Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '19

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
11
 

Neler Oluyor Hayatta?

Bugüne kadar yazdığım yazılarımın önemli bir kısmında şu gerçeği anlattım durdum: Yakınçağ bitti; ama uzunca bir süredir, bu gerçeği reddedenlerin yapbozları yaşanıyor, dünyanın dört bir tarafında. Ülkemiz de böylesi bir sürecin başkentidir desek yeridir.

Böylesi bir gerçeği halka göstermek istemedikleri için, doğruluğu yanlışlığı tartışmalı haberler üretiliyor. Gazetelerde, televizyon kanallarında, kısacası medyada; okuyoruz, dinliyoruz, hatta okuyup yazdıklarımızla da böylesi bir sürece katkı sunuyoruz. Öyle ya, susuz kalmış değirmen, yoksa nasıl dönecek ve de döndürülecekti?

Söz konusu haberlerin bir kısmı doğruysa bile önemli bir kısmı, birtakım mülahazalarla üretilmiştir; süreci yönlendirenlerin iletişim kanalı olsun diye. Bu yazımda bu tür haberlerden bazılarını paylaşmak isterim.

Bilmem hatırlayanlar var mı, 2009 yılında Mardin’de, Bilge Köy’de yaşananları; bir düğün sırasında yaşandığı paylaşılmıştı kamuoyuyla. Kaç kişinin öldüğünü hatırlamıyorum; ama köy neredeyse mezarlığa dönmüştü, sağ kalmayı başaranlar da mezarların başında ağlaşıyordu.

Aynı yıl Elazığ’da, bir teğmenin, nöbette uyuduğu gerekçesiyle bir askerinin eline pimi çekilmiş el bombası verdiği, bu sırada el bombasının patlamasıyla dört askerin şehit olduğu haberi yansımıştı. Bu tarihlerde her iki olayı ele aldığım yazılarım oldu, diğer bir ifadeye gündemi ele aldığım yazılarda bu haberlere ilişkin duygu ve düşüncelerimi paylaşmıştım.  

Bolulu aşçı amcamızın kızı Münevver Karabulut ile Cem Garipoğlu konusu da bir hayli tartışıldı, gerçekliği konusunda herhangi bir şey söylemek istemem; ama yaşadığımız sürecinin atmosferini tanımlaması bakımından oldukça önemliydi.

2014 yılıydı sanırım, Kars’ta Kerem, öldürüldü, canisi halkta uyandırdığı infial nedeniyle Erzurum’a götürüldü. Adanalı altı yaşında gizemin yaşadığı da aynı yıldı. Hele geçtiğimiz yıl Ağrı ve Ankara’da, isimlerini şuan hatırlamıyorum, küçük kızların yaşadıkları…

2019’da yaşanabileceklerin adeta bir ipucu gibiydi sanki Aralık 2018’in son günlerinde meydana gelen olaylar: Ankara, Yenimahalle yakınlarında Ankara-Konya Hızlı Tren Seferine çıkan tren, rehber trenle çarpıştı; rayların öbür yakasında da banliyö treni vardı. Rize Emniyet Müdürü’ne saldırı düzenlendi, Mersin’e defnedildi.

Bu iki olaya birkaç gündür gündemimizi meşgul eden İstanbul’da (Kartal) çöken sekiz katlı binayı eklemeliyim. Haberlerde, olaya ilişkin detaylar da var, bina çökmeden önce, ikinci katında mevlit okutuluyordu diyen de var, bir camcının cam takmak için binaya girdiği, çöken binanın enkazında bulunanlardan birinin de camcı olduğu vs.

Ergenekon, Balyoz vs. davaları başladığında bir takım mevkilerde kazılar yapılmıştı, askeri mühimmat gömüldüğü vs. düşüncesiyle.

Sadede gelelim, yaşadığımız sürecin özelliği gereği, bu tür olaylar kuvvetle muhtemel bir şeylerin ipucu, zaten ipin ucunu iyice kaçıranların arayışı da böyle olur, öyle değil mi?

Okurlarım, şimdi bu olaylar yaşanmadı mı diye, yazımı sorgulayabilirler; sorgulamalarında fayda var. Bugüne kadar yazdığım yazıların çoğu yorum niteliğinde olduğu için, yıllardır yapmaya çalıştığım da olan biteni sorgulamaktır. Ama bazen sorgulamanın ötesine geçtiğim de oluyor, devletin diliyle kamuoyuna aktarılan gelişmelerin gerçekliğine inanmıyorum.

Neden inanmadığıma gelince, bunun için bir sürü gerekçem var; hepsini sayıp dökecek değilim. Ancak bunlardan birini paylaşarak tamamlamak isterim yazımı. Sıradan bir vatandaşım; ama ülkemin ve de genel anlamda insanlığın yaşadığı süreci yazılarımla anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyorum. Devlet kurumları bana inanmıyorsa, ben nasıl inanayım; böylesi bir devlete ve de kurumlarına…

Toplumsal sözleşme, bir nevi toplumsal inançtır; toplumsal inancın bireysel boyutu olduğu gibi, toplumsal boyutu da vardır. Toplumuna güvenmeyen, gizli kapaklı işler çeviren devlet biter; ama bu bitişte, uzun süre halktan gizlenemez.

Kartal’da çöken sekiz katlı bina, devlet aygıtının 2011’e geri dönüşü mü olacak, yoksa Mayıs 1977’de Taksim’de toplanan insanların üzerine çevredeki otellerden mermi sıktıranlar; bugünlerde sukutuhayali mi uğradılar?

Belki de 27 Mayıs 1960’ın sukutuhayalidir.

Bu kadar yorum kâfi, hakikatin ne olduğunu ancak Allah bilir.

Rıza Üsküdar

9 Şubat 2019/Eskişehir

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Rıza Bey, ben not defterin, devletin diliyle kamuoyuna aktarılan gelişmelerin gerçekliğine inanmıyorum diyerek, zaman içinde yaşandığını bildiğimiz bir takım olayların üretilmiş haberler olduğuna dair yaptığın sorgulaman; iki önemli olayı hatırlattı bana. Birincisi, 2010 yılıydı sanırım, Muğla’dan içinde el bombası dolu bir tır yola çıkmıştı Ankara’ya doğru, Ankara’nın girişinde Gölbaşı’nda durulmuş ve dava konusu da olmuştu. Dava açıldı; ama takipsizlikle sonuçlandı. İkincisi, 6 Eylül 2012’de bir tır dolusu el bombası Afyonkarahisar’da istif edilirken büyük bir patlama olmuş ve 25 askerimizin şehit olduğu ve pek çok askerin de yaralandığı bildirilmişti. Bu olay da mahkemeye taşındı, bazı isimlere hapis ceza verildiği de söylendi. Acaba bu iki olay da üretilmiş olabilir mi? Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar.

Rıza Üsküdar 
 11.02.2019 9:37
Cevap :
Not defterim, yapmaya çalıştığımız sadece sorgulama? Eğer bu sorgulamalarda haklılık payı varsa, süreci yönlendirenlerin, dile getirdiğin iki olay da dâhil olmak üzere pek çok üretilmiş haberle zamana oynadıkları anlaşılırsa bir gün, hiç şüphesiz yalancı çoban durumuna düşeceklerdir. Geçmişten anlatılır, köyün birinde, bir çoban, ikiye bir köy ahalisine haber salıp, sürüye kurt saldırdı, âmâm yetişin diye yardım talebinde bulunur. Her defasında köy ahalisi yardıma koşar; ama çoban başlar onlarla alay etmeye. Bir olur, iki olur, üç olur, bir gün gerçekten sürüye kurt saldırır; yine köy ahalisinden yardım ister çoban; ama köy ahalisi yardımına gelmez. Çoban inandırıcılığını kaybetmiştir çünkü. Böylesi bir sonuç doğsun istemem; ama süreci yönlendirenlerin de akıllarını başlarına almaları gerekiyor bir şekilde. Görüşmek üzere…  11.02.2019 12:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 3376
Toplam yorum
: 2168
Toplam mesaj
: 196
Ort. okunma sayısı
: 574
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuyum. Öğretmenliğim sırasında..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster