bir çip taktırıyordu.

Kullanıcısının gözlerini kamera gibi kullanan bu çipin varlığı, ancak 18 yaşına geldiğinde çocuğa açıklanıyordu. Sonrası bunalımlar, intiharlar... Düşünsenize. Haberiniz yok ama, meğer bunca yıldır yaptığınız her şey kaydedilmiş. En mahrem anlarınız bile. Üstelik öğreniyorsunuz ki, ölümünüzden sonra çip çıkartılacak. Ve tüm yaşantınız gözler önüne serilecek.

Robin Willams, işte bu noktada giriyor devreye. Onun görevi bu kayıtları izleyip, ölenin ailesinin isteği doğrultusunda, yaşamından bir takım bölümleri montajlayıp bir film hazırlamak. Bu film de, kişinin cenaze töreninde yayınlanacak.

Düşünmek bile tüylerimi ürpertiyor. Kendi kendime olduğum an’larımın -coşup çılgınca dans ettiğim an'lar gibi!- başkalarınca izlenecek olması... Hayır, hayır... Bu teknolojik alet benden uzak olsun, ben unutkanlık illetime razıyım...

Sevgiyle…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bilimin umut olduğu dönemi bırakalı uzun süre oldu 20. yüzyılın olayları bunu çok acı biçimlerde öğretti bize. bugün artık geliştirilen her yeni buluşla biraz daha artıyor korku, sürekli gözetlenilen, özgürlüğü elinden tümüyle alınmış bireyler olmanın korkusu bu. dilerim yakında 'unutkanlık illetine razı olmak' ya da olmamak kişisel bir seçim olmaktan çıkarılmaz...

F. 
 26.05.2006 16:39
Cevap :
Ben de öyle umuyorum. ama git gide fişlendiğimiz bir dünyada, bu umuda pek de bel bağlamamk gerek sanırım!  06.06.2006 13:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 500
Kayıt tarihi
: 17.05.06
 
 

Yazmaya ve keşfetmeye tutkulu bir ben-i adem. her ne kadar şehr-İstanbul'a aşıksa da, uzaklarda bir ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster