Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Eylül '17

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
267
 

Ne terör, ne ekonomi... Sorun İstanbul

Ne terör, ne ekonomi... Sorun İstanbul
 

Görsel internetten alındı.


Çalışma yaşamım döneminde yurdun dört bir yanını pek çok kez dolaştım. Emeklilik yaşamımda da ekonomik olanaklarım elverdiğince Dünya’yı dolaşmaya başladım. Şu anda Avrupa’da 10 ülkeyi ziyaret etmiş durumdayım. Gezilerimi sürdüreceğim. Gözlemlerimi konuya ilişkin blog yazılarımda paylaşmaya çalışıyorum. Bu yazımda ise gözlemimi paylaşmamın ivedi bir görev olduğu duygusuyla ekran başına oturdum.

Hepimizin anıları vardır.

Avrupa’yı “alamancı” yakınlarımızdan, tanıdıklarımızdan dinler ve biraz da “gıcık” olurduk. Benimki de belki biraz “o hesap” olacak.

Hava açıktı. Uçağımız Salzburg’a doğru alçalırken üzerinden geçtiğimiz köyleri kasabaları gördüm. Coğrafyanın tamamına eşit şekilde dağılmış yaklaşık eşit büyüklüklerde, yeşilliklerin içinde, muntazam imar düzenleriyle, derli topluluklarıyla, yolları yolaklarıyla, özenli yapılarıyla, tarım ve sanayi bölgeleriyle her şeyin bir disiplin içinde olduğu bizim köylerimiz kasabalarımız ölçeğinde şehirler, yerleşimler…

Oysa biraz önce İstanbul’dan havalanmıştık.

Uçsuz bucaksız bir “beton” denizi…

Ve  bir an ağlayasım geldi.

Hani derlerdi ya “alamancılarımız”, biz hiçbir zaman onların seviyesine gelemeyiz diye…

Kesinlikle haklılar.

Biz hiçbir zaman onların durumuna gelemeyiz, çünkü treni çoktan kaçırmışız.

Bu Avrupa’lılar coğrafyalarının her noktasına öyle bir dağılmış ve düzenlerini öyle bir kurmuşlar ki, bizim bugün onların bu durumlarına bakıp özenerek böyle bir yerleşim ve yaşam biçimine geçmemize ne yazık ki artık olanak kalmamış.

Kalmamış çünkü biz de geçmişte ülkemizde onlar gibi dağınık bir halde yerleşmiş yaşıyorken son yarım asır içinde bundan vazgeçip İstanbul’a, Ankara’ya, Bursa’ya, İzmir’e, Adana’ya… “yığılmışız”.

Avrupa’da yaklaşık 200 milyon kişinin yaşadığı 10 ülke gördüm.

Bu ülkelerin ve bunlara bakarak internetten yaptığım araştırmada gördüğüm diğer tüm Avrupa ülkelerinin hiç birinde, hadi “İstanbul”dan vazgeçtim, Ankara, İzmir, Bursa… ölçeklerinde dahi megakentler yok.

Ve şunu fark ettim.

Bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaket, büyümede sınır tanımayan “megakent”leşmedir.

Bundan daha büyük bir felaket olamaz.

Bu “megakent”leşme öyle büyük bir sorundur ki, bir ülkenin bütün kaynaklarını, bütün enerjisini, bütün gelişme ve ilerleme kanallarını somurur, tüketir, yok eder.

Tıpkı İstanbul’un yaptığı gibi… Ve haliyle Ankara’nın, Bursa’nın, İzmir’in, Adana’nın yaptıkları gibi…

Sekizyüzbin kilometrekarelik bir ülkeyi bırakıp 80 milyonluk nüfusunuzun yarıdan fazlasını sadece sekizyüz kilometrekarelik (adına megakentler dediğiniz) .öt kadar bir alana üst üste yığarsanız, sizin artık ülkenizi ele geçirmek isteyecek düşmana da ihtiyacınız kalmadan zaten devlet ve millet olarak kendi kendinizi imha etme yolunda katettiğiniz yolun sonuna varmak üzeresiniz demektir.

Ondan sonra başlarsınız artık bunları inşa edebileceğiniz boş alan kaldıysa eğer, tüm kaynaklarınızı ikinci, üçüncü, dördüncü köprülere, havaalanlarına, otoyollara, viyadüklere, tünellere, avm’lere, sağlık tesislerine, enerji ünitelerine… aklıma gelen gelmeyen devasa yatırımlara…

Ve geriye ne eğitime, ne üretime, ne güvenliğe, ne adalete, ne sanayiye, ne tarıma, ne hayvancılığa… kısaca yaşamın zorunlu diğer gereksinim alanlarına kaynak kalır, ne de buna gücünüz ve zamanınız….

Artık varsa yoksa günlük yaşamınızı cehenneme çeviren “megakent” sorunlarını çözmeye çalışmaktan başka bir amacınız kalamaz doğallıkla…

Ve elin “gavuru” sorunsuz ve mutlu şehirciklerinde aklını fikrini bilime, sanata, tekniğe, spora, sağlığa, eğitime, turizme vermişken biz onların kafalarının bile almayacağı bambaşka dertler ve sorunlar yumağı içinde hır gür, itiş kakış, cebelleşmeye devam ederiz.

Rezalete bakar mısınız?

İstanbul’un altyapısına 2004-2016 arasında 98 milyar TL harcamışız. Bunda ulaşıma ayrılan pay 44 milyar TL’ymiş. Ve bu İstanbul tek başına Dünya’nın 123 ülkesinin her birinden daha büyükmüş.[1]

Oysa 500 milyondan fazla insanın yaşadığı AB’nde böyle bir sorun yok.

Adamların en büyük kenti Londra, o da, İngiltere’nin bir küçük adalar devleti olması nedeniyle başka çarelerinin olmamasından kaynaklanıyor. Geçin 8 milyon nüfuslu Londra’yı, gelin kara Avrupa’sına, en büyük kentler olan Berlin, Madrid, Roma, Paris, Bükreş, Viyana ve Hamburg kent merkezlerinin nüfuslarını toplayın[2], bir İstanbul etmiyor.

İşte başımızdaki en büyük bela.

Ne terör, ne ekonomik kriz ve ne de diğer sorunlar…

Biz başımıza öyle bir bela sarmışız ki, kendi kendimizi tüketiyor, yok ediyoruz da, haberimiz bile yok…

Kenan IŞIK

Cemile Torun bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 212
Toplam yorum
: 263
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 479
Kayıt tarihi
: 16.05.07
 
 

Sivas doğumluyum. Mülkiye mezunuyum.  Ankara'da yaşıyorum. Ülkeme, ulusuma dair benim de söyleyec..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster