Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Kasım '06

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
1752
 

Normal doğum mu yoksa sezaryen mı?

Normal doğum mu yoksa sezaryen mı?
 

Bu akşam oturmuş haberleri izlerken değinilen bu konuda ben de yaşadığım tecrübelerimi paylaşmak istedim sizlerle. Bir anne adayı için heyecan, sevinç ve korkunun bir arada yaşandığı bu olay, aslında iki canın da güvenliği için son derece hassas bir olaydır.

Eskiden anneannelerimizin tarlalarda doğum hikayelerini bile duymuşuzdur çoğumuz. Doğuma kadar ağır şartlarda çalışan bu güçlü kadınlar hem gebelik süresince, hem de doğum anında tek başlarına ya da tıbbı yeterliliği olmayan kişiler tarafından desteklenerek dünyaya getirmek zorunda kalıyorlarmış yavrularını. Güçlü diyoruz ama istatistiklere baktığımızda o zamanlardaki doğum sırasındaki anne ve bebek ölümleri de aslında bu insanların doğaya karşı verdiği savaşı daha iyi anlatıyor bizlere. Ve günümüz tıbbi desteğinin de ne kadar önemli olduğunu bir kez daha vurguluyor.

Evet günümüzde tüm tıbbi imkanlar mevcut. Bebeğimizi karnımızdayken izleyebiliyoruz, cinsiyetini öğrenerek hazırlık yapabiliyoruz. İsimlerini ve eşyalarının renklerini çok önceden hazırlama fırsatımız doğuyor. Bunun yanında olası tehlikeleri önceden tespit edip önlem alma şansımız doğuyor ki bu şans bebeğe ve anneye yaşama şansı demek.

Fakat uzun yıllardır anne adayları öğretilerden yola çıkarak normal doğumdan uzaklaşma eğilimindeler. Anlatılan normal doğum hikayeleri ya da bir çok filmde izlediğimiz çığlık çığlığa doğum yapmaya çalışan anne adayı görüntüleri çok genç yaşlarda belleklere kazınmaya başlıyor. Ve o ana yaklaşan anne adayları da eğer bu etkilenme içindeyse doğal olarak normal doğumun adını anmadan sezaryen isteklerini bildiriyorlar doktorlarına.

Bazen burç ayarlama ya da kendilerince önemli olan günlere denk getirme çabası da bu karara etkili olabiliyor. Yani ‘’normal’’ bir doğa olayını ‘’müdahale’’ye çevirerek bir nevi normal dışı isteklere de girebilmek mümkün bu kararı alırken.

Haberde izlediğim doktor açıklaması : ‘’İnsanın kendi bedeni üzerinde karar verme hakkı’’ zorunluluktan çıkarabiliyor bu olayı.

Ancak yine de doktorun açıklamaları bununla bitmiyor. Tıbben müdahalenin anne ya da bebeğin sağlığını tehlikeye atacak durumlarda yapılmasının uygun olacağı görüşüyle devam ediyor.

Psikolojik olarak annenin korkması da bu tehlikeli durumlar arasında kabul ediliyor.

Fakat yine de sezaryen yöntemiyle gerçekleşen doğumlarda, her türlü gelişmiş imkanlara rağmen anne kayıpları normal doğumlara oranla 4 kat daha fazla yaşanıyor. Yani isteğe bağlı sezaryene karar veren bir anne adayı aslında 4 kat risk alarak giriyor doğuma.

Doğum sonrası ise (izninizle bundan sonrasını her iki tecrübeyi yaşayan biri olarak hayattan aktarayım) normal doğumda kolay atlatılan bir süreç. Doğumdan hemen sonra ağrılarınız hissedilmeyecek kadar azalıyor. Böylece tüm enerjinizi size muhtaç o küçük yavruya yönlendirebiliyorsunuz. Onu rahatça kucağınıza alıp emzirebiliyor, tüm bakımını üstlenebiliyorsunuz.

Sezaryen ise bildiğimiz bir ameliyat. Üstelik de tam vücudun ortasında oluşan bir kesi nedeniyle etkilenme alanınız daha geniş. Bu yüzden doğumdan sonraki 3-4 gün yatağa bağımlı, hatta yatak içinde hareketlerinizde bile bir yardımcıya gereksiniminiz oluyor. O ağrılar içindeyken daha emme refleksi gelişmemiş ve karnını doyuramayan bir bebeğin yerli yersiz ağlamaları çok daha rahatsız edici olabiliyor. Hem kendi acınız hem de bebeğinize yetersizliğin verdiği sıkıntıyı bir müddet yaşamak zorunda kalıyorsunuz. Üstelik yediklerinize ve içtiklerinize de ayrı bir özen göstermeniz gerekebiliyor. Ve bu da süt üretimini olumsuz etkileyebiliyor.

Bir de biz bayanlar için çok önemli bir nokta daha var. Ben bunu bizzat yaşadım ama belki de bana özgü bir durumdur diye mini bir anket de yaptım çevremde. Doğumdan sonra eski halimize dönme çabası… İnanın anket de beni doğruladı, hamileyken kocaman şişen karnımız normal doğumdan sonra rahat hareketle eski haline daha çabuk gelirken; sezaryenden sonra bir ayva göbek olarak kalma ihtimali daha yüksek.

Tabi ki bu kararı alırken annenin isteği çok önemli ama ben yine naçizane öneri olarak, eğer tıbbi olarak bir zorunluluğunuz yoksa (aşırı korku da dahil) normal doğumu her zaman tavsiye ettim arkadaşlarıma.

Adı üstünde doğal ve normal ya da müdahale…

Gerekliyse müdahale ama azıcık dişimizi sıkarsak bebeğimiz hiç olmazsa bu anormal dünyaya normal bir geliş yolunu buluyor inanın…

Tüm anne adaylarına sevgilerimle…

Foto:www.bebek.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sagol sevgili Deniz. Cok aydinlatici bir yazi bu. Ansiklopedi karistirsan bulamazsin bu dille yazilanini... Beni de gerilere götürdü. Oglumun dogumuna. Hersey normaldi. Sanci basladi, atladik gittik Hacettepe'ye. Ne olduysa ondan sonra oldu. Zaten dokuz doguruyordum kapida. Hersey normalken, hersey zamaninda olmusken geciken müdahale sonucu kordon dolanmasi... O halde sezaryen. Onu da onu da kaybetme duygulariyla bir iki saat yasadim. Sonunda veledimi gösterdi uzun bir koridorda hemsireler bana... 24 yasinda kerata su an. Sagol bana o geceyi animsattigin icin. Sevgiler.

pirmete 
 23.11.2006 21:07
Cevap :
Ben de oğlumu son anda kordon sarkması nedeniyle girdiğim sezaryen ameliyatında kurtardım. Sizin başınıza gelen nasıl bir telaştır çok iyi bilirim. Allah uzun ömürler versin sevgili oğlunuza. Siz büyütmüşsünüz benimki daha 10 yaşında. Umarım sizin gibi delikanlılığını da görmek kısmet kısmet olur bize de. 24 yıl geriye götürdüm demek sizi de. Sevgiyle kalın.  24.11.2006 12:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 240
Toplam yorum
: 1379
Toplam mesaj
: 381
Ort. okunma sayısı
: 1503
Kayıt tarihi
: 18.08.06
 
 

Zamandan şikayet ederken, ne kadar hızlı aktığını fark edemeden geçmiş yıllar. Kırklı yıllar, kır..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster