Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

perihan reyhan ALKAN

http://blog.milliyet.com.tr/pra

11 Temmuz '14

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
322
 

Nur içinde yat Lena Hanım Teyze

Nur içinde yat Lena Hanım Teyze
 

İnsanların inançları ve siyasi konularındaki saygısızlıkları, hoş görüsüzlüklerini, hele de birbirlerine düşmeleri, hakaretleşip küfürleşmelerini gördükçe, özellikle de Ramazan'da, rahmet dileyerek ve özlemle, çok daha fazla anıyorum Lena Hanım Teyzeyle annemi.

Çocukluk anılarımın en güzel yerinde her ikisi de ve örnek aldığım, yaşamım boyu, öylesi bir arkadaşlığın, dostluğun özlemini duyarak yad ettiğim.

Neredeyse, her sabah saat 10’da Lena Hanım Teyze, anneme sabah kahvesi içmeye gelirdi. “Sizinle sabah kahvesi içmeden, oturup konuşmadan güne başlayamıyorum” derdi. Kahvelerini içer, günü programlarlardı birbirlerinden görüş alarak… O gün ne yemek pişirilecek, hangi işler yapılacak, nelerin alışverişi yapılacak, öğleden sonra, kim ziyaret edilecek… Dikmekte oldukları giysi ya da örmekte oldukları için görüş alır, danışırlardı pek çok şey yanı sıra. Kendileriyle meşguliyetleri öylesi yoğundu ki başkaları hakkında dedikodu yapmak, özellerini araştırıp soruşturmak hiç akıllarına gelmezdi. Dinleri gibi, siyasi görüşleri de farklıydı ama bu da konu edilmezdi. Birbirlerini öylece, her şeyleriyle kabullenmişlerdi. Onlar için öncel değer, birbirlerinin insan, iyi bir insan, iyi bir komşu oluşlarıydı.

Öğleden sonra yapılacak bir iş ya da gidilecek başka bir yer yoksa da, mutlaka birbirlerinde olurlardı.

Annem ikindi ezanını duyar duymaz kalkar eve gelirdi namazını kılmak için. Üzülürdü Lena Hanım teyze annemin erken gidişine. “Otursanıza, daha çok erken” der, annem de, çok isterim ama ikindi geçecek” derdi başlarda. Lena Hanım Teyze baktı ki olmayacak, anneme bir seccade, namaz baş örtüsü ve tesbih aldı. İkindi ezanı okur okunmaz, diğer odaya gidip annemin seccadesi serer, elinde baş örtüsü ve tesbihle geri dönerek, “Buyurun, seccadenizi içeri odaya serdim” derdi.

Lena Hanım Teyzeler ailece her akşam rakı içerlerdi; hava iyiyse mutlaka bahçede ama bir huyları da vardı, perde kapatmazlardı. Ramazan yaza da denk gelirse, asla bahçede bir şey yiyip içmezler, içeride de perdeleri sıkı sıkı kapatırlardı komşulara saygısızlık olmasın diye. Sabahları saat 10’da yine gelmeye devam ederdi ama annemin bütün ısrarlarına rağmen, kahve ikramını reddederdi.

Yortu zamanı, kuzineleri olmadığından, gelir bizde paskalya çöreği pişirirdi, öyle çok pişirirdi ki komşulara, sokaktaki çocuklara bile dağıtırdı. Çok da güzel yapardı ve biz çocuklar da bayram ederdik o gün. Kandillerde de sanırım kendisine getirilenlerin tabaklarını boş göndermemek için, o da mutlaka ya helva, ya çörek nevi bir şeyler yaparak iadede bulunurdu bizlere.

…….

Kimsenin ibadeti, hangilerini yerine getirip getirmediği ilgilendirmiyor beni lakin işin bu yanı değil de, saygısızlık boyutu, tıpkı insanların birbirini neden oruç tutuyorsun ya da tutmuyorsun diye sorgulaması kadar çok üzüyor…

Oruç tutmayabilirsiniz, inanmayabilirsiniz de ama bu sıcak yaz gününde, susuzluktan kavrulmuş, dili damağı kurumuş oruçluların olabileceğini hiç hesaba katmaksızın, sokaklarda milletin gözünün içine baka baka, elindeki su şişesini başına dikenleri, yollarda, uluorta yemek yiyenleri gördükçe annemle Lena Hanım Teyze geliyor aklıma ve de çok üzülüyorum insanlık adına.

Biliyorum, yazının başlığına bakarak tenkit edenler olacak yine pek çok konuda olduğu gibi. “Sen bir gayrımüslüme nasıl rahmet dilersin” ya da benzeri sözlerle kınayanlar, yanlışımı(!) yüzüme vurma meraklıları çıkacak ama ben diliyorum efendim, dileyeceğim de, dua da göndereceğim…

Kimin hangi davranışıyla Allahın rızasını kazandığı ya da kaybettiğini bilemeyiz. Öylesi iyi bir şey yapmıştır ki Allahın rızasını kazanmıştır, biz yargılayanlar da, öylesi bir şey yaparız ki kaybederiz. Takdir Allahın!..

Yıllardır görmüyordum, onlar İstanbul'a, biz Ankara'ya taşınmıştık çünkü. Annemden sonra, Lena Hanım Teyzenin de vefat ettiğini çok sonra öğrendim …

Bilmiyorum, görüşmediğimiz sürede inancında bir değişiklik oldu mu, hangi inanç ve imanla ruhunu teslim etti ama Müslümana ve İslama, özellikle de insana saygısını, kul hakkı ve haramdan çok korktuğunu, dedikodu yapmadığını, herkes için iyi düşündüğünü, kimseye bir zararı, kötülüğü olmadığını, çok sevgi dolu ve her zaman güleryüzlü olduğunu çok iyi biliyorum.

Hem kim bilir, belki saatine, duamın kabul edildiği bir ana denk gelir, tüm saminiyetimle dile getirdiğim, bağışlanmasını dileyişimi Allah kabul ediverir!

O nedenle bir kez daha rahmet diliyor, dualarıma paydaş ederek, tüm ölmüşlerimle birlikte nur içinde yatmasını temenni ediyorum.

 

p.r.alkan

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bağışlanmasını derken? Sizin doğru dinde olduğunuzu siz düşünüyorsunuz ve farklı din inancı olanlar için günahkarmış da bağışlanması gereken insanlarmış muamelesi yapıyorsunuz. Bir de kalkmış saygıdan bahsediyorsunuz. Belki bağışlanması gereken sizsiniz, hiç bunu düşündünüz mü?

nehir çakmak 
 18.07.2014 12:22
Cevap :
O muameleyi ben yapıyor değilim efendim. Kurana göre konuşuyorum. Kuran gerçeğini biliyorsanız, ne demek istediğimi de anlamış olmalıydınız. Ayrıca ben pir-üpakım, bağışlanmaya gereksinimim yok iddiasında da değilim. Var muhakkak benim de, bağışlanma talebim olan yanlışlarım, eksiklerim. Ben bireysel dua etmem, dualarıma herkesi paydaş ederim, o nedenle o rahmetli komşumu da paydaş ettim, sadece farklı inanışta olduğu için değil.  24.07.2014 13:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 290
Toplam yorum
: 291
Toplam mesaj
: 41
Ort. okunma sayısı
: 549
Kayıt tarihi
: 11.03.08
 
 

İlk ve orta öğrenimimi Gölcük/ Kocaeli, lise ve üniversite öğrenimimi Ankarada gördüm. İlk okuldan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster