Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ocak '09

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
191
 

Nefes ve iç sesler

Bu yazıda içimizde yankılanan sesleri ele almak istedim. Hani bize genelde olumsuz şeyler fısıldayan sesleri.

Bir bebek düşünün, sessizlikten ve huzurun içinden doğup gelmiş. Dinginlikten başka bir şey bilmiyor, içinde sesler yok, sadece engin bir boşluk var. Sonra 2 tane tanrıya rastlıyor, bunlara anne ve baba demişler bu dünyada. Çocuğun başka tanrısı yok ilk zamanlarda, bilmiyor hiç bir şeyi. Anne ve Babasının telkinleri onun için ilahi emir niteliğinde. Onlar ne söylerse, nasıl davranırsa minik bebek için doğru o. Böylece sesler girmeye başlıyor o eşsiz boşluğuna, istila ediyorlar sessizliğini, bozuyorlar huzurunu. Kovuyorlar cennetten. Büyümeye başlıyor, sesler programlanmış artık... Yapabilirim dediğinde "Hayır" diyor içindeki, sen yapamazsın, beceremezsin, dur elleme, sus, rahat dur, saygılı ol... devam ediyor böyle... yankılanıyor, sıkıyor boğazını, engelliyor, köstekliyor... "Sen" diyor ses, çocuk farkedemiyor... Ben kendime niye "Sen" diyeyim diye sormak aklına gelmiyor. Anlamıyor o seslerin kendine ait olmadığını, etrafındakiler tarafından içine zerkedildiğini kavrayamıyor.

Sonra sesler yerleşince "Ben" diyor artık, benimsiyor sesleri. Ona "yaparsın" denildiğinde, şaşırıyor, reddediyor, başarızlığını müdafaa ediyor, bahane üretiyor ve mutsuzluğunda haklı çıkmak için olanca gücüyle çabalıyor ve haklı çıkıp mutsuzluğu devam ettiğinde seviniyor için için ve şöyle diyor bir şey bilmenin gururuyla "Zaten böyle olacağını biliyordum"

O eşsiz huzura sahip olan muhteşem canlı, şimdi artık acizliğiyle yetinip onu savunan bir hale geldi. Düşünmüyor kendi gerçekliğini yarattığını. Algıları kapanmış. Nefesiyle irtibatı kopmuş. Nefes alıyor mu almıyor mu belli değil artık. Kısa, kesik bir solumadan ibaret bütün yaşamı. Ve o nedenle kısa ve kısır bütün hayatı. Sevinçleri kısacık ama hüzünleri yıllarca... Öfkesi bir sel gibi merhameti ise kendine acımaktan ibaret. Sonra biri gelip diyorki ona, bir nefes al derinden ve başla değişmeye. Al hakkını şu hayattan, geldiğin gibi ol, engin bir boşluk... Bir nefes çekiyor, tıkanıyor boğazında, düğümleniyor... Boğuluyorum diyor, başım dönüyor, gözüm kararıyor, midem bulanıyor... Neden böyle oldu diyor? Çünkü diyorum, ölüyorsun...

Bu sahte kimliği öldürmeden gerçek bir nefes alabileceğini mi sandın. Nefes hayatın kaynağı olmakla beraber ölümün, dönüşümün de kapısı, o kapıdan geçince bulacaksın hayatın kaynağını. Hadi gönüllü olarak bir nefes daha alda içindeki alev tutuşsun yaksın bütün sesleri. Bir feryat çığlığıyla kaybolsun sahte olan, böylece yankılanır sessizliğin sesi...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 46
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 818
Kayıt tarihi
: 11.01.09
 
 

Emotional Freedom Techniques (EFT), Deep PEAT, Bilinçaltı Enerji Salınım Tekniği (BEST), Sedona Yönt..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster