Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '18

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
222
 

O Eski Kış Günleri ..!

O Eski Kış Günleri ..!
 

Bizim çocukluğumuzda, "Kara kış" dediğimiz soğuklar olurdu...  Kışın yağan kar köyümüzün üzerine bembeyaz örter, O beyaz aydınlık, evlere, sokaklara yansırdı. O güzel manzara yaşama sevincinizi artır, içimizi müthiş bir coşku doldururdu...

“Merhaba, Kış mevsiminin kendini iyiden iyiye hissettirdiği bu günlerde” diye bu yazının başlanmış olduğunu düşünün, hatta devamında, “evet bugünde çok soğuk, gece gündüz ayaz var ve her taraf buz içinde, evet kayıp düşmekten korktuğunuz için dışarıya çıkmaya korkuyorsunuz” diye devam eden sözler olmasını kim istemez!...  Ama o kışlar yok o manzaralar yok, olmayınca ne demeli?...

Şahane kış manzaralarını seyretmeyi, lapa lapa yağan karları cam kenarından seyredip sıcak çayınızı veya kahvenizi yudumlamayı kim istemez ki…

Mevsimler değişti, hızla artan nüfus ve sanayileşmenin atmosfere etkileri ve küresel ısınmanın bir takım iklimsel değişiklere yol açtığını bilim adamları hep söyler.  Tüketicilerin ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için birçok ürün geliştirildi. Bu ürünleri yapmak için dev sanayiler oluşturuldu,  enerji ihtiyacı arttı. Diğer taraftan savaşlarda kullanılan bombalar, kimyasal silahların olumsuz tesirlerinden tüm dünya etkileniyor. 

Birçok bilim adamının ortak görüşlerini doğruluğunu maalesef görüp yaşıyoruz. Bilim adamların söyledikleri bildiri de “değişen ve gelişen teknolojinin de küresel ısınmanın oluşmasında büyük etkisi olduğuna” işaret ederlerken özellikle “ atmosfere salınan karbondioksit miktarını fazlalaşması sonucunda Türkiye'nin de içinde bulunduğu birçok bölgede mevsimlerin yarı kurak ve tropik iklim özelliklerine doğru gittiğini” ifade ediyorlar.

İlkokula giderken boyumuz kadar kar olurdu. Böyle karda okula gittiğimizi hatırlıyorum. Sınıfta hiç eksik arkadaşımız olmaz, kimse gelmemezlik etmezdi. Sınıfları girdiğimizde okulun hademesi Durali dayının sabah erkenden yaktığı soba gürül gürül yanar hem içimiz hem dışımız ısınırdı.

Büyük bir uykunun mevsimidir kış. Yalnızca doğa değil, insanoğlu da onunla birlikte bu uykuya kendini hazırlar, bedenini değilse de ruhunu uykuya yatırma zamanıdır. Uyumanın, unutmanın ve dinlenme zamanıdır kış ayları…

Çocukluğumuzdaki kış gecelerini hatırlıyorum da, elektriklerin olmadığı o masum günleri düşünün. Kış; sert ve soğuk. Annem, gaz tüketimi az olsun diye gider o küçük gaz lambasını yakar, etraf birden gün yeni yeni aydınlanıyormuş gibi sapsarı olur. Gaz lambasının hafif bir kokusu yayılır çevreye. Yatma zamanı geldiği zaman koku lamba söndüğü için daha da artar. Geriye sobanın çıtırtıları ve tavana vuran o kırmızı ışığı kalır.

Sabahları kar yağdığını çocukların seslerinden anlardınız. O zamanlar erken yatılır ve o zamanlarda çocuklar olan bizler hep erken uyanırdık. Karı ilk gören biz çocuklar olduğumuz için sokaklara koşar, sokakları bayrama çevirirdik. İşte o zamanlarda alarm kalk sesi, çocukların şen sesleri çağırmaları bağırmaları gülüşleri olurdu.

Evlerde odunla gürül gürül yanan sobaların sesini bir tarafta mırıldayan kedinin sesi, bir taraftan da anamın ipleri eğirmek için kullandığı engerek sesi katılırdı. Arada bir avlumuzda gelen kuşlar cığırdaşır ve babamın kahveden gelirken üstünde kalın paltosuyla haşır huşur karları basarak gelişinde duyulan ayak sesleri. Sonra kuşlar pııırrr dam başlarına konuşları. Telefon tellerine ip gibi dizilen kuşların seyrine doyum olmazdı Köyüm Karahöyük de…

Bir küçük serçeyi bir siyah sığırcığı seleden, kalburdan yaptığımız atkuyruğu tuzaklarıyla tutmaya çalıştığımız günler. Ve hiç bitmeyecekmiş gibi süren dam kürümeleri toprak yer evlerin boyu sıra yığılan kar birikintileri kocaman kocaman kardan adamlar ve kartopları. Aaaah o günler çocukluk işte…

Çocukluğumdaki kışın gelişini ayrı bir incelikle duyumsardım.  Çatılardan aşağı sarkan buz sucuklarını kopararak dondurma niyetine yalardık. Yuvarlıya yuvarlıya kartoplarını koca koca kardan adamlar yapardık, boy boy, sıra sıra… Kardan kaleler yaparak, kartoplarımız ile kendimizi feda ederek, karşı kaleyi ele geçirmeye ve yıkmaya çalışırdık. Yüzümüze gözümüze gelen kartoplarının acıtmasına rağmen canımız; ne ağlardık, ne de mızmızlık edip annelerimize babalarımıza şikayet ederdik.

Yeni yetme yaşlarıma geldiğimde köyümüze gelen Elektrik sürekli gidip gelir, hele geceleri sürekli kesilirdi. Köyümüzde, gaz lambası ışığında yemekler yenir, çaylar içilir darı mısır patlatmaları yenirdi. Biz dolap gözlerinde saklambaç, körebe oyunları oynar en çok sevdiğimiz oyunlardan ise, oyun kartlarını duvardan tutup aşağı tek tek bırakarak arkadaşımızın kartının üzerine düşürüp almaya, isim şehir hayvan, üç taş, beş taş, tombala gibi oyunlar oynardık…

Kışın o çatır çatır buz tuttuğu günlerde dışarıda ki tipinin sesi hoş bir seda olurdu kulaklarımızda. Şimdi ise göstermelik yağan kara rağmen çocuklar da değil koca koca lise öğrencilerin okulları ve kamuda çalışanları tatil ediliyor. Herkes evlere facebook ta twitter da kim neyi beğenmiş ne yorum yapmış youtube da ne var ne yok dört duvar arasına… Hani meşhur bir söz vardır ya, değişmeyen tek şey değişimin kendisidir, diye…

Biz güneşle uyanırdık çocukken. Sabah olunca güneş gözlerimizi kamaştırırdı. Şimdi kalın perdelerin ardındaki karanlık odalara çalar saatin “hazır ol” sesiyle uyanıyoruz. Yüzümüzü yıkarken aynada gördüğümüz yüze bakmaya korkuyoruz.

Büyük şehirlerde yaşayan biz ve bizim gibiler; yorgun gözler zorla açılırken işe yetişebilmek için giyinmeye başlıyoruz. Erkekler tıraş olurken bayanlar savaş boyalarını sürüyor. Makyaj yapınca sağlığımıza kavuşanlardanız biz. Ara sıra makyaj yapmadan giden bayanlar iyi bilir. “Ne oldu? Hasta mısın?” sorularından geçilmez o gün. “Yoo iyiyim, sadece makyaj yapmadım” derken belki karşısındakini yumruklamak ister içinden. Makyaj yapmak, soranların sorularını cevaplamaktan daha kolay olduğundan, ertesi gün ilk önce makyaj yapar kadın evinden çıkmadan. Halbuki eskiden böyle dertlerimiz de yoktu. Elma gibi yanardı yanaklarımız, gözlerimizde yorgunluktan eser yoktu. Ne zaman bu hale geldik?

Çalışan kadının çocuğu varsa bir de, evden ayrılmadan bakıcıyla kapıda yapılan sohbetin arasında, gözler saattedir bir yandan. Zaman daralmaktadır çünkü. Ufaklık da öpülüp, bir koşu çıkılır evden. Yoldan alınan simit peynir standart kahvaltıdır. koşuşturmacaya devam. Son anda yakalanan otobüs ya da servis arabasına kendini atmanın verdiği huzurla biraz soluklanılır. Bu arada çanta kontrol edilir. “Telefonumu aldım mı? Oh! Şükür yanımda.” Bir oh daha çekilir. Oturacak bir yer bulunabilirse, çantadan telefon çıkarılır. Telefonda sosyal paylaşım sitelerinde dolaşmakta ya da maillerini okur. Yabancılarda oturacak bir yer bulunabilirse, çantadan kitap çıkarılır. Ne kadar okusak kardır derler. Bizim milletimizde telefonda sosyal paylaşım sitelerinde dolaşılır ya da bazılarımız ise internet gazete sayfalarını çevirir. Denizli ve daha büyük şehirlerin cilveli kaderi bu söylediklerim özellikle bayanlar için... Modern hayatta çalışmak böyle bir şeydir. Vah şimdiki yaşamaya çalışanların haline vah!

Ben de çocukluğumda karın yağmasını beklerdim. O eski Zemheri günlerde, çocukluğumun soğuk gecelerinde, Köy de kar da, kışda, kış gecelerinin geçmesi için evin en yaşlısı hikayeler anlatırdı. Hikayeler hep dostluk ile biterdi. Bütün hikayelerde çalışkan olmak, azimli olmak ve emek vermek temel fikirdi ve dostluğun değerini anlatan bu hikayeleri evin büyükleri bile dinlerdi.

Soğuktan bizi koruduğunu düşünen annelerimiz, yaz aylarında yaptığı muhteşem tarhanaları şifa olsun diye çorba yapar sıcak sıcak sabah akşam tarhana aşı yerdik.  Annelerimiz, tarhananın mucizevi bir vitamin kaynağı olduğunu seneler önce keşfetmişti ancak bilim adamları bunu ancak daha yeni açıklamayı becerdi.

Öte yandan kar görkemlidir, güzeldir ve tüm soğukluğuyla, erişilmez bir ışıkla soluksuz bırakır bizi. “Kar çocukluğumun köyüm Karahöyük köyümün ayrılmaz bir parçasıydı”. Öte yandan kar görkemlidir, güzeldir ve tüm soğukluğuyla, erişilmez bir ışıkla soluksuz bırakır bizi… Kışın soğuğu, doğanın giderek çıplaklığa bürünmesi doruk noktasına ulaştıkça, farkında olmadan biz de o ıssızlığı doğru gideriz.

Kışın soğuğunda adımlarımız yavaşlar. Dünya biraz daha yavaş dönmeye başlar sanki... bir şeyler hatırlanmaya çalıştıkça unuturdu kışın.! Bizi neşeli bir bahar sabahı yüzümüzü gülümsetecek sarışın güneşten de yoksundur kış. Ama çok önemli bir şeye sahiptir. Dinlemesini bileni huzuruyla sarıp sarmalar. Bilgedir kış. Bize yeniden doğabilmek için önce durup dinlenmemiz gerektiğini öğretir. Kışın kendine has güzelliklerini bir mucize gibi yaşarsın, bu aylarındaki o tatlı uyku haline yazın özleriz…

Şimdi, kış ortasında baharı, bahar gelince de yazı yaşıyoruz… Kış zaten kışlıktan çıkmış.. Artık ağız tadıyla "Tırılım tıştan, kurtulduk kıştan" diye yazı dahi yazamıyoruz…

 

Sevgiyle kalın.

 

Recep ASLAN

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 152
Kayıt tarihi
: 18.01.18
 
 

Denizli Valiliği Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünden emekli. Denizli'de Merkezde Yaşıyor. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster